30 Ekim 2014 Perşembe

Muharrem Ayinda Hangi Günler Oruc Tutmaliyiz?

Muharrem Ayinda Hangi Günler Oruc Tutulur?,Muharrem Ayı Orucu Hangi Günler Tutulur?,Muharrem Ayında Kaç Gün Oruç Tutulur?,Muharrem Ayında Oruç Tutmak,Muharrem Ayı Kaç Gün Oruç Tutulur,Muharrem Ayında Yapılacak İbadetler...Aradığınız tüm dualar "Dua Öğren,Dua Oku"da..!

muharrem ayında nezaman oruç

Hz. Muhammed (asv), Muharrem ayının dokuz, on ve on birinci günleri oruç tutmayı ashabına tavsiye etmişti. Peygamber Efendimiz (asm) buyurur ki:


"Ramazan orucundan sonra, tutulan oruçların en faziletlisi Allah'a izafet ile şereflendirilen Muharrem ayındaki oruçtur." (Riyazü's-Sâlihin, II, 504).

Diğer hadislerde, Muharrem ayının onuncu gününe rastlayan ve pek çok önemli olayın cereyan ettiği "Aşûra günü'nde tutulan orucun, bir yıl önce işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağı müjdelenmiştir"(Riyâzü's-Salihin, II, 509).

Hadis-i şerifte bildirilen oruç Muharrem ayının 9-10-11. günleridir.


Aşure yapmak şart değildir; ancak aşure yapıp komşulara ve misafirlere ikram edilebilir.

Diğer bir kaynağa göre: Haram aylarda (Muharrem, Zilkâde, Zilhicce, Recep) üç gün oruç tutana, Allah-u Teâlâ dokuz yüz senelik oruç sevabı yazar.”
(Hadis-i Şerif, İhyau Ulumi’d-din)

Muharem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak faziletli ibâdetlerdendir. Bu on günlük orucu tutamayanlar 8, 9, 10. veya 9, 10, 11. günlerinde oruç tutmalıdırlar. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) 9. günü seferde bulunduğundan yalnız 10. gün oruç tutmuştur ve “Sağ olursak gelecek sene 9. günü de tutarız” buyurmuştur.


Bu ayın perşembe, cuma, cumartesi günlerinde peş peşe oruç tutulursa 900 senelik nafile oruç sevabı verileceği nakledilmektedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Muharrem ayında bir gün oruç tutan kimseye bir gününe karşılık otuz günlük sevap vardır” buyurmuştur.

Bir başka hadisi şerifte de : " Ramazan orucundan sonra oruçların en faziletlisi muharrem ayında tutulan oruçtur." buyurmuştur.

28 Ekim 2014 Salı

Aşure Günü,Aşure Orucu ve Aşure Tatlısı Hakkında

Asure Günü Oruc,Aşüre Günü Oruç,Aşure Günü,Aşure Günü Duası,Aşure Günü Oruç Tutmak,Aşure Günü Oruç Tutulur mu?..


aşure günü aşure orucu


Muharrem ayının onuncu günü Aşûre günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.)

Arapçada “aşere” on, "âşir" onuncu demektir. Halkımız onuncu gün mânasına gelen “âşir”i, aşure şeklinde telâffuz ederek Muharrem’in onuncu gününe aşure günü ismi vermiş, böylece tarihe de aşure günü olarak geçmiştir.

Aşure gününün içinde bulunduğu ayın adı Muharrem'dir. Bu ay hicri takvimin başı olmakla önem kazanmıştır. Bunun yanında, bazı tarihî olaylara mazhar olmakla da ayrı bir özellik kazanmıştır. Dört haram/muhtereme aylardan biri olarak da eskiden beri bir ayrıcalığa sahiptir. Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (asv)'in Ramazan'dan sonra en çok oruç tuttuğu bir ay olarak da bilinir.

Müslim’in rivayetine göre Hz peygamber (a.s.m)


“Ramazan ayından sonra oruç için en faziletli ay Muharrem ayıdır.”(Müslim, Sıyam, 202-203) diye buyurmuştur.

Aşure gününün orucu, kendisinden önceki bir yılın günahlarına kefaret olacağına dair rivayetler de vardır.

Aşure ile ilgili bir ayet yoktur. Ancak Tevbe Suresi'nin 36. ayetinde, ayrıcalıklı olarak söz konusu edilen haram/muhterem dört aylardan biri de Muharrem ayıdır.

Şu anda takvimlerimizde iki tarih vardır. İkisi de peygamberlerle alâkalıdır. Biri İsa Aleyhisselâm’ın doğumunu temel kabûl eder, biri de Muhammed Aleyhisselâm’ın hicretini...

İsâ Aleyhisselâm’ın doğumundan başlayan tarihe, “Milâdî Tarih” adı verilmiştir. Âhir zaman Nebîsi (asv)’in hicretini temel kabûl eden tarihe de “Hicrî Tarih” adı verilmiştir. Demek her iki takvim de peygambere dayanmaktadır.

