Kadın ve Erkeğin Tokalaşması Günah mıdır?

Kadınlarla Tokalaşmak Caiz mi?,Erkeklerle Tokalaşmak Caiz mi?,Kadın Eli Sıkmak Haram mı?,Erkek Eli Sıkmak Günah mı?,Kadın ve Erkeğin Tokalaşması Günah mı?,Kadın Erkek Tokalaşması Abdesti Bozar mı?..Aradığınız tüm soruların cevabı bu yazı dizisinde!

Kadınla Erkeğin Tokalaşması Gunahmı
Kadın ve Erkeğin Tokalaşması Günah mı?
İslâm Dini'nin ana kaynakları Kur'ân-ı Kerim'dir ve de O'nun açıklaması ve uygulaması niteliğindeki Muhammedî Sünnet'tir. Bir sözü, davranışı ve işi haramlıkla vasıflandırabilmek için haram hükmünün doğrudan bu iki kaynağa veya bu iki kaynaktan birine dayanması gerekir. Yüce Rabbimiz Kur'ânımızın İsra sûresinin 32. ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, apaçık bir çirkinliktir ve kötü bir yoldur." Bu âyet zinayı yasaklamanın yanı sıra zinaya yaklaştırıcı eylemleri de yasaklamaktadır. Sevgili Peygamberimizin ilgili sözlerinden hareketle zinaya yaklaştırıcı eylemleri çıplaklık, aralarında mahremiyet bağı bulunmayan kadınla erkeğin gözlerden ırak beraberliği, iradeli ve arzulu bakış ve bedenî temas olarak özetleyebiliriz.

Bedenî temasın bir şekli de tokalaşmadır. İslâm literatüründe müsâfaha olarak isimlendirilen tokalaşmanın yükümlülük yönünden Mubah, Sünnet ve Haram türleri vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de tokalaşma, mübâya'a mastarından fiil ve emir kipleriyle fakat çağrışımı yapılan soyut tokalaşma manasında değil, siyasî otoriteye bağlılık anlamında kullanılmaktadır. (Fetih 10; Mümtahine 12.)

Cinsel amaç gütmeyen tokalaşma ise temelde helaldir, abdesti de bozmaz. (Farklı görüşler için bkz: Kurtubi, Nisa 43, 5/223.) Fakat harama yol açabileceği için mücbir bir sebep olmadıkça sakınılmalıdır. Özellikle kadınlarımız ileri derecede kaçınıcı bir duyarlılık göstermelidir. Ancak nefislerine güven duyan veya yaşadıkları seküler toplumda, takdir haklarını kullanarak içinde bulundukları durumu, tokalaşmayı gerektirici; koruyucu veya manevi yarar sağlayıcı bir neden olarak değerlendiren mümin kadınlar ve erkekler ise İslâm adına asla yerilmemelidir. 
Hiç şüphesiz huzurunda sorgulanarak niyetlerimize ve amellerimize göre yargılanacağımız otorite yalnızca Allah'tır.

Bu sebeple açıklamalarımızı sözlü ve fiilî sünnet merkezli olarak yapacağız.

a- Müslüman erkeklerin ve kadınların karşılaştıklarında erkek erkeğe ve kadın kadına tokalaşmaları yükümlülük bakımından Sünnet'tir. Bir diğer anlatımla Hz. Peygamberin uygulamasını izlemektir. Bu konuda İslâm bilginlerinin görüş birliği vardır. Çünkü Peygamberimiz bizzat kendileri tokalaşmışlar, tokalaşmaya yönlendirici buyruklarında da şöyle buyurmuşlardır: "Allah, karşılaştıklarında müsafaha eden (tokalaşan) iki müslümanı birbirlerinden ayrılmadan mutlaka bağışlar." (Aynî, Umdetu'l-Kârî, 22/252.)

Şanlı Peygamberimiz tokalaşmanın bağışlatıcılığı yanı sıra taraflar arasında oluşan kin gibi yıkıcı duyguları eriteceğine de işaret etmişlerdir.

b- Mahremiyet (evlenme yasaklığı) ve nikâh bağı ile ilişkili bulunan kadın erkek arasında tokalaşma da meşru ve Sünnet nitelikli uygulamadır.

c- Aralarında mahremiyet ve nikâh bağı bulunmayan genç erkeklerle yaşlı kadınlar ve genç kadınlarla yaşlı erkekler arasında tokalaşma ise ahlâkî sakıncalardan beri olacağı için mübahtır caizdir; yapılması sakıncasız işlemdir. Aynı şekilde aktif cinsel duyguları sönmüş yaşlılar arasındaki tokalaşmalar da mübahtır. Mübahlığından ötürüdür ki bu tür uygulamalar Hz. Ebû Bekir ve Abdullah b. Zübeyr gibi sahabilerin hayatında da görülmektedir. (Şerhu Fethi'l-Kadîr, K. Kerahiyeti F. Fil-... Lemsi 8/98; Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi 4/ 371,Cevheretü'n-Neyyire 2/363, Fetavay-i Hindiye (tercümesi) 12/39.)

d- Birbirleriyle evlenebilir konumda olan, bir diğer anlatımla aralarında mahremiyet ve nikâh bağı bulunmayan kadınla erkek arasındaki tokalaşma ise amacına göre farklı hükümleri içermektedir.

1- Anılan kadınlarla erkekler arasındaki cinsel arzulu tokalaşma doğrusunu Allah bilir, Kur'ân yanı sıra Nebevî Sünnetle de irtibatlandırılabilir haramdır. Çünkü Peygamberimiz, cinsel arzulu tokalaşmaları,cinsel organ zinasına yaklaştırıcı elin zinası olarak niteler. Bu tür nitelemenin yasağı da kapsayacağı açıktır. Salat ve Selâm üzerine olsun O, ilgili hadislerinde söyle buyurur:
"Şüphesiz Allah, Âdemoğlunu zinaya eğilimli olarak yaratmıştır. Hiç şüphesiz bu eğilim onu kuşatacaktır. Gözlerin zinası bakış, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası sözdür. Eller zina eder, ellerin zinası yapışıp tutmaktır. Ayaklar da zina eder, onların zinası yürümektir. Ağız da zina eder, onun zinası da öpmektir. Nefis umar ve ister, cinsel organ ise zina arzusunu gerçekleştirir veya sonuçsuz bırakır." (Ebu Davud, Nikah 44; Buhari, İsti'zan 12.)

Elin zinası olarak vasıflandırılan tutuşun tokalaşmanın İslâm bilginlerinin anlayışları çizgisinde tarafımızdan cinsel amaçlı ve nitelikli tutuş tokalaşma olarak değerlendirilmesi, ilgili hadislerde örneğin bakmanın ve dinlemenin cinsel nitelikli olan ve olmayan şeklinde ayrılmasından açıkça anlaşılmaktadır.
Zira gözün zinası olarak açıkladığı bakışın Peygamberimiz tarafından bütün bakışları değil, iradeli ve amaçlı bakışları içerdiğinin duyurulması bunun kanıtıdır. (Ebu Davud, Nikah 44; Aynî 22/240.) Kur'ân-ı Kerîm'de mümin erkeklere ve kadınlara verilen gözlerin bakışlarının bir kısmından korunulması ile ilgili ilahî emirler de aynı ayrımı yapmaktadır. (Mu'minun 30-31.)

Kulakların zinasının dinlemek olduğunu duyuran güzellikler örneği Peygamberimizin düğünler ve bayramlar gibi özel günlerde huzurunda icra edilen şarkıların tarihi olayları anıcı ezgilerin dinlenilmesine onay vermesi de dinlemeyi helal ve haram kısımlarına ayırdığını göstermektedir. (Buhari, Îdeyn 2.) Kaldı ki Peygamberimizin elin zinasının tutmak olduğunu bildiren hadislerinde kullandığı el-Betş kelimesi de tabii tutuşu değil yapışıcı, arzulu, kavrayıcı tutuşu ifade etmektedir. (Ragıb el-İsfehani, el-Müfredat, Betaşe maddesi.)

"Mahremiyet ve evlilik bağı olmaksızın bir kadının eli içine dokunan kişinin Kıyamet Günü'nde eline ateşten kor konulur." Anlamındaki kendisiyle istidlâl edilemez "ğarib" hadisin, "terhib; korkutma" için kullanımı kabul edilse bile yapılan açıklamalar ışığında ancak cinsel amaçlı tutuşla ilgili uyarı olarak değerlendirilebileceği açıktır. (Nasbu'r-Raye 4/240) Burada değinilmesi gereken bir husus da elin zinasının Kur'ânın yasakladığı Fehşa (çirkinlik) kapsamında değerlendirilebileceği gerçeğidir.