Milâdî takvimde sene, nasıl Ocak ayı ile başlarsa, hicrî takvimde de Muharrem ayı ile başlar; ilk hicret kafilesinin yola çıktığı bu ay, hicrî senenin ilk ayı olarak bilinir.

Muharrem ayının, senenin ilk ayı oluşuna sadece hicret kafilesinin bu ayda harekete geçmesi sebep olmamıştır. Bu ay, ayrıca tarih boyunca fevkalâde hâdiselere menşe’ ve mebde’ olmuştur. Bu hâdiselerle de Muharrem ayı hicrî takvimin birinci ayı olmaya lâyık görülmüştür.

Hele bu ayda bir de aşure günü vardır ki, geçmiş bütün peygamberlerce farklı bir gün olarak kabûl edilmiş, birçok hayırlı ve hattâ hüzünlü hâdiseler bu Muharrem ayının onuncu günü içinde kaderin çizgisine aksetmiştir.

Kaynaklarda geçtiğine göre ise bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunduğu içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah Hz. Musa'ya (a.s.) aşura gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağı'nın üzerine aşure gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından aşure günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem'in (a.s.) tövbesi aşura günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf (as) kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan aşura günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (as) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud'un (a.s) tövbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail (as) doğmuştur.

9. Hz. Yakub'un (a.s.) oğlu Hz.Yusuf (as)'ın hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (bk. Diyarbekri, Tarihu'l-hamis, 1/360; Sahih-i Müslim Şerhi 6/140)

Bu yüzdendir ki, hemen bütün İslâm ülkelerinde 10 Muharrem’de çeşitli tahılların bir araya getirilerek yapıldığı aşure tatlısı yapılır, bu tarihî hâdiselerin hatırlanması mânasında sevinçli ve neşeli günler yaşanır, eş dosta aşure yedirme âdeti devam eder.

Aslında böyle bir tatlı İslâmî bakımdan ne emredilir, ne de nehiy... Yâni, ne yapana yapma denir, ne yapmayana yap... Anlayış ve âdet mes’elesi...

Nûh Aleyhisselâm’ın gemisinden karaya çıktığı günü, geride kalan çeşitli tahılları bir araya getirip de pişirdiği şükür tatlısının hatırlanması mânasında yapılan aşureler, herhalde gönüllerde bir canlanma, çoraklaşan maddî hayatımızda bir tebessüme imkân vermektedir. Kendi gibi, mânası da tatlıdır.

Hz. Peygamber (asv) Medîne`ye geldiği zaman Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu; cevap olarak şöyle dediler:


"Bugün, iyi bir gündür. Allah, İsrailoğulları`nı Firavun`un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah`a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız." dediler. Hz. Peygamber; "Biz Musa`nın sünnetine sizden daha yakınız." dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. (Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarih, VI/308, 309)

Hz. Âişe`den nakledilen şu hadiste, Allah Resulu (asv)`ın Mekke döneminde de aşûre orucu tuttuğu anlaşılır.


"Cahiliye devrinde Kureyş, aşûre gününde oruç tutardı. Hicretten önce Hz. Peygamber (asv) de aşûre orucu tutardı. Medine`ye hicret ettikten sonra bu oruca devam etti; ashabına da tutmalarını emretti. Ertesi yıl, Ramazan orucu farz kılınınca, aşûre günü orucunu bıraktı, isteyen bu orucu tuttu, dileyen de bıraktı." (Buhârî, Savm, 69; Tecrîd-i Sarîh, VI/307, 308).

İslâm bilginleri aşûre orucunun vacip değil, sünnet olduğunda görüş birliği etmişlerdir. Yalnız İslâm`ın başlangıcındaki hükmü konusunda, Ebû Hanîfe vacip derken, İmam Şâfiî müekked bir sünnet olduğunu söylemiştir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra, bu oruç müstehap olmuştur. Ayrıca Yahudilere benzememek için Muharrem`in 9 ve 10 veya 10 ve 11`nci günlerinde oruç tutmak güzel görülmüştür.

Bu günde, oruçtan başka hayır hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa Peygamberimiz (asv) mü'minin aile efradına aşura gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bir hadiste şöyle buyurular:


"Her kim aşura gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2/116)

Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimiz (asv)'in bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay, Hazret-i Hüseyin (ra)'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış, en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kaderin verdiği hükme boyun eğen her mü'min, bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları, yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar, ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehlisünnetin itikat ve inancına aykırıdır.


26 Ekim 2014 Pazar

Aşure Günü Duası

Aşure Gününün Duası,Muharrem Ayı ve Aşure Günü,Muharremin 10 Günü Duası,Muharrem Günü Duası,Aşure Dua,Asure Gunu Duasi,Aşure Günü Okunacak Dua...



Aşure Günü Duası:

Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü'l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. 
Es'elüke fîhe'l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihin-nefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.