2- Aralarında mahremiyet ve nikâh bağı bulunmayan erkekle kadının cinsel haz amacı gütmeyen tokalaşmaları ise iki şekilde değerlendirilmektedir.

a) İslâm bilginlerinin bir bölümü, cinsel ilişki gayesi gütmeyen tokalaşmaların cinsel telezzüz amaçlı tokalaşmalar gibi haram olduğu görüşündedirler. Onlar bu görüşlerinde Sevgili Peygamberimizin Kur'ânî emir gereği kadınlarla biatlaşırken erkeklerle tokalaştığı gibi kadınlarla tokalaşmayıp sözlü olarak biatlaştığını açıklayan hadisten delil getirmektedirler.

Şanlı Peygamberimiz Hz. Muhammet'le biatlaşan Ümeyme bint-i Rukeyke isimli kadın şöyle anlatıyor: Bir kadın topluluğu ile birlilikte biatlaşmak üzere Hz. Peygambere geldim...Elinizi uzatınız da size biat edelim, dedik. Şöyle buyurdular:  Ben kadınlarla tek tek tokalaşarak biatlaşmıyorum. Yüz kadına söylediğim söz bir kadına söylediğim; bir kadına söylediğim söz de yüz kadına söylediğim söz gibidir." (Nesai, 7/149; İslam Fıkhı Ans. 4/370.) 

Yukarıda sunulan ve kendisiyle istidlal edilen hadis yanı sıra saygı değer eşleri Hz. Âişe annemizin, O'nun biatlaşma sırasında hiçbir kadınla tokalaşmadığını açıklayan sözleri de haramlılık delili olarak algılanamaz...Zira emredici veya yasaklayıcı bağımsız buyrukları ile pekiştirmedikçe Peygamberimizin uygulamaları bağlayıcı hükümler oluşturmaz, yalnızca geçici tercihlerini yansıtır. 
Nitekim Peygamberimizin bizzat yapmadıkları bazı işlerin yapılmasını onayladıkları bilinmektedir. Örneğin O, "Benim eğlence ile eğlencenin benimle ne ilişkisi olabilir."(Nihâye, 2/109.) buyurdukları halde düğünlerde ve bayram günlerinde huzurunda şarkılar söylenilmesini onaylamıştır. Kendisine ikram edilen keleri yememiş, ama yenilmesini tasvip buyurmuştur. (Buhari, Zebâih 33.)

Kaldı ki kadınlarla biatlaşması için Peygamberimize verilen Kur'ânî emir mubâya'a mastarından emir kipidir ki Kurânın işaret ettiği üzere sözlü biatlaşmayı değil tokalaşma şeklindeki biatlaşmayı çağrıştırmaktadır. Üstelik Peygamberimiz Ebû Sufyan'ın karısı Hint'le tokalaşarak biatlaşmıştır. Kendisine vekil kıldığı Ömer b. Hattab da (onun huzurunda) kadınlardan tokalaşma yoluyla biat almıştır. Böyle olmakla beraber Peygamberimiz, kadınlarla sözlü biatlaşma dâhil bez üzerinden müsafaha ve bir kap suya birlikte el sokma şeklinde farklı uygulamalarda bulunmuş, tokalaşmanın tek yöntem olmadığını, yöntemlerin çeşitlendirilebileceğini belirtmiştir. 

Üstelik o erkeklerle tek tek biatlaştığı gibi topluca da biatlaşmıştır. Biatlaşma Peygamberimizden sonra daha da çeşitlenerek sözlüden yazılıya doğru gelişim göstermiştir. (Müsned, 5/85, 6/409; Kurtubi Mümtahine 12; İbn Kesir, Mümtahine 12; Kettani, et-Terâtibu'l-İdariyye, İz Yayınları, 1/295; Diyanet İslam Ansiklopedisi, 6/121..., Buhari, Ahkam 43.)

b) İslam bilginlerinin bir bölümü de aralarında mahremiyet ve evlilik bağı bulunmayan karşı cinsler arasındaki cinsel haz amacı gütmeyen tokalaşmaların temelde helal olduğu görüşündedirler. Bir önceki maddede özetlenen açıklamalar ışığında bizim katıldığımız görüş de budur. 
Cinsel haz amacı gütmese de asırlardır İslâm dünyasında sürdürülen ve kutsal kültürümüzün alâmet-i fârikası olmuş kadın erkek tokalaşmasını dışlayan uygulama onun haramlığına değil, bu konuda sedd-i zerâi' yönteminin uygulanması gereğine inanılmasından kaynaklanmış olsa gerektir ki bu anlayış doğrudur. 
Bilinmesi gerektiği gibi temelde mübah, helal olduğu halde harama sebebiyet verebilecek işlerden kaçınılması Kur'ânî usuldür. (En'âm 108.) Bu usûle İslâm Hukuku'nda vesîlelerin önlenmesi anlamına Sedd-i Zerâi' denilmektedir. 
Cinsel amaç gütmese de tokalaşma her an cinsel nitelikli fitneye düşürebileceği için Sedd-i Zerâi'in işletilmesi gerekir. Zira harama yaklaştırıcı davranışlar ve işlerden kaçınılması ve şüphelilerden sakınılması Peygamberimizin de öğüdüdür. (Buhari, İman 39; Tirmizi, Kıyamet 10.)

İslâm'ın, müslümanların yalnızca kültürel, ekonomik ve siyasal iktidarları dönemlerinde değil temel hak ve özgürlüklerinin çiğnenip kısıtlanacağı dönemlerde ve de müslümanlarla İslâm dışı toplulukların iç içe yaşayacağı toplumlarda da yaşanacağı düşünülürse, Kur'ân'a ve Peygamberimize aidiyeti ve anlamı üzerinde ittifak edilmiş Kur'ân bağlantılı Sünnet deliline dayanmadıkça her hangi bir sözü, davranışı ve işi haramlıkla vasıflandırmak İslâm'a bağlılık adına İslâm'la çatışmaktır. 
Üzülerek ifade etmek isteriz ki bu gibi helali haramlaştırma veya farklı görüşleri bilmeksizin ve önemsemeksizin herhangi bir içtihadı İslâm'la özleştirmek gibi hatalar çokça yapılmaktadır. Oysaki Kur'ân bu nevi hataları ağır bir dille haram kılmaktadır. (Yunus 59; Nahl 116; Şûrâ 21.)

Sonuç olarak deriz ki tokalaşma sünnettir. Aralarında mahremiyet ve nikâh bağı bulunmayan kadınla erkeğin cinsel haz amaçlı tokalaşması haramdır. Doğrusunu Allah bilir abdesti de bozabilir. Çünkü onların her biri, birbirlerine ulaşamayacak kadar yüce, dokunamayacak kadar kutsaldır. Ancak cinsel amaçlı da olsa tokalaşma müfessir sahâbi İbn-i Abbas'a göre, büyük günahlar ve açık çirkinliklerden kaçınıldıkça bağışlanacak "Lemem" benzeri küçük günahlardandır. (Buhari, İsti'zan, Bâb: Zine'l-Cevârih..., Ayni, 22/238; İbn Kesir, Necm 32.)

Kur'ân ve Sünnet'in bu anlayışı doğruladığı da bir gerçektir. (Kaynak tefsirlerden şu ayetlerin tefsirine bak: Necm 32; Nisa 31; Hud 114; Ankebut 7.)



Tecavüze Uğrayan Birinin Kürtaj Yaptırması Caiz mi?

SORU: Tecavüze Uğrayan Birinin Kürtaj Yaptırması Caiz mi?,Tecavüze Uğrayan Biri Kürtaj Yaptırmalı mı?,Kürtaj Yaptırmak Günah mı?..

Tecavüze uğrayan biri kürtaj yaptırmalı mı
Tecavüze Uğrayan Birinin Kürtaj Yaptırması Caiz mi?

Anne hayatı boyunca bu acıya çekecek ve ruhsal anlamda sorunlar yaşayacaksa tabi ki çocuk aldırma işlemi yapılabilir,bu durumda günah Anneye değil bu caniliği o Anneye yaşatan kafire yazılır!

"Meşru olmayan bir cenin, şekillenmeden yani ruh üflenmeden önce kürtaj yapılabilir." (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II. 327) diyen alimlerde vardır.