TÜRKÇE MANASI:

Hamd alemlerin  rabbi olan ALLAH'a mahsustur.Salatü Selam onun biricik resulü Efendimiz sav ve onun aline eshabına olsun.
Kendinden evvel hiçbir varlık olmayan.Varlığı,hayatı,kullarına keremi,ziyade merhameti,nimetler bağışlaması sonsuz ve devamlı olan sensin ALLAH'ım.
İşte bu yeni yıldır ki,bu yıl boyunca huzurundan kovulmuş şeytandan beni korumanı,daima kötülüğü emreden nefsime galip olmam için yardımını ve beni sana yaklaştıran işlerle meşgul olmamı,senden dilerim..ey celal ve ikram sahibi Allahım.
Ey erhamur rahim olan  rabbim rahmetinin bereketiyle duamızı kabul et...

Allahın selamı Hz. Muhammed Mustafa (sav)ın ve onun alinin ashabının ehli beytinin üzerine olsun..
Muharrem ayı nız ve Muharrem Orucu nuz mubarek olsun!

MUHARREM AYI VE AŞURA GÜNÜ

Muharrem Ayı ve Aşure Günü,Aşure Ayı Kaç Gün Sürer,Muharrem Ayı Bitti mi?,Aşure Günü ve Gecesi,Aşure Duası,Muharrem Ayının 10 Günü,Muharrem Ayında Oruç,Aşüre Günü...

muharem ayı aşure günü

"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan", yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.

Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kutsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci ayeti olan "On geceye yemin olsun" ifadelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir. (1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kutsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne "Aşure" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir.

Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (2)

Hz. Âişe'nin belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

İşte böylesine manâlı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır.

Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. "Bu ne orucudur?" diye sordu.

Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.

Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. (3)

Âşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslâm öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:

"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buharı, Savm: 69.

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu. (4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.

Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tövbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu. (5)

Yine Tirmizî'de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum." (6)

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur" (7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.

Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" (8) demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Aşure Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.

Bu mânâdaki bir hadisi îbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.

Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bir hadiste şöyle buyurular: "Her kim Âşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenâb-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder." (9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun için fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşüre gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi îbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verdiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

SORU: Aşure günü ve gecesinin önemi nedir?
CEVAP: Muharrem ayının onuncu günü Aşûre günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.) [Müslim]

Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşûre gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşûre günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem'in tövbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıldeniz'i geçmesi, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey yememişti. Allahü teâlâ denizi, beni İsrail için, aşure günü yardı. Yine Aşure günü Allahü teâlâ Adem aleyhisselamın ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.) [Taberani]

Öteden beri Kureyş de, Resulullah da Aşure günü oruç tutardı. Medine’ye gelince de yine o gün oruç tuttu ve tutulmasını emretti.(Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud)

Medine’de aşure günü oruç tutan Peygamber efendimiz, Yahudilerin de oruç tuttuklarını gördü. (Niye oruç tutuyorsunuz?) diye sordu. Onlar da, (Allah’ın İsrail oğullarını düşmanından kurtardığı bir gündür, Musa bu günde oruç tuttuğu için) dediler. Resulullah efendimiz de, Müslümanların bugün oruç tutmalarının sebebini anlatmak için, (Ben Musa aleyhisselama sizden daha layıkım) buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Aşure günü yapılması iyi olan işler:
1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizî, İ. Ahmed, Taberanî]

(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir’a]

(Aşure günü bir gün önce, bir gün sonra da tutarak, Yahudilere muhalefet edin!) [İ. Ahmed] [Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!]

Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki:
(Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]

Peygamber efendimiz, bugün bir hurmayı mübarek ağzında ıslatıp çocukların ağzına verirdi. Çocuklar, Resulullahın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşure günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resulullah efendimizden, şefaat istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, (Bugün Aşure günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra gelmek için izin istedim) dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resulullah a hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı.

2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani salih akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa’nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyruldu. (Şir’a)

3- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud Dağı kadar sevaba kavuşur)buyruldu. (Şir'a)

(Bugün ibadettir) diye Aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün Aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevab olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü ismiyle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyruldu. (Hâkim)

4- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a)

5- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşûre günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur)buyuruldu. (Beyhekî)

6- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşûre günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir'a) [Bu sevaplar, itikadı düzgün olan, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları af olmaz.]

7- İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer)buyruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun bir kitap, [mesela İslam Ahlakı veya Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye] okumalıdır. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. (Şir’a)

Hazret-i Hüseyin, 10 Muharremde şehit edildi. O yüce imamın şehit edilmesi, elbette bütün müslümanlar için büyük musibet ve üzüntüdür. Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hamza’nın şehit edilmeleri de, böyle büyük musibet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamber efendimiz, Hazret-i Hamza’nın şehit edildiği günün yıl dönümlerinde matem [yas] tutmadı. Matem tutmayı da emretmedi. Matem yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber efendimizin ölümü için matem tutulurdu. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:
(Matem tutan, ölmeden tövbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür.) [Müslim]

(İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır.) [Müslim]

Hicri yılbaşında okunan bu dua, Aşure günü de okunabilir:
(Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü'l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. Es'elüke fîhe'l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihin-nefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.)

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır, Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kaderi hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehl-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.


Muharrem Ayı Orucu Kaç Gündür ve Nasıl Tutulur?

Muharrem Ayı Orucu Kaç Gün Tutulur?,Muharrem Ayı Orucu Nasıl Tutulur?,Muharrem Ayında Kaç Gün Oruç Tutulur?,Muharrem Ayında Hangi Gün Oruç Tutulur?, Muharrem Ayı Ne Zaman Başlıyor?Muharrem Ayı Ne Zaman Bitiyor?, Muharrem Ayının Önemi, Muharrem ayında oruç tutarken nasıl niyet edilir ve tutmanın önemi nedir?,Muharrem ayı oruç saati ile ilgili bilgiler "DUA ÖĞREN,DUA OKU" da...

muharrem ayı orucu nasıl?






















H.z. Muhammed (s.a.s), Muharrem ayının dokuz, on ve on birinci günleri oruç tutmayı ashabına tavsiye etmişti. Peygamber Efendimiz (s.a.s) buyurur ki:


"Ramazan orucundan sonra, tutulan oruçların en faziletlisi Allah'a izafet ile şereflendirilen Muharrem ayındaki oruçtur." (Riyazü's-Sâlihin, II/504).

Diğer hadislerde, Muharrem ayının onuncu gününe rastlayan ve pek çok önemli olayın cereyan ettiği "Aşûra gününde tutulan orucun, bir yıl önce işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağı müjdelenmiştir."(Riyâzü's-Salihin, II/ 509).

Hadis-i Şerifte bildirilen oruç Muharrem ayının 9-10-11. günleridir.

Muharrem ayında tutulan oruç da Ramazan orucu gibi imsak vakti ile başlanıp akşam vakti girene kadar tutulur. Su içmeme şeklinde günlerce beklemek sünnette yoktur ve bidattır.

SORU: Mübarek günlerde, hangi gün oruç tutmak uygun olur? 
CEVAP: Mübarek günler, mübarek geceleri takip eden günlerdir. Mesela, Cuma gecesi, Perşembe gününü Cumaya bağlayan gecedir.

 BERAT GECESİ: Şaban ayının 15. gecesidir. Bunun günü, bu geceyi takip eden gün, yani 15 Şaban olur. Oruç tutan, bu günde tutmalıdır. Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutmalıdır. 
Bir hadis-i şerif meali: (Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace] 

MİRAC GECESİ: Recep ayının 27. gecesidir. Bir hadis-i şerif meali: (Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ. Gazali, Ebu Musa el Medeni] Eğer bugün, Cuma veya Cumartesi gününe gelirse, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutulmalıdır. 

REGAİP GECESİ: Receb ayının ilk Cuma gecesidir. Perşembe günü oruç tutup gecesini de ihya etmek çok sevab olur. Bir hadis-i şerif meali: (Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye] 

AŞURE GÜNÜ: Muharrem ayının 10. günü, Aşure günüdür. Aşure günü de, tek olarak oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya sonrasıyla birlikte tutmalıdır. 
İki hadis-i şerif meali: (Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir’a] (Aşure günü bir gün önce veya bir gün sonra da tutarak, Yahudilere muhalefet edin.) [İ. Ahmed] 

MEVLİD GECESİ: Rebiul-evvel ayının 11 ve 12. günleri arasındaki gecedir. 11 veya 12. gününde oruç tutmak iyi olur. Peygamber efendimiz, Pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Hak Sözün Vesikaları) 

AREFE GÜNÜ: Kurban bayramından önceki gündür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberani] Arefe günü oruç tutmak müstehabdır. Nevruza veya cumartesi gününe isabet etse de, bugün Arefe diye oruç tutan kimse, mekruh işlemiş olmaz. Nevruz diye, cumartesi diye tutarsa mekruh olur, Arefe diye tutarsa mekruh olmaz. 

CUMA GÜNÜ: Cuma günleri oruç tutmak çok sevabdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Cuma günü, oruç tutan için, on ahiret günü oruç sevabı yazılır.) [Beyheki] Cuma günü, tek olarak oruç tutmak, mekruh diyen âlimler de, olduğu için, Cuma günü, tek olarak değil, Perşembe veya Cumartesi günüyle birlikte tutmalıdır. 
Bir hadis-i şerif meali: (Yalnız Cuma günü, oruç tutmayın! Bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla tutun.) [Buhari] 

ZİLHİCCE AYINDA ORUÇ: Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutmalıdır. Bir hadis-i şerif meali: (Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat] 

MUHARREM AYINDA ORUÇ: İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Nesai] (Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut; çünkü o, Allah’ın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allah geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi] Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o senenin tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. (Ey Oğul İlmihali)

 RECEB AYINDA ORUÇ: Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haram aylar, Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir.) [İbni Cerir] (Haram aylarda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri oruç tutana iki yıllık ibadet sevabı yazılır.) [Taberani] (Haram aylarda bir gün oruç tutup bir gün yemek çok faziletlidir.) [Ebu Davud] (Receb ayında Allahü teâlâya çok istiğfar edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Cennette öyle köşkler vardır ki, onlara ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.) [Gunye] 