Benim şahsen hiç bir şekilde katılmadığım ve mantıken yanlış bulduğum bilgilerde mevcuttur bazı alimler; ruh üflenmeden de çocuğun (ceninin) asla alınamayacağını, kürtaj yapılamayacağını, bunun asla caiz olmayacağını söylüyorlar. "Çünkü, zina mahsulü de olsa çocuğun hiç bir suçu ve günahı yoktur" deniyor,"Nitekim, fıkha göre idama mahkum, mesela zina yapmış evli kadın hamile ise çocuğu doğurmadıkça infaz edilemez. Demek ki, çocuk öldürülemiyor" gibi bir mantıkla hareket ediyorlar,fakat burada eksik olan şudur ki biz karşılıklı iki insanın kendi istekleri ve iradeleri doğrultusunda yaptıkları zinadan değil tecavüzden bahsediyoruz hey değerli alimlerimiz!

Ayrıca Tecavüz sonucu kürtajı tercih etmeyen Anne ve dünyaya gelen çocuk bu durumdan asla sorumlu olmaz. Çünkü çocuk ve Anne masumdur. Hiç bir şeklide, Anne ve çocuk bundan dolayı kınanamaz. Suç, sorumluluk ve ceza tecavüz eden kafirindir.Tecavüz büyük günahtır.

Özetleyecek olursak evet kürtaj yaptırmak günahtır fakat,tecavüz gibi çirkin ve iğrenç durumlar karşısında kürtaj yapılabilir!..

İlave Bilgi İçin: Kürtaj Yaptırmak Günah mı?

Akraba Evliliği Günah mıdır-Caiz midir?

İslamda Akraba Evliliği,Akraba Evlilikleri Günah mıdır?,Akraba Evliliği Caiz midir?,Akraba Evliliği-Nihat HATİPOĞLU,Akraba Evliliğinde Çocuk Neden Sakat Doğar,Akraba Evliliği Nedir?,Dinimizde Akraba Evliliği,Hangi Akraba ile Evlenilmez,Akraba Evliliği Günahmı,Akraba Evliliğinin Sakıncaları...

akraba evliligi gunah mı
Akraba Evliliği Günah mıdır?


DİNEN YAKIN AKRABA EVLİLİKLERİ:

Günümüzde Türkiyede batıda akraba evliliği yoktur,akraba evliliği daha çok doğuda görülmektedir.
Trakyada bırakın akraba evliliğini komşu kızına bile bakmak ayıp sayılırken,doğuda  akraba evliliği normal karşılanmaktadır.Bu konu hakkında şahsen kendi düşüncelerimi beyan etmeyeceğim ve asla bu konuda yorum yapmayacağım,akraba evliliği konusunda dini kaynaklar neler diyor hadi hep birlikte bakalım...Akraba evliliği konusunda sizler ne düşünüyorsunuz?..Düşüncelerinizi ve bu konuda sorularınızı "yorum" kısmına yazabilirsiniz! 

Müslümanlar için normal, ya da anormal, helâl ya da haram sınırını koyan Allah`tır. O`nun ve O`nun emriyle elçisinin helâl dediği helâl, haram dediği de haramdır. Çünkü helâl, ya da haram kılma, bir dinin en büyük özelliğidir. Ya da her helâl ve haram kılan, din koyuyor demektir.
Bu yüzden Peygamberimiz; büyüklerinin yasak dediğini yasak, yani haram. mübah dediğini de mübah, yani serbest sayan insanları, o yasak ve mübah koyanlara tapan diye nitelemiştir. Yani; Allah bir şeyin helâl ya da haram olduğunu bildirdikten sonra, birisi yetkisine dayanarak O`nun helâl dediğini yasak, haram dediğini de serbest etmişse, yeni bir din koymuş, onun dediklerini kabul eden de onu ilâh edinmiş demektir.

Allah kendisiyle evlenilemeyecek kadınları Kur`ân-ı Kerîm`de bildirmiş. Peygamberimiz de buna açıklık getirmiştir:

1. Anneler, kızlar, kız kardeşler, halalar, teyzeler, kız ve erkek kardeş kızları ile; ister öz, ister üvey, ister nesepten, ister sütten olsunlar, evlenmek ebediyen haramdır.
2. Babasının ve çocuğunun karısı, karısının annesi ve kızı da bunlara dahildir.
3. Başkasının nikâhlısı onunla nikâhlı olduğu sürece, karısının kız kardeşi, halası ve teyzesi de karısının kendi nikâhında bulunduğu sürece kendisine haramdır.


Bunun dışındaki bütün kadınlarla evlenebileceğini de yine Kur`ân-ı Kerîm bildirmektedir. Artık mesela amca,dayı, hâlâ-teyze çocuklarıyla evlenmeyi. geçici yetkisine dayanarak yasaklamak, işte yeni bir din koymak, onun yasağını kabullenmek de, onun dinine girip, onu ilâh edinmek demektir.

Ne var ki, haramlar arasında derece farkı olduğu gibi, helâller arasında da derece farkı vardır. Buna göre yakın akrabası dışındakilerle evlenmek daha güzel bir helâldir. Hz. Ömer de bunu teşvik etmiştir.
("Yakın akraba ile evlenmeyin, çünkü doğacak çocuk zayıf olur" anlamında bir hadis rivayet edilirse de, Ibri Salâh aslının bulunamadığını söylemiştir. Doğrusu Hz. Ömer`in sözü olduğudur. bk. Gazalî, Ihya (Tahriçli) 1l/42.)Çünkü aile yuvasının ve doğacak nesillerin sağlamlığı, karı-koca arasındaki sevgi ve çekiciliğin fazlalığına bağlıdır. İnsanlar, fıtratları gereği yakınlarına karşı cinsel arzu duyamazlar. Halbuki, karı-koca arasında sevgi ve çekiciliği doğuran en büyük etken cinsel arzudur. 

Bazı insanlarda yakınlarına karşı doğacak bu tür arzusuzluk, evlenmeleri halinde, soğukluğa ve arzusuz ilişkiden kaynaklanan cılız ve sakat doğumlara sebep olabilir. Bu yüzden İmam Gazali, evlenilecek kadınla aranılan nitelikler arasında, yakın akrabadan olmama özelliğini de sayar. (Gazâlî, agk.) Buna; çünkü yakınlar arasındaki şehvet azlığından ötürü doğacak çocuklar cılız olur, sebebini gösterir.

Yakın akraba ile evlenmemenin bir faydası daha vardır. Akrabası olmayan birisiyle evlenip, yabancı bir akraba ile hısımlık bağları kuran adam, İslam`ın istediği sevişen ve yardımlaşan toplumun oluşmasına yardımcı olmuş demektir. Çünkü yakınların birbirlerine yardım etmeleri daha kolaydır.

Ancak buna rağmen Islâm`da bu tür evliliğin yasaklanmaması, bu sonuçların istisnaî durumlar olduğunu gösterir. Bu bağlamda Peygamberimizin, evlenecek eşlerin birbirlerini görmelerini, yani severek evlenmelerini tavsiye etmesi çok önemli ve ilgi çekicidir. Hattâ erkek, talip olduğu kadına şehvetle de olsa bakabilir. (Cessâs, Ahkâmu`l-Kur`ân V/173; Ibn Rüsd, Bidâye l1/3.) Çünkü insanlar mizaçları itibariyle uyum sağlayabilecekleri ve sağlam nesil yetiştirebilecekleri eşleri daha ilk bakışta sevebilirler. Sevemiyorlarsa mizaçları birbirine uygun değil demektir. Onun için birbirlerini görmeyenlerin ve gördükten sonra da sevemeyenlerin evlenmeleri ya da evlendirilmeleri hoş olmayan bir davranıştır.

Ama, tekrar edersek, birbirlerini seven bir amca-dayı, hala-teyze çocuklarının aralarını ayırmak ve sevgilerine engel olmak da fıtrata ve insanın hamuruna aykırı bir davranış ve bir zulüm olur.. Çünkü cinsî sapıklar dışında teyzesine, halasına ya da dayısına aşık olan kimseye rastlanılmaz ama, kuzenlerine aşık olan bir sürü insan vardır. Öyleyse doğal ve fıtri davranış, böyle olanların birbiriyle evlenebilmeleridir.

Artık bu konuda yapılabilecek şey, akraba evliliklerini yasaklamak değil, Peygamberimizin yaptığı gibi, yabancı ile evlenmeyi teşvik etmektir. Halbuki süt kardeşle evlenmek daha çok sakat doğuma sebep olduğu halde, yakın akraba evliliğinin yasaklanmasını isteyenler onun yasaklanmasını istememektedirler. Demek ki, gayeleri dinî bir kurala karşı çıkmaktan ibarettir.
Yüce Kitabımız Kur'ân-ı Kerim yakınlık cihetiyle evlenilmesi haram olan kadınları açıklamıştır. Bunlar, kız kardeş, hala, teyze gibi yakın akrabalardır. Bunların dışında kalan amca, dayı, hala ve teyze kızlarıyla evlenmeye ruhsat vermiştir. Peygamber Efendimiz de bu ruhsatı kendisi ve yakınları üzerinde de kullanmıştır. Bilindiği gibi, Peygamberimizin hanımlarından Zeyneb binti Cahş,halasının kızıydı. Ayrıca kendi kızı Hz. Fâtıma'yı amcası oğlu Hz. Ali'ye nikahlamıştı.