ŞABAN AYINDA ORUÇ: Âişe validemiz buyuruyor ki: (Resulullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari] Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfil olurlar. 
Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesai] İki hadis-i şerif meali daha: (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizi] (Şaban’da üç gün oruç tutana, Hak teâlâ Cennette bir yer hazırlar.) [Ey oğul ilmihali] Bünyesi zayıf olanın, Şaban ayının 15’inden sonra oruç tutmayıp, farz olan Ramazan-ı şerif orucuna hazırlanması iyi olur. Sağlığı yerinde olan ise, Şaban ayının çoğunu, hatta tamamını oruçlu geçirebilir. 

ŞEVVAL AYINDA ORUÇ: Şevval ayında oruç tutmak, çok sevabdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Şevval ayında altı gün oruç tutan, yeni doğmuş gibi günahsız olur.) [Taberani] (Ramazandan sonra, Şevvalde de altı gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace] 

PAZARTESİ ve PERŞEMBE: Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak, diğer günlere göre daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali: (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi] 

HER AY 3 GÜN ORUÇ: Her ay 3 gün oruç tutmak çok iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir: (Her ayda, üç gün oruç tutmak, bütün yılı oruçlu geçirmek gibi sevabdır.) [Buhari] (Kameri ayın 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutan, bütün yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.) [Nesai] Not: Mübarek günlerdeki bu oruçlar nafiledir. Nafile oruç tutmak da çok sevabdır. 
Bir hadis-i şerif meali: (Ramazan ayı dışında, Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar, Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Ya’la] Hele yukarıda bildirilen mübarek günlerde oruç tutulursa, sevabı daha çok olur. Ancak, nafilenin kıymet ve sevabının, farz yanında denizde damla bile olmadığını, İslam âlimleri bildiriyor. 
Bunun için, oruç kazası olan kimse, bu oruçları tutarken, (ilk kazaya kalan Ramazan orucuna) diye niyet etmeli. Kaza borcumuz yoksa da, yine böyle niyet ederek tutmalıdır; çünkü tutulan bu oruç, zaten nafile olur. Unutulmuş bir kazamız varsa, onun yerine geçer. Böyle olursa, hem oruç borcumuzu ödemiş olur, hem de o mübarek gün için bildirilen oruç sevabına kavuşmuş oluruz. Ayın başı ve sonu 

SORU: (Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevab verilir) buyuruluyor. Başı, 1, ortası 15, sonu da 30 mu oluyor? 

CEVAP:Hayır. Başında demek, ayın ilk günleri demektir. Ortası, ortadaki günlere yakın olan günler demektir. Sonu da, ayın son günlerinde demektir.

20 Ekim 2014 Pazartesi

Erkek Baldızına Kötü Gözle Bakabilir mi?Baldız Mahrem midir?

Baldız Mahrem midir?,Erkek Baldızına Kötü Gözle Bakabilir mi?,Erkeğe Eşinin Kız Kardeşi Mahrem midir?,Baldızla Evde Yalnız Kalmak Caiz midir?..Aradığınızı tüm cevaplar bu sitede!


baldıza kötü gözle bakılabilirmi?

Dini boyutundan bahsetmeden önce insani boyutundan bahsetmek gerekir eğer ki içinizde böyle bir duygu varsa ve nefsine yenik düşüyorsanız,baldızınız hakkında düşüncelerinizde art niyet,kötü gözle bakmak varsa  zaten siz rahatsızsınız demektir.
Önce kendinize karşı,sonra eşinize karşı ve daha sonra baldızınıza ve topluma karşı siz hem ayıpların en ayıbını hemde günahların en günahlarını işlemiş oluyorsunuz.Bir insan eşinin kardeşine yada ablasına kötü gözle bakıyorsa bir an önce psikolojik destek almalıdır."Baldız baldan tatlıdır" lafı sapkınların,cahillerin, şeref ve namus yoksunu insanların çıkardığı çirkin deyimlerden biridir.Bu insan düşünmemişmidir ki; kendi Annesi de,kız kardeşi de,ablası da birilerinin baldızıdır,aynı şeyleri onlar içinde söyleseler bu çirkin kelimeyi sarf edenler ne düşünürler?

Dini boyutuna gelince;Erkek için baldız hakkında geçici mahremiyet vardır. Bir kimse eşinin kardeşiyle evlenemez; ancak eşi vefat ederse (düşkün ve bi çare durumda ise) evlenebilir. Diğer hususlarda ise baldız yabancı kadın gibidir; mahremiyet sınırlarına dikkat edilmesi gerekir.
Bir erkeğin baldızı hakkında kötü düşünceler barındırması büyük ayıptır
Kadın için kayınbirader namahremdir, yani yabancı birisi gibidir. Mahremiyet sınırlarına dikkat etmek gerekir.