Dinimizde her ne kadar böyle bir ruhsat mevcutsa da, bir takım irsî ve sıhhi mahzurlarından dolayı bazı hadislerde yakın akrabağ ile evliliğin tavsiye edilmediğini görmekteyiz.

İmam-ı Gazali Hazretleri,sünnet ölçüleri içinde evlenecek eşlerde aranan vasıfları sayarken, cinsî duygunun zayıf olacağından dolayı kızın yakın akrabalardan olmamasını da zikreder. "Pek yakınınız olan bir kadınla evlenmeyin; çünkü çocuk zayıf, çelimsiz olur"(Terbiyetü'l-Evlâd, 1: 39; ihya, 2: 42) hadis-i şerifine yer verir.

İşte bu mahzur göz önüne alınarak, çok yakın akraba ile evlenilmesi tavsiye edilmemektedir.Yine bu hususta, "Yabancılarla evlenin, yakınlarınızla evlenmeyin"(Kadı Beydâvî. Gâyetü'l-Gusâ, 2: 721) mealindeki hadis de bu hikmetleri nazara vermektedir.

Bu meselede ehemmiyetli bir mahzur da, zamanla eşler arasında bir geçimsizlik olduğu takdirde, akrabalar arasında devam etmesi gereken manevî bağların zayıflamaya yüz tutmasıdır. Hadis imamlarından Deylemî'nin bir rivayetinde, akraba ile evliliğin sıla-i rahim bağlarının kopmasına sebep olacağı bildirilmektedir.

Bütün evliliklerde olduğu gibi bilhassa akraba ile olan bir evlilikte kan uyuşmazlığının tespit edilmesinin sıhhî bir tedbir olarak düşünülmesinde büyük fayda vardır.

Başta da söylediğimiz gibi yakın akraba ile evlilikte esas itibariyle dinî bir yasaklama yoktur. Sözü edilen sıhhî mahzurlar da muhakkak surette olacak diye bir durum da mevcut değildir. Ancak, çocukta görülebilecek sakatlık ve benzeri hususlar, yabancı kadınla olan evliliğe nispetle akraba evliliklerinde belli bir ölçüde daha fazla müşahede edilmektedir.

Cinsel İlişkiye Girmeden Önce Okunacak Dualar

Cinsel İliskiye Girmeden Once Okunacak Dualar,Cimadan Önce Okunacak Dua,Cima(Cinsel İlişki) Öncesi Okunacak Dualar...

Cinsel İliskiye Girmeden Once Okunacak Dualar

Cinsel İliskiye Girmeden Önce Okucak Dua: “Bismillah,Allahümme cennibne’ş-şeytâne ve cennibi'ş-şeytane mâ razaktenâ”

بِسْمِ اللهِ ا لّلهُمََّ جَنِّبْناَ الشَّيْطاَنَ وَجَنَِّبِ الشَّيْطَانَ ماَرَزَقْتَناَ

ANLAMI:”Allah’ın adıyla.Allah’ım bizi şeytandan ve şeytanı da bize ihsan edeceğin şeylerden (çocuklardan) uzaklaştır.”
“Allah'ın ismiyle, Allah'ım, bizi ve bize vereceğin evladımızı şeytanın şerrinden muhafaza eyle“


Bu dua okuduktan sonra cima(cinsel ilişkiye girilir) edilir ve hamile kalınırsa, şeytan ona zarar vermez.

Resulullah Efendimiz (asm),

"Cimada Besmele söyle. Cünüplükten temizleninceye kadar sana sevap yazılır. Bu cimada çocuğun olursa sana, bu çocuğun nefesleri sayısınca ve onun neslinin nefesleri sayısınca sevap yazılır." buyurdu. (bk. Buhârî, Bed'ul-halk 11; Müslim, Nikâh, 18)

Buna göre:

a. Kadın veya erkek eşiyle cinsel ilişkiye başlarken besmele çekerek hadîste geçen duayı oku­ması müstehabdır. İmam Gazali besmeleden sonra İhlas sûresini okuyarak tekbir ve tehlil getirmenin de müstehab olduğunu söy­lemiştir.

b. Şeytanın şerrinden Allah'a sığınarak ona duâ etmek ve Onun ismiyle teberrük eylemek, yapılan her işi Allah Teâlâ'nın müyesser kıl­dığını hatırlamak gerekir.

c. Hadîs-i şerîf şeytanın insana ana rahminden başlayarak ölün­ceye kadar musallat olduğuna işaret etmektedir.

Ahirette Cennette Cinsel Hayat Var mıdır?

Cennette Cinsel Hayat Nasıl Olacak,Cennette Cinsel İlişki,Cennette Cinsel İlişki Var mı-Nihat HATİOĞLU,Cennette Cinsel İlişki Var mı?,Ahirette Cinsel Hayat Var mı?..

cennette cinsel ilişki varmı

   Cennette Cinsel Münasebet Var mı?


Evet cennete giren Cennet ehli içinde cinsi münasebet "cinsel ilişki olacaktır".
Kuşkusuz, cennette her lezzetin yanında cinsî ilişki de vardır. Kur’an’da kişilerin eşlerinden ve ayrıca hurilerden bahseden ayetler, dolayısıyla bu tür ilişkiden de söz etmiş oluyor.

Arap edebiyatında 40, 70 gibi sayılar, daha çok, bir şeyde fazlalığı ifade eder, çokluktan kinayedir. Hadiste, cinsi münasebetin dünyadakinden daha lezzetli olduğunun ifade edilmesi için, onun önemli bir unsuru olan cinsel güçle açıklanmıştır.

Abdullah b. Abbas, “Cennetin hiçbir nimeti dünyanınkine benzemez, yalnız bir isim benzerliği vardır.” şeklindeki ifadesi, cennetteki evlilik nimeti için de geçerlidir. Sonsuz bir hayatta, sırf dostlar için hazırlanmış bir mutluluk diyarındaki lezzetlerin derecesi, her türlü tanımlamanın üstünde ve ötesindedir. Oradaki güzellikler hadiste ifade edildiği üzere “Ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş ve ne de bir kimsenin aklından, hayalinden geçmiştir.”

Cennette:

1. İnsan bir anda pek çok yerde bulunabilecek.

2. Her insana bağlar ve saraylarla dolu dünya kadar geniş bir yer verilecek.

3. İnsanın istediği her şey olacağı gibi istemediği hiçbir şey de olmayacak.

4. Cenneti dünyanın ölçüleriyle anlamak mümkün değildir. Anne karnındaki çocuğun aklı olsa dünyayı anlattığımız zaman anlaması nasıl mümkün değilse, bu dünya da cennete göre anne karnı gibidir. Anlamamız mümkün değildir. Bu nedenle Anne karnında sadece göbeğinden belenen bir insan, dünyada gözü, kulağı, ağzı, dili vs. pek çok uzvuyla istifade etmektedir.

Cennette Cinsî Zevkler:

Bir adam, sordu:
- Ey Allahım Resulü! Cennet ehli cinsi münasebette bulu­nurlar mı?

Cevaben buyurdular:
"Onlardan her kişiye, günde sizin yetmiş kişinizden daha üstün bir kuvvet verilir."(Tirmizi)

Abdullah bin Ömer buyurdu: "Derece bakımından cennet ehlinin en azının beraberinde bin hizmetçi vardır. Her hizmetçi ayrı bir işle meşguldür."
Enes (r.a.) Resülüllah'm (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

"Huriler cennette şöyle teganni ederler:
- Biz güzel hurileriz. Şerefli kocalara saklandık." Usame bin Zeyd rivayet etti:
"Dikkat edilsin! Cennet için hazırlanan var mıdır?
Muhakkak cennet için tehlike yoktur. Ka’benin Rabbine yemin ederim, cennet, parlayan bir nur, sal­lanan bir reyhan, muhkemce yapılan bir saray, akan bir nehir, çok ve olgun meyva, süsler içerisinde güzel bir kadın, bir makamda ebedi olarak bir nimet, güzel, sağlam ve yüce bir yurtta bir parlaktır.
"Cennete giren kişi isterse istediği şekilde çocuğu olur. Hamile olmak, çocuğun annesinden doğması, bü­yümesi bir saat içinde olur."(İbni Mace, Tirmizi)

Resulüllah (s.a.v.) buyurdu:
"Cennet ehli için cennette at ve sür'atli yürüyen develer vardır. O develerin yükü, eğerleri yakuttandır. Cennet ehli bir ­birlerini ziyaret ederler. Hanımlar ela gözlü hurilerdir. Sanki o huriler, korunmuş yumurtalardır.
Muhakkak ki o kadınların her biri, iki parmağı arasında yetmiş giysiyi tutabilir. Onun ilikleri, o yetmiş giysinin ardında görünür. Cenab-ı Hak ahlak­larını çirkinlikten, cesetlerini ölümden temizlemiştir. Cennette sümkürmez, küçük ve büyük abdest yapmazlar. Ancak onların yaptığı geğirmek ve misk (gibi ter) sızıntısıdır. Onlar için sabah akşam cennette rızık vardır."

"Gerçekten cennetlik olanlar, o gün eğlenceyle meşguldürler." (Yasin, 36/55)

"O cennetlerde gözlerini kocalarından başkasına çevirmeyen hanımlar vardır ki, bu kocalarından önce kendilerine ne bir insan dokunmuştur, ne de bir cin." "Onlar yakut ve mercan gibidirler." (Rahman, 55/56, 58)

Cinsiyetin insan hayatında önemli bir yer tuttuğu şüphesizdir. Kur'an'da vurgulandığı üzere (Rûm, 30/21) karşı cinsler hayatlarını birleştirmekle bedenî ve ruhî tatmin bulmaktadırlar. Aynı tatminin uhrevi hayatta da devam etmesi tabiidir. Cennet tasviriyle ilgili çeşitli ayet ve hadislere göre cennette hem dünya kadınları hem huriler bulunacaktır. Ayetlerde geçen "tertemiz zevceler" ifadesi (Bakara, 2/25; Âl-i İmran, 3/15) hûrilerle birlikte dünya kadınlarını da kapsamına almaktadır.

"Orada (cennette) nefislerin arzu ettiği ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır ve siz orada ebedi kalacaksınız."(Zuhruf, 42/71)

Cinsellik de nefislerin arzu ettiği şeylerdendir. Dolayısıyla ayet, cennette cinsel hayatın da bulunduğuna işaret etmektedir. Cennete giriş öncesinde mü'minlere uygulanacak bedenî ve ruhi arındırma operasyonu sonunda, kadınların cinsî hayatlarına olumsuz etki yapan, mutluluklarını bölen fizyolojik arızaların ve ruhî depresyonların tamamen giderileceği anlaşılmaktadır. Çeşitli ayet ve hadislerde cennet kadınlarının güzelliği, zarafeti ve çekiciliği konusunda canlı tasvirler mevcuttur. Bir rivayette huriler, kendi ayrıcalıklarından söz edecekleri bir sırada cennetteki dünya kadınları, dünya hayatında işledikleri güzel ameller sebebiyle onlardan üstün olduklarını ifade edecekler ve onları susturacaklardır.

Bir erkeğin kaç eşe, özellikle kaç dünya kadınına sahip olacağı hususunda farklı görüşler ileri sürülmesine rağmen, bu konuda sahih rivayet Buhâri ile Müslim'de yer alan hadistir. Buna göre cennetteki her erkeğe "zarif ve şeffaf tenli" iki kadın verilecek ve orada evlenmemiş kimse kalmayacaktır. (Buhâri, Bed'ü'l-halk 8; Müslim, Cennet 14).
Kadınların ikisi de hûri veya dünya kadını olabileceği gibi birinin huri, birinin de dünyalı olması muhtemeldir.

Cennetteki cinsî hayatla ilgili tasvirlerde güzellik, çekicilik vb. faktörler kadınlara nispet edildiği halde bu tür tasvirlerin sağladığı özendirici sonuç ve avantajların genellikle erkekler için söz konusu edildiği ve kadının âdeta erkeğin zevklerini tatmin eden bir vasıta olarak gösterildiği şeklinde bir itirazın ileri sürülmesi mümkündür.
Arap dilinde kadınlı erkekli bir topluluğa hitap edilirken veya onlara yönelik açıklamalar yapılırken müzekker / eril sigaların kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca hemen bütün toplumların sanat ve edebiyatlarında kadın zarafet ve cazibenin odak noktası olarak kabul edilmiş, aşk şiirleri ve diğer sanat alanlarının ana teması kadın olmuş, büyük bir çoğunlukla kadın talep eden değil; talep edilen konumunda bulunmuştur.

Aynı üslup ve yaklaşımın cennetteki cinsî hayatın tasvirinde de hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Kimsenin bekâr kalmayacağı cennet hayatında erkeğe biri dünya kadını, biri de hûri olmak üzere en az iki eş verileceği halde, kadının birden fazla kocaya sahip bulunmaması da aynı temaya bağlı olmalıdır. Gerçekten dünya hayatında kadın psikolojisi üzerinde sürdürülen çalışmalar, yapılan anket ve araştırmalardan onun monogam olduğu, gönül ve hayal âleminde sadece bir erkeğe yer verdiği anlaşılmıştır. Bu aynı zamanda insan türünün devamını sağlayan ana rahminin korunması, dolayısıyla nesebin tayini ve neslin bekası için de gereklidir.

Amaç, Cismani Zevkler Sağlayan Cennet Nimetleri Değil; Allah'ın Rızasıdır

Bedenî ihtiyaçları gideren ve cimanî zevkler sağlayan cennet nimetleri, aslında cennet sakinleri için amaç değildir; ulaşılmak istenen asıl hedef Allah rızasıdır. İnsan için bu rızaya nail olmak, Allah'ın kendi katından bedene bahşettiği ruhu (Hicr, 15/29) yine O'na yöneltmek, O'nu müşahede etmek, O'nunla konuşmaktır.

Müslümanlar arasında minnet ve şükran duygularını dile getirmeye vesile olan en samimi ve en yaygın dua ifadesi, "Allah râzı olsun!" cümlesidir. Allah'ın dostları O'na en yakın olan, O'nun rıza ve muhabbetini kazanan, O'nu gönülden sevip rıza ve teslimiyetle en büyük mutluluğa erenlerdir. Cennet ve Allah rızası münasebetini dile getiren bir ayette,

"Allah mü'min erkeklerle mü'min kadınlara içlerinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler, Adn bahçelerinde güzel meskenler vaat etti. Allah'ın rızası ise hepsinden daha üstündür. İşte en büyük saadet budur." (Tevbe, 9/72)
denilerek uhrevî saadetin bu manevî unsurunun, maddi içerikli kavramlarla anlatılan diğer bütün nimetlerden daha değerli olduğu açıkça ifade edilmiştir.

"Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O'ndan râzı-hoşnut, O da senden râzı-hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!" (Fecr, 89/27-30)

Sahih hadislerde belirtildiği gibi, bütün mü'minler cennetteki yerlerini aldıktan sonra Cenab-ı Hak kendilerine hitap ederek hallerinden memnun olup olmadıklarını soracak, onlar da son derece memnun olduklarını ifade edeceklerdir. Bunun üzerine Allah;

"Size bundan daha değerli bir şey veriyorum: Size rızamı saçıyorum, artık size gazabım bir daha dokunmayacak."diyecektir (Müslim, Cennet 9).

Cennet, (dolayısıyla cehennem ve ahiret hayatı) sadece ruhlar âleminde değil; ruh ve bedenden oluşan, ayrıca bağı bahçesi, nehri, yapısı vb. bulunan bir maddeler ve realiteler dünyasında başlayıp devam edecektir. Sadece Kur'an ayetleri çerçevesinde bile mevcut nasların içerdiği maddî unsurları, manevî ve ruhî anlatımlar veya sembollerle te'vil etmek mümkün değildir. İmam Gazzali, cennet zevklerinin hissî, hayalî ve aklî olmak üzere üçe ayrıldığını ve herkesin kendi kabiliyetine göre bunların tamamından veya bir kısmından faydalanacağını kabul etmiştir. Dünya hayatında özellikle hayalî ve aklî zevklerin kusuru olan kesintiler ahirette bertaraf edilip bu zevkler süreklilik kazandığında son derece câzip olurlar.

Cennette Mahremiyet Nasıl Olacak?

Hadislerden anlaşıldığına göre Cennette her bir insana beş yüz senelik, tahminen yeryüzü kadar bir yer verilecektir. Bu kadar geniş bir yerde bütün dostlarıyla beraber olacağı alemle hususi dairesi ayrı olacaktır.