Bir erkeğin ister baldızına isterse de yabancı bir bayana kötü gözle bakması caiz değildir. Bu gibi akrabalarla mahremiyete yabancılardan daha fazla dikkat etmek gerekir. Bir evde yalnız kalınması da doğru değildir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir defasında, "Kadınların bulunduğu yere girmekten sakının." buyurdu. Ensardan bir zat, "Yâ Resulallah, kayınlar (erkeğin akrabaları) hakkında ne buyurursunuz?" şeklinde sorması üzerine,"Kayın ölümdür." buyurdular. (bk. Buharî, Nikah, III; Müslim, Selam, 20)

Bu hadisin şerhinde İmam Nevevi der ki:
"Bir kimse âdet ve geleneğe göre, kardeşinin hanımıyla baş başa kalır, işte ölüm budur. Söyleşinin yasaklanması yabancı erkeklerden daha lâyıktır. Hadisin doğru mânâsı da budur."

Baldız için de aynı şekilde mahremiyet sınırlarına çok iyi dikkat etmek gerekir.


19 Ekim 2014 Pazar

"Deccal" ve "Süfyan" Hakkında Bilgi Verir misiniz ?

Deccal Kimdir?,Deccal Ne Demektir?,Deccal Çıktı mı?,Deccal Hakkında Hadisler ve Ayetler,Deccalın Özellikleri,Deccal Hakkında Bilgi,Süfyan Ne demektir?,Sufyan Kimdir?,Süfyan Hakkında Bilgi,Süfyan Hakkında Hadisler,kısacası aradığınız her şey dua-ogren.blogspot.com.tr de!

deccal süfyan hakkında bilgi

Ahir zamanda büyük savaşlar ve harpler yaşanır. Büyük bir inkılap, değişim ve dönüşümler olur. Bu dönüşüm ve değişimi elinde tutan deccal, din ve imana yönelik büyük bir fitne ve ayrımcılık çıkarır. Din dilinde fesat adamına Deccal denir. Fesat adamı olan Deccal yeryüzünü fesada vermeden önce Mehdi de İsa (as) da gelecek değildir. Mehdi bu fesat zamanında dini ve imanı müdafaa ederek insanların hidayetine vesile olacaktır. Ancak deccal ve komiteleri o derece güçlüdür ki, mü’minleri kuşatır ve muhasarası mü’minlerin üzerinden kalkmaz. Ancak Hz. İsa (as) gelerek Deccalı öldürür ve mü’minlere rahat bir nefes aldırır.

Deccal ve Mehdi ile ilgili rivayetlerin özeti budur. Detaylarına girdiğimiz zaman şunları görürüz.

Deccal: “DCL” kökünden gelen deccal kelimesinin manası “yalancı, hilekâr, cerbeze ile insanları aldatan ve batılı hak olarak savunan ve gösteren” anlamlarını ifade etmektedir. Bu vasıflar ise “fitne”nin oluşmasını ve yayılmasını sağlayan temel özelliklerdir. Peygamberimiz (sav) hadislerinde deccalın yalana, hileye ve fesada dayanan cerbezeli biri olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir.

Deccal hileye, cerbeze ve göz boyama ile çıkardığı fitnesini nazara vererek dünya ile insanı aldatmasına ve insanların ahirete olan rağbetlerini kırmasına, dini ve imanı yok etmeye çalışmasını bize haber vermektedir. Yeryüzünü kırk günde gezecek ve her gittiği yerde fitne ateşi yakacaktır. Fitnesine kapılan imansızlığa düşerek dünya ve ahiret saadetinden mahrum kalacaktır. Yedi adım arkasına takılan bir daha geri dönüp hidayete eremeyecektir. Zira hilekâr olduğu ve fitne ile iş gördüğü için “münafık” olacak, dindar görünerek sinsi bir şekilde dini ortadan kaldıracaktır. Kâfirler onun küfrüne, dindar olanlar da onun münafıkane sözlerine aldanarak dindar bilecektir. Sonra icraatını da akla ve dine uyduracağı için yolunu doğru bilerek arkasına takılan ve onu müdafaa eden “ulema” sayesinde halkın teveccühünü kazanarak büyük bir desteğe sahip olacak ve dini ve imanı, şeriat-ı Ahmediyeyi tahrip edecektir. Bunu da dini koruma iddiası ile yapacağı için işin iç yüzünü bilmeyen ve gerçek din âlimi olmayan onun deccal olduğunu bilemeyeceklerdir. Bunun için rivayetlerde “Deccalın yardımcıları kötü âlimler olacağı” ifade edilmiştir. Ulema onu desteklediği için halk da ulemaya uyarak onun arkasına takılacaklardır. Bu nedenle Hz. Ali (ra) “Ahir zamanın en kötüleri âlimlerin kötüleridir” buyurmuştur.

Deccala “Mesih” namı da verilmiştir ki rivayetlerde “Mesih-i deccalın fitnesinden Allah’a sığının” denilmiştir. (Müsned-i Ahmed, 5:372; Heytemi, Mecmau’z-Zevâid, 7:348) Bunun sebebi deccalın yürürlükte olan yasaları ve kuralları kaldırarak onun yerine kendi yasa ve kurallarını getirmesi, dine dayalı olan her şeyi neshedip kaldırmasıdır. Onun yerine bozuk aklının ve dinden soyutlanmış bilimsel olamayan bilime dayalı yeni bir hukuk sistemi getirmesi ve hakka ve adalete dayalı hukuk sistemini ortadan kaldırmasıdır. Bunun için rivayetlerde deccalın bir gözü kör, yani hakkı ve hakikati, ahireti görmez, her şeyi tek gözü ile, yani dünya gözü ile görür ve dünya hayatına göre düzenler, ahireti inkar ettiği için ahirete ait her şeyi ortadan kaldırmaya çalışır.

Peygamberimiz (sav) deccal ile ilgili olarak “Hz. Âdem’den kıyamete kadar geçen süre içinde deccaldan daha büyük bir fitne yoktur” (Müslim, Fiten,126) buyurmuşlardır. “Şerri şeytandan daha büyüktür.” (Gümüşhânevî, Ramuzu’l-Hadis, 518) “Bütün peygamberler ümmetlerini deccalın şerrinden sakındırmıştır.” (Buhari, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 101) buyurarak ümmetini ikaz etmiştir.

Ayrıca deccal’ın zulmü adil yasaları mesh ederek, yani değiştirerek zumlu netice veren yasaları koyacağından, onun zulmünden korkarak insanların dağlara kaçmak zorunda kalacakları rivayet edilir. (Müslim, Fiten, 125; Tirmizi, Menâkıb, 70)

Süfyan: Ahir zamanda iki büyük deccalın geleceğinden bahsedilir. Birincisi bütün dinlere düşman olan ve “Maddeci materyalizmi” esas alarak bütün dinleri ortadan kaldırmaya çalışan dünya deccalıdır. “Din afyondur” diyerek bütün dinlere savaş açar ve materyalizme dayanarak, zamanın fen ve tekniğini de kullanarak, her türlü fitne ve fesadı çevirerek bütün dünyaya hükmeder. İkincisi ise İslamlar içinde merkez-i hükümet-i İslamiyette ortaya çıkarak Müslümanların arasına fitne ve fesat verip bütün Müslümanları birbirine düşürür, İslam düşmanlarının Müslüman ülkeleri işgal etmesine sebep olur ve bu karışıklıktan istifade ederek “Şeriat-ı Muhammediyeyi” hem tahrip eder, hem de hükmünü yürürlükten kaldırır. Ama ne var ki akılları bozulmuş ve deccalın kendilerine sağladığı imkânlarla dünyaya dalmış yarı bilgin “Ulema-i Sû” lakabını hak etmiş bilginler tarafından onun bu tahribatı “dini hurafelerden kurtarmak” olarak halka anlatılır ve onu dini hurafelerden kurtaracak büyük bir bilgin olarak gösterilir. Hatta bir kısım meddahlar onu “mehdi” olarak takdim ederler. Hz. Ali (ra) İslam deccalına “Süfyan” namını vermiştir ve kendisinden kaynaklanan bütün rivayetlerde bu İslam deccalından bahsetmiştir. Yine rivayetlerde süfyanın askerî bir komutan olacağı da ifade edilmiştir. (Müslim, Fiten, 125)

O süfyan devlet imkânlarını kendi şahsına ve yandaşlarına kullandığı için rivayetlerde “Ahir zamanda gelecek olan Süfyanın eli delik olacak” (Hâkim, Müstedrek, 4:520; Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125) buyrulmuştur. Bir insanın elinin ve cebinin delik olması müsrif olması anlamındadır. Devlet ve millet malını israf ederek yandaşlarına dağıtacağı için ondan menfaat görenlerin ona bir nevi uluhiyet vermesi elbette normaldir. Zira insan ihsanın kölesidir. Kendilerine sağlanan bu haksız imkânlarla belki de o süfyanın heykellerini yapıp ona tapacak derecede yüceltmeleri de mümkündür. İslam bilginleri onun bu durumunu“Sahih hadislerde ahir zamanda geleceği haber verilen ve “Şeâir-i İslamı” tahribe çalışacak olan dehşetli şahıs” olarak tanımlamışlardır. (Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125; İsmail Hakkı Bursevî, Tefsir-i Ruhu’l-Beyân, 8:197)

Ahir zamanın büyük deccalı ve süfyana gelene kadar ümmet içinde 30 yalancı ve aldatıcı lider konumunda deccalların geleceği de ifade edilir. (Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten, 1) Bu sebeple deccal hakkında rivayetler birbirine karışmış ve hangi hadis hangi deccaldan bahsettiği ancak ihtisas ehli olan alimler tarafından izah edilmiştir ki bu zamanda deccal ile ilgili rivayetleri en güzel şekilde yorumlayan ve tevilini gösteren Bediüzzaman Said Nursi hazretleridir.