Bununla beraber, bütün kötü huyların Cennette yeri yoktur. Bu nedenle kıskançlık olmayacağı gibi helali olmayana şehveti de olmayacaktır.Nitekim, gözü olmayan göremiyor, duyması olmayan duyamıyor. Gözü olmayan birinin yanında sizi görmesinden rahatsız olur musunuz?..
Henüz şehevi duygusu gelişmemiş bir çocuğun, annenizin veya kız kardeşinizin yanında olmasından endişe eder misiniz?

Demek ki, Cennette kötü düşünce ve huyların yeri yok. Onlar bu alemde imtihan için verilmiştir. Orada imtihana gerek olmadığından yerleri de yoktur. Sadece helaline olan şehvet duygusu başkasına kapalıdır. Bu nedenle kimse kimseden rahatsız olmayacaktır.

Âhiret Hayatı ve Cennet


Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır.
Ölen insanın ruhu, inancı ve amellerinden oluşan kabrine götü­rülür. Vücudu ise toprak kabrine bırakılır.
Rûhun kabri, kişinin inanç ve amel durumuna göre ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukur­dur.

Rûhun kabri Ahiret hayatına, bedenin kabri ise dünya hayatına dönüktür.
Kabirdeki hayat, Kıyamet denilen ve göklerle yerin yıkıma ve de­ğişime uğrayacağı dehşet verici olayla sona erecektir.
Önce, Allah'ın dilediği canlıların dışındaki tüm varlıklar öle­cektir. Sonra da insanlar diriltilecektir.
Rûhlarla bedenler birleştirilecek, dünyadaki inançları ve amelleri içeren Hayat Dosyalarına göre insanlar ilâhî huzurda muhâkeme edileceklerdir.

İslâm Dîni'ne îman eden ve îmanlarının gerektirdiği güzel amel­leri yapan insanlar Cennet'e gireceklerdir. Bağışlanmayan günahkâr insanlar da bir süre Cehennem'de azap görecekler, daha sonra Cen­net'e gideceklerdir.

Kâfirler ve Müslüman göründükleri halde kalpleriyle inkârcı olan münafıklar ise ebediyen Cehennem'de kalacaklardır.

Cennetin Mânevî Nimetleri:


Cennet, Yüce Allah'ın "Sen benim rahmetimsin. Seninle iste­diğim kuluma merhamet edeceğim" buyurduğu ebedî mutluluk yurdudur.

Yüce Peygamberimizin bir hadîsinin, hiçbir kulun kendi amelle­riyle ulaşamayacağını, ancak Allah'ın lütfu ile varılabileceğini bildir­diği Cennet, yaratılmıştır. Çok çok yükseklerde, zaman ve mekânda sınırsız bir âlemdedir.

Cennette yüz ayrı derece vardır. Her iki derece arasındaki mesafe göklerle yer arası gibidir.

Bu derecelerin her biri müstakil bir Cennet'tir ve bu Cennet'lerin Me'va, Adn, Naîm ve Firdevs gibi isimleri vardır. En yüksek Cennet Firdevs'dir.

Cennet'liklerin inançları ve amellerine göre yerleşecekleri bu derecelere birbirinden farklı sekiz ayrı bölümden girilecektir. Bu giriş bölümlerinin Cihat, Sadaka ve Reyyan gibi isimleri vardır.

Âyetler ve hadîsler ışığında özetleyerek ifade edersek Cennet'te hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kalbin de tasavvur edemeyeceği nimetler vardır.

Dünya hayatında olduğu gibi Cennet'teki nimetlerin bir kısmı mânevîdir. Diğer bir kısmı da maddidir. Ancak Cennet'teki maddî nimetler manevileştirilmiş maddî nimetlerdir.

Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilen bu nimetlerin yüceliğini her bir mü'min, rûhî gelişimi ölçüsünde idrak edebilir. Bu nimetleri şöylece özetleyebiliriz.

Allah'ın Zâtî güzelliklerine bakmak, O'nun ebediyen sürecek sevgisi altında bulunmak, O'nun Selâmı ve konuşmalarına muha­tap olmak, başta Peygamberimiz ve diğer Peygamberler olmak üze­re yüce şahsiyetlerle birliktelik kurmak, içten arzularla hamd ve se­nalar etmek, Meleklerle selâmlaşmak ve dostluklar oluşturmak, Cennetliklerle sohbetler yapmak, mûsiki oturumlarına katılmak, Cehennemliklerle konuşarak kurtuluşun ve sâhip olunan nimet­lerin büyüklüğünün hazzını yaşamak ve Cennet'te ebediyen yaşa­nacağı bilincinde olmak... Cennet'in mânevî nimetleri olacaktır.

Asıl büyük nimetler de bunlardır. Mânevîleştirilmiş de olsa diğer nimetler bunlarla mukayese edilemezler.

Bu nimetlerin bazılarını özetleyelim.

Cennet'in Mânevîleştirilmiş Maddî Nimetleri
Cennet'in mânevî nimetleri olduğu gibi, maddî nimetleri de vardır.
Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinde bu maddî nimetler ayrı ayrı açık­lanmaktadır:

Hayat Düzenimiz olan bu Şanlı Kitap'ta Cennet'in bağları, bah­çeleri, köşkleri, bu bağlar arasından ve köşkler altından akan su, süt, bal ve şarap ırmakları, meyve ağaçları, uzayıp giden gölgelik­leri, pınarları, inciden otağları, perdeleri, halıları, tahtları, bin bir çeşit yemekleri, özel kaynağından doldurulup mühürlenmiş mis kokulu leziz, sağlıklı içkileri, altın ve gümüşten sofra takımları ayrı ayrı anlatılmaktadır.

Kur'ân-ı Kerîm'de Cennet'in ipekleri, rengârenk giysileri, atlas­tan yatakları ve yepyeni bir yaratılışta yaratılmış Cennet kadınları ve sedeflerindeki inciler misali Vildan ve Hûr isimli hizmetçileri insanda özlem uyandıracak tasvîrlerle sunulmaktadır.

Cennet'teki bütün bu maddî olarak nitelendirdiğimiz nimetler, yalnızca isim olarak dünya nimetlerine benzemektedir. Cennet nimet­leri mâhiyet, renk, tat ve nefâset bakımından tamamen farklıdır ve manevîleştirilmiştir.

Ana mevzûumuz gereği Cennet'te cinsel hayatı, dolayısıyla Cen­net kadınlarını ve erkeklerini âyetler ve hadîslerle açıklamaya başla­madan önce, yanlış değerlendirmelere konu olan Vildan ve Hûr isimli Cennet hizmetçilerine açıklık getirelim.

Cennet Hizmetçileri Vildan ve Hûriler:

Cennet erkekleri ve özellikle de kadınlarının Hurileri çağrıştırdığı bir gerçektir. Doğrularla yanlışların içe içe girdiği Huriler konusunu şöylece özetleyebiliriz:

Vildan genç erkek, Hûriler de kadın görünümlü Cennet hizmet­çileridir. Ortak vasıfları, çevreye saçılmış-sedefindeki saklı inciler gibi olmalarıdır. Onlar, Cennet erkekleri ve kadınlarının hizmetine veri­leceklerdir.

"Biz Cennetliklere, iri/güzel gözlü Hurileri eşlik edecek özel hizmet­çiler/sekreterler kılacağız." anlamındaki âyetlerin işaret buyurduğu gibi Hûriler, Vildan'dan farklı olarak özel nedîmeler/sekreterler olacak­lardır. Onların bir hizmet türleri de mûsikî ziyafetleridir. Hurilerin bu görevlerine ilişkin hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuş­lardır:

"Cennet hurilerinin mûsikî oturumları/ziyafetleri vardır. Hiçbir yaratıl­mış varlığın duymadığı güzellikteki sesleriyle sık sık şu anlamdaki şarkıları seslendireceklerdir:

- Biz ebediyiz, ölmeyiz. Güzeliz, cazibemizi yitirmeyiz. Severiz, öfkelenip küsmeyiz. Bize ve hizmetlerine sunulduğumuz kişilere müjdeler olsun."

Cennet'te Cinsel Hayat

Cennet'in maddî nimetleri arasında Cennet'e girmeye hak kaza­nacak erkekler ve kadınların yaşayacağı cinsel hayat da yer almak­tadır.

Cennet'te cinsel hayatın yer alması, Allah'ın yüce hikmetinin ve muhteşem adaletinin bir gereğidir.

1- İnsanların bildiği ve tattığı en büyük maddî nimetlerden biri de karşı cinsle yaşanacak cinsel hayattır. Cinsel hayat olmaksızın insanın mutluluk tasavvuru mümkün değildir.

Cennet, insanlar için yaratılmış nimetler yurdu olduğuna göre, orada cinsel hayatın olması doğaldır. Çünkü insan, cinsel hayatsız bir saâdet hayatı düşünemez. Yarattığı insanı en iyi bilen olduğu içindir ki Yüce Allah, Cennet'e özlem duyulması için Cennet'e girecek îmanlı ve amelli kadınların cinselliği içeren güzellik vasıflarını açıklayarak Cennet'teki cinsel ilişki işaret buyurmuştur.

2- İnsanın dünya hayatında sorumlu olduğu ve uygulamakla va­zîfeli bulunduğu ilâhî emirlerin ve yasakların bir kısmı cinsel hayatla ilgili olduğu için, bazı mahrumiyetleri içeren bu yasalara bağlılığın mükâfatının da cinsel olması ilâhî adâletin gereğidir.

İdeal ve ebedî mutluluk yurdu olan Cennet'te yalnızca bedensel boşalmayı amaçlayan tek düze bir cinsel hayat yaşanmayacak, cinsel hayatın bütün güzellikleri gerçekleştirilecektir. Bunun için de Cennet erkekleri ve kadınları tüm cinsel özellikleri taşıyacak, romantizme açık çok renkli çevre şartları da oluşturulacaktır.

Şimdi Cennet'teki cinsel hayatı yüce bir üslupla ve Cennet kadın­larının özelliklerini açıklayarak sunan Kur'ân âyetlerini görelim.

Kur'ân ve Sünnet'te Cennet Kadınları ve Erkeklerinin Vasıfları

Kur'ân'da Cennet Kadınların Vasıfları:


Saffat 48-49:
"Naîm Cennetlerinde, Allah'ın halis kulları yanında, saklı deve kuşu yumurtası gibi göz değmemiş, iri/güzel gözlü, bakışlarını yal­nızca eşlerine odaklayan kadınlar vardır."

Sâd 52:
"Müttakilerin/İslâmî îman ve hayat çizgisinde yaşayanların yanı başlarında bakışlarını eşlerine odaklayan, kendileri ile yaşıt (olan kadınlar) vardır."

Vâkıa 35-37:
"Biz onları; (Cennet'e girecek dünya kadınlarını) yeniden yara­tacağız. Sonra da onları Ashabül-Yemin için eşlerine âşık ve onlarla yaşıt bakirelere dönüştüreceğiz."

Rahman 56, 58, 70, 72:
"Cennetlerde/Cennet kadınları arasında bakışlarını eşlerine odaklayan ve kendilerinden önce hiçbir insanın ve cinnin ilişkiye girmediği eşler vardır. Sanki onlar, Yakût ve Mercan gibidirler; du­dakları ve yanakları kırmızı, berrak ve bembeyaz dilberlerdir."

"Cennet'te / Cennet kadınları arasında yüzü ve ahlâkı güzel mi güzel seçkin kadınlar vardır."

Nebe 31-34:
"Hiç şüphesiz Müttakiler için kurtuluş, bahçeler, bağlar, göğüs­leri yeni oluşmuş/kadınlığa henüz adım atmış kendileri ile yaşıt eşler vardır."

Açıkça anlaşılacağı üzere, Cennet'e girecek kadınlar 12 özellikle vasıflandırılmaktadırlar. Hiç şüphesiz bu vasıfların önemli bir kısmı fiziki cazibeyi, bir kısmı da ruhsal güzellikleri içermektedir. Bütün bu vasıflar cinsel hayatın varlığına da işaret etmektedir. 

Vâkıa suresinin 35-37. ayetlerinde beyan edildiği üzere, yukarıda açıklanan vasıflara sahip olabilmeleri için genç-ihtiyar, güzel çirkin, sağlıklı-hasta Cen­net'e girecek bütün dünya kadınları yepyeni bir yaratılışla ve bu vasıflarla yaratılacaklardır.

Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerinde vasfedilen Cennet kadınlarının ka­dınsı özelliklerini böylece açıklamış olduk.Cennet kadınlarının diğer özellikleri de Peygamberimizin(sav) Sünneti'nin bir bölümünü oluş­turan hadîslerde açıklanmıştır.

Kur'ân'da Cennet Erkeklerinin Vasıfları


Örneklendirilerek açıklandığı üzere Kur'ân-ı Kerîm'de Cennet'e girecek kadınlar, cinselliği de içeren 12 güzellik vasfı ile nitelenmiştir. Cennet'e girecek erkeklerin vasıflarına ise açıklık getirilmemiştir. An­cak kadınlar gibi Cennet'e girecek erkeklerin de yepyeni bir yara­tılışta yaratılacakları açıklanmıştır. Vâkıa sûresinin "Sizi, bilme­diğiniz bir şekilde inşa edeceğiz" anlamındaki 61. âyeti bu gerçeği göstermektedir.
Medenî sûrelerde Cennet kadınları yanı sıra erkeklere de şamil olan ortak bir niteliğe yer verilmektedir. "Ezvacün Mütahharetün/maddî ve mânevî eksikliklerden arındırılmış" olma şeklindeki bu ortak nitelik, erkeklerin de kadınlar gibi özelliklere sahip olacaklarına işaret etmek­tedir. Güzellik vasıfları açıklanan kadınlar erkeklere eş kılınacağına göre erkekler de aynı güzelliklere sahip olacaklardır. Çünkü Cennet armağanları kadınlara verildiği gibi erkeklere de verilecektir.

Cennet kadınlarını vasıfları gibi, Cennet erkeklerinin vasıflarının açıklanmamasının Allah bilir bir sebebi, kadınların dünya hayatında olduğu gibi, âhiret hayatında da arzu edecek olmaktan çok arzu edi­lecek olmalarıdır. Bir diğer sebebi de yine dünyamızda olduğu gibi fiziki özelliklerin erkekten çok kadın için önem arz edecek olma­sıdır.Bir üçüncü sebep olarak da Kur'ân'a özgü üslûb gösterilebilir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de meselenin bazen bir yönü açıklanmakta, diğer yönünün takdiri açıklığı sebebiyle muhatabın kavrayışına bıra­kılmaktadır.

Sünnet'te Cennet Kadınlarının Vasıfları:

Allah'ın Resûlü şöyle buyurur:

اِنَّ الْمَرْأةَ مِنْ نِسَاءْ اَهْلِ الْجَنَّةِ لَيُرَى بَيَاضُ سَاقِهَا مِنْ وَرَاءِ سَبْعِينَ حُلَّةً حَتَّى يُرَى مُخُّهَا وَذَالِكَ بِاَنَّ الله يَقُولُ: كَأنَّهُنَّ الْيَاقُوةُ وَالْمَرْجَانُ

فَأمَّا الْيَاقُوةُ فَاِنَّهُ حَجَرٌ لَوْ أدْخَلْتَ فِيهِ ثُمَّ اِسْتَصْفَيْتَهُ لأُرِيتَهُ مِنْ وَرَائِهِ


Cennetliklerin kendileri gibi Cennet'e girecek kadınları içinde öyle kadın vardır ki, bacağının beyazlığı üst üste giyilmiş dış ve iç giysileri altından bile iliğine varıncaya kadar görülür.

İşte bu, Allah'ın "Onlar Yakût ve Mercan gibidirler" buyrarak açıkladığı özelliktir.Bilirsiniz, Yakut bir taştır. İçinden bir ip geçirip baksan (saydamlığı sebebiyle) onu görebilirsin."

"Cennet kadınlarının tenlerinin inceliği, yumurtanın kabuğu içindeki beyaz kısmı örten şeffaf zarın inceliği gibidir."

.وَلَوْ أَنَّ اِمْرَأَةً مِنْ نِسَاءِ اَهْلِ الْجَنَّةِ اطَّلَعَتْ اِلَى الاَرضِ لَأَضَائَتْ مَا بَيْنَهُمَا وَلَمَلأَتْ مَا بَيْنَهُمَا رِيحاً، وَلَنَصِيفُهَا يَعْنِى الْخِمَارَ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا

"Cennet'e girecek kadınlardan biri yeryüzüne doğsaydı, doğduğu bütün yerlere ışığını ve hoş kokularını yayardı.Onlardan birinin başörtüsü dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır."