Deccalı tanımadan onun tahribatını tamir edecek olan Mehdi’yi tanımak elbette zordur. Bu bakımdan bilhassa bir milyon hadisi hıfzına alıp bunun içinden dört bin küsur hadisi “Sahihine” alan İmam Buhari hazretleri “deccal ile ilgili rivayetlere açıkça yer verip bu konuda asla şüphe yoktur derken, Mehdi’den deccal ile mücadele edecek bir mü’min olarak bahseder. Sahih-i Müslim de deccal ile mücadele eden bir mü’minden açıkça bahsetmektedir. (Müslim, Fiten, 113)

Bu hususu Bediüzzaman hazretleri şöyle ifade eder: “Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (sav) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır” (Mektubat, 2005, s. 745) buyurur.

Süfyanla Mücâdele:
Süfyanın İslam şeriatını kaldırıp şeâir-i İslâmiyeyi taribine karşı mücadele eden tahribatını tamir ederek islamı yeniden ihya edecek olan mü’mine yüce peygamberimiz (sav) “Mehdi” adını vermiş ve süfyanı öldürerek tahribatını tamir edeceğini müjdelemiştir. Bu dönemde Mehdi devamlı takibat ve baskı altında tutulur süfyan bir devlet başkanı olacağı için “Hz. Mehdi’yi devamlı tarassut altında tutar ve baskısı üzerinden hiç kalkmaz.” (Tılsımlar, 212)

Süfyanın başarısı haklılığından ve faydalı icraatlarından değil, ekser icraatı tahribat ve nefsani arzulara son derece meydan açtığı içindir. Çünkü tahrip kolaydır. Bir bina bir senede yapılır, bir dakikada yıkılır. Bir kibrit bir köyü yakar. Müştehiyat ise nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder. (Şualar, 1994, s. 505)

Yine peygamberimiz (sav) “Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta ve dördüncü günü sizin günleriniz gibidir” (Ebu Davud, Hadis No: 4321, 4322) buyrarak hem deccalın hem de süfyanın dört devre-i istibdadına dikkatimizi çekmiştir. Birinci devresinde üç yüz senede yapılmayan icraatı yapar, ikinci devresinde otuz senede yapılamayan icraatı yapar, üçüncü devresinde on yılda yapılmayan tahribatı yapar, dördüncü devresi adileşir bir şey yapamaz ve vaziyeti muhafazaya çalışır” (Şualar, 1994, s. 506) demektir.

Hem peygamberimiz (sav) her iki deccalın asırlarına ait olan harikaları onların bahsi ve münasebeti ile bahsettiğinden onların şahıslarından kaynaklanacağı vehmini doğurmuştur. Mesela tayyare ve tren ile gezmesi “40 günde dünyayı gezer” (Feyzu’l-Kadir, Hadis No: 4249; Mecmau’z-Zevâid, 8:344) şeklinde ifade edilmiştir. Hem meşhur olmuş ki; İslam deccalı olan Süfyan öldüğü zaman, ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikili taşta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki, o öldü.” Yani, pek acîp şeytanları dahi hayrette bırakan radyo ile haber verilecek. (Şualar, 1994, s.500) Bu hadise aynen vaki olmuştur ki o zaman Dikilitaşta bulunan radyoevinden ölümü dünyaya ilan edilmiştir.

Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükümetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsı ile münasebettar rivayet edilmesi sebebi ile manası gizlenmiş. Meselâ “o kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hz. İsa (as) onu öldürebilir, başka çare olmaz”(Kenzu’l-Ummal, 14:334) rivayet edilmiş. Yani onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek ancak semâvî ve hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek; ve hakikat-ı Kur’âniyeye iktida ve ittihat eden bu Îsevî dinidir ki, Hz. İsa’nın (as) nüzulü ile o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop ve bir nezle ile öldürülebilir. (Şualar, 1994, s. 501) Bu hakikati de peygamberimiz (sav) “Hz. İsa (as) gelir, Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur” (Buhari, Enbiya: 49; Müslim, İmân: 244; İbn–i Mâce, Fiten: 33; Müsned-i Ahmed, 2:336, 3:368) hadisi ile ifade etmiştir.

Sonrasında ise “Fatıma çocuklarından ve peygamberimizin (sav) neslinden gelecek olan Mehdi (Ebu Davud, Mehdi, 1) zulüm ve haksızlık ile dolu olan yeryüzünü, hak ve adâletle doldurur.”(Ebu Davud, Mehdi, 7)

Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için bir kısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal:Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır. "Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1) buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadiste, özellikle onun, “yalancı, dalâlete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, “Mesih” kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, “Mesihü'd-Dalâle," “Sapıklık Mesihi” diye söz edilir.(7)

Süfyan;
Bir hadis-i şerifte, “Âhirzamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek”(8) buyrulmaktadır. Mahiyeti ise : "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhirzamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Deccal hakkında tevatür var:
İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?
Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur" şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:
"Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında âhirzaman deccallarının ap ayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna —ki Hz. Ali(17) ve birkısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali hep bu Deccal den bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, firavunu Hz. Musa'sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, batılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi, "Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”(20)

AddThis Smart Layers