"Cennetlik kadınlar, eşleriyle ilişki sonrasında bekâretlerini koruya­caklardır"

Sünnet'te Cennet Erkeklerinin Vasıfları:


Yukarıda sebeplerine de değinildiği üzere, Kurân-ı Kerîm'de Cen­net‘e girecek erkekler, Cennet kadınlarına da şamil olan "Ezvacün Mü­tahhara/ maddî ve manevî eksiklerden arındırılmış" olma anlamında ki bir tek nitelikle vasf edilmişlerdir. Ancak Kur'ân'ın genel olarak işaret et­tiği erkeklere özgü görünüm özellikleri, bir ölçüde hadislerde açık­lanmaktadır. Örneğin Allah'ın Resulü şöyle buyurur:

"Cennet'e ilk gireceklerin yüzü dolunay gibi parlayacaktır. Onların ar­dından Cennet'e gireceklerin yüzleri ise gökteki en ışıltılı yıldız gibi aydınlık olacaktır. Cennet'e girenler orada küçük ve büyük abdeste çıkmayacaklar, tü­kürüp sümkürmeyeceklerdir. Onların tarakları altındandır. Terleri misk kokacaktır. Buhurdanlıkları tütsü yapılan ağaçlardandır. Ahlâkî hususi­yetleri/yücelikleri de bir/eşit olacaktır. Cennet sakinleri orada babaları Âdem gibi atmış zira boyundadır.

Onların Ezvacı; kendilerine eşlik edecek özel hizmetçileri de iri gözlü Hurilerdir."

-Salât ve selâm üzerine olsun O, bir diğer hadislerinde de şöyle buyurmaktadır:

"Cennet'te bir araya gelinecek toplantı alanları (Sûk) vardır. (Dünya ölçüsüyle) iki Cuma arası gibi aralıklarla Cennet'likler oraya gelirler. Esen bir meltem, onların giysileri ve yüzlerini okşar, daha bir güzelleşirler. 

Dö­nüşlerinde ise eşleri şöyle derler:
- Allah'a yemin ederiz ki bizden bu kısa süreli ayrılışınızdan sonra bile güzelliklerinize güzellik katmışsınız.
Erkekler de kadınlarına, yemin ederiz, siz de öyle, daha bir güzelleşmiş­siniz, diyecekler."

Yukarıda sunulan ayetler ve hadislerden açıkça anlaşılacağı üzere Cennet kadınları ve erkekleri tasvir edilemez manevi zevkler yanı sıra, ileri derecede bir cinsel hayat yaşayabilmeleri için güç ve arzu gibi bütün özelliklere de sahip kılınacaklar, gerekli çevre şartları ve güzelliklerine de erdirileceklerdir.Onların özelliklerini açıklayan bir hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Cennet'e girecek her bir mü'min (erkek ve kadına) yemek içmek ve de cinsel arzu ve eylem yönünden yüz insan gücü verilecektir."

Bebeği Olana Allah Analı-Babalı Büyütsün Demek Günah mı?

SORU: Yeni bebeği olan birine bu sözü söyleyince Peygamber Efendimizin üzüldüğünü ve bu sözün söylenmemesi gerektiğini bana söylediler.Bu doğru mudur? Allah Analı Babalı büyütsün demek günah mıdır?
Analı-Babalı Büyütsün Demek Günah mı
Bebeği Olana Allah Analı-Babalı Büyütsün Demek Günah mı?

CEVAP:
Dini Kaynaklarda böyle bir bilgiye rastlayamadık.Hadislerde “Analı Babalı büyüsün” ifadesini kullanmanın günah veya sakıncalı olduğuna dair herhangi bir bilgi yok.Bu sebeple,bu bilginin doğru olmadığını düşünüyorum.

Kaldı ki, “Allah Analı Babalı büyütsün” sözünün manası,“Allah bu bebeği Anasız Babasız olarak yetim, öksüz, kimsesiz bırakmasın” diye yapılan hayırlı bir duadır. Bunun dinen de aklen de örfen de bir sakıncası yok.Bu yüzden yeni bebeği olan birine Allah Analı Babalı büyütsün demek günah değildir!

Haşr Suresinin Son 3 Ayeti ve Fazileti

Haşr Suresinin Son 3 Ayeti Okunuşu,Haşr Suresinin Son 3 Ayeti Arapça,Haşr Suresinin Son 3 Ayeti Dinle,Haşr Suresinin Son 3 Ayeti Okumanın Fazileti,Haşr Suresinin Son 3 Ayeti Arapça Okunuşu,Haşr Suresinin Son 3 Ayetinin Meali...


HAŞR SURESİ SON ÜÇ AYETİ OKUMANIN FAZİLETİ

Resulullah(sav) şöyle buyurdu:
Her kim sabahladığında üç kere: "Eûzu billahis sem...iyyil aliymi mineşşeytanirracim (Kovulmuş şeytanın şerrinden hakkıyla işiten ve her şeyi bilen Allaha sığınırım).; Dedikten sonra Haşr suresinin sonundan üç ayet okursa, Allahü Teâlâ o kişiye akşama kadar duâ etmek üzere yetmiş bin melek görevlendirir. O gün ölürse, şehit olarak ölür. Akşamladığında bunları okuyana da aynı derece vardır.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/26.
                                 hasr suresinn son 3ayeti


Hüvallahüllezi Haşr Süresinin Son Üç Ayetinin Faziletleri:


-Enes bin Malik (Radıyallahü Anh)’dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir kişiye, yatağına yatacağın vakit Haşr Suresini okumayı vasiyet etmiş ve: “Ölürsen, şehid olarak ölürsün” veya “cennet ehlinden olursun” buyurmuştur.

-Keşfü’l-Esrâr isimli eserde geçtiğine göre, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim Haşr Suresini okursa, cennet, cehennem, Arş, Kürsi, Hicab, gökler ve yerler, haşerat, kuşlar, rüzgar, ağaç, hayvan, dağ, güneş, ay ve melekler ne varsa hiç biri geri kalmadan hepsi onun için dua ve istiğfar ederler. O gün yada gece vefat edecek olursa, şehid olarak ölür.“

-Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim Haşr Suresini okursa, Allah geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlar.“

-Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uyumadan önce Müsebbihat (İsra, Hadid, Haşr, Saff, Cuma, Teğabün, ve A’la) surelerini okurdu.

-Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Her kim sabahladığında üç kere [E’ûzü billahissemî’ıl alîmi mineşşeytânirracîm.] der. Sonra Besmele ile beraber Haşr Suresinin 21-24. ayetlerini okursa ve o gece veya gündüz ölürse, muhakkak cenneti kendisine vacip kılmış olur.”

-“Her kim Haşr Suresinin sonunu okur da, o gün veya gece ölürse, yapmış olduğu bütün günahları silinir.” 
“Her kim sabah olduğunda Haşr suresinin sonundan 3 ayet okursa, Allah(‘u Teala) o kişiye akşama kadar dua ve istiğfar etmek üzere 70.000 melek görevlendirir. O gün ölürse, şehit olarak ölür.Akşamladığında bunları okuyana da aynı derece vardır.”[Tirmizi]

 -Bir diğer hadisi şerifte şöyledir: “Kim sabaha ulaştığında Haşr Suresinin sonundan üç ayet okur, sonra da o gün ölürse, o şehidler mührü ile mühürlenir! (Her kim) o(nu) akşama ulaştığında okur da o gece ölürse, (yine) şehidler mühürü ile mühürlenir.”

Maddi ve Manevi hastalıkları için şifa arayan kişi, şu ayetleri okuması ve bunları yazıp bir su dolu kabın içinde bir müddet beklettikten sonra içmesi tavsiye edilmektedir:
“Fatiha Suresi, Haşr Suresinin son dört ayeti, üç kere İhlas Suresi, üç kere Felak Suresi, üç kere Nas Suresi okunur.

* Müminlere karşı kalplerde kin ve düşmanlık hissi olmamasını isteyen kişi, sahabelerin yaptığı gibi Haşr suresinin 10. ayetini okumaya devam etmelidir.

Yüksek zekaya sahip olmak isteyen kişi, bir Cuma gecesi Haşr suresinin 22-24. ayetlerini yazıp, zemzem suyunun içine koyup o sudan içmeye devam etmelidir.

* Kendisinde sihir ve büyü olan kişi, Haşr suresinin 22-24. ayetlerini okur, yüzünü ve bütün bedenini mesheder ve sıvarsa, o sihir ve büyü bozulur.

Haşr Suresinin Son Üç Ayeti:


Haşr Suresi 22. Ayet: Huvallahulleziy la ilahe illa huve 'alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu.

Haşr Suresi 23. Ayet: Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu'minul muheyminul 'aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi 'amma yuşrikune.

Haşr Suresi 24. Ayet: Huvallahul halikul - bariy-ulmusavviru lehul'esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel'ardı. Ve huvel'aziyzulhakiymu.

Haşr Suresinin Son Üç Ayetinin Meali:


Haşr Suresi 22. Ayet: O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'tır. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân'dır, Rahîm'dir.

Haşr Suresi 23. Ayet: O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağıi, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah'tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.

Haşr Suresi 24. Ayet: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah'tır. Güzel isimler O'nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O'nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir"


İzleyiciler