16 Ağustos 2014 Cumartesi

En Büyük Günah

En Büyük Günahlar Nelerdir?,En Büyük Günah,Yedi Büyük Günah Nelerdir?,İslamda En Büyük Günahlar Nelerdir?,İslamiyette En Büyük Günahlar,Hristiyanlıkta En Büyük Günahlar,Musevilikte En Büyük Günahlar...


Yaptığım araştırmalar sonucu 3 semavi dinin büyük günahlarını bir araya getirmiş bulunmaktayım, 3 semavi dinde, farklılık gösteren günahların, ortak kabul gören büyük günahları da mevcuttur... izniniz ile islam dini ile başlıyorum.

İslamda En Büyük Günahlar;

Sayısı 7 ila 77 arasında değiştiği varsayılan günahlardır. en çok kabul edilen yedisi aşağıdadır...

1-
Allah'a şirk koşma
2-Büyücülük
3-Katillik
4-Savaştan kaçma
5-Yetim hakkı yeme
6-Faizcilik
7-Zina (iftira)

Ayrıca bazı kaynaklarda, israf, kumar, gıybet ve insanlarla alay etme gibi günahlarda büyük günah sayılmıştır.

Hristiyanlıkta En Büyük Günahlar;

Hristiyanlık'ta kesin olarak, herkesçe kabul edilen 7 büyük günah şöyledir.

1-Kibir
2-Açgözlülük
3-Şehvet düşkünlüğü
4-Kıskançlık
5-Oburluk
6-Öfke
7-Tembellik

Musevilikte En Büyük Günahlar;


Çok sayıda günah olmasına rağmen, büyük günahlar diye katagorize edilmiş günahlar mevcut değildir (varsa da ben bulamadım) ama musevilik'te genel olarak lanetlenen, kabul görmeyen 8 adet günah vardır.

1- Puta tapmak
2- Yalan yemin
3- Cumartesi çalışmak
4- Hırsızlık
5- Cinayet
6- Yabancı bir kadınla zina
7- Faiz
8- Domuz eti gibi haram etleri yemek.

Şimdi gelelim semavi dinlerdeki ortak kabul edilmiş büyük günahlara.

Öncelikle ''cinayet:haksız yere insan öldürme'' üç semavi dinde de büyük günah kabul edilmiş, hristiyanlıkta öfkenin bir sonucu olarak görülmüştür.

Zina ise 3 büyük dinde de büyük günahlardan kabul edilmesine rağmen 3 dinde de tanımı farklıdır. İslam'da nikahsız beraberlik zina iken, Hristiyanlık'ta şehvet düşkünlüğü; aşırı şekilde beraberlik zina kabul edilmiştir, Musevilik'te kendi dininden olmayan kadınlar ile birlikte olmak zina kabul edilmiştir.

İslam ve Musevilik'te tanrı'ya denk bir başka şeyin görülmesi büyük günah kabul edilirken, Hristiyanlık'ta Hz.İsa tanrının oğlu kabul edilmiştir.

Açgözlülük, Hristiyanlık'ta büyük günahlardanken İslamiyet'te biraz daha spesifikleşmiş haliyle, yetim hakkı yemek, büyük günah kabul edilmiştir.

Faiz, İslamiyet'te ve musevilik'te büyük günahlardan sayılmıştır.

İsraf, islam dininde büyük günahlarda geçerken Hristiyanlık'ta spesifikleşmiş haliyle oburluk büyük günah sayılmıştır.

ayrıca semavi dinlerde ki, bir çok büyük günah diğer dinlerde de büyük olmasa da, günah sayılırken, İslam ve Musevilik dinlerinin kendilerine özgü birer büyük günahı mevcuttur.

İslamiyet'te savaştan kaçmak büyük günahlardan sayılırken, yahudilik'te ise cumartesi çalışmak büyük günahlardan sayılmıştır.


SORU: En kıymetli ibadet ve en büyük günah net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka birinde namaz deniyor. Günahlar için de aynı şekilde farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste bu yedi günahın dışında olarak zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir?
CEVAP:Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belki bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Pervasızca günah işleyen mümine Allahü teâlâ gazap eder.)[Ukaylî]

Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur:
Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emri maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet’in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde emr-i marufun, ehli sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak her Müslümanın her zaman vazifesidir.

SORU:
Şirk hariç, en büyük günah nedir?
CEVAP:Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak yani isyan etmek olduğu için, günahların hepsi de büyüktür. En büyük günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da insan bilemez. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalı. Belki bizim küçük sandığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Âlimlerimiz buyuruyor ki:
En büyük günah, bid’at itikadında olmaktır. Doğru iman bilgileri öğrenilmezse, yani iman bozuksa, yaptığı ibadetlerin hiç kıymeti olmaz.

En büyük günah
, günahı bilmemektir. Ondan daha büyük günah ise, günahı ibadet olarak yapmaktır. Bid’at işleyenler böyledir. Bid’ati, dinin emri gibi yapar.

En büyük günah, kalb kırmaktır.
En büyük günah, kibirdir.
En büyük günah, gıybettir.

En büyük günah, namazı özürsüz kazaya bırakmaktır. Farzları, vazife bilip, kaza etmeyi, ödemeyi düşünmek şartı ile, tembellikle yapmamak, en büyük günahtır. Vazife bilmemek, önem vermemek ise, küfür olur. Namaz kılmamak, diğer bütün günahlara yol açacağı için, en büyük günah namaz kılmamak denebilir. Namaz kılan, diğer günahlardan korunur. Çünkü Kur’an-ı kerimde, namazın bütün kötülükleri önleyeceği bildiriliyor.

Büyük günahlarla ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(En büyük günah, katillik, ana babaya zulüm, yalan yere şâhitliktir.) [Deylemi]

(En büyük günah, yalan yere yemin etmektir.) [Buhari]

(En büyük günah, dünya sevgisidir.) [Deylemi]

(Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebi-d-dünya]

(En büyük günah, zinadır.) [İbni Ebi-d-dünya]

(En büyük günah, içki içmektir.) [Taberani]

(En büyük günah, Allah hakkında suizan etmektir.) [Deylemi]

(En büyük günah, haksız yere, bir Müslümanın malını almaktır.)[Taberani]

(En büyük günah, faiz, iffetli kadına iftira, yetim malı yemektir.)[Taberani]

(En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim]

(En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud]

(Gıybet zinadan da büyük günahtır. Zinadan tevbe edeni Allahü teâlâ affeder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Taberani]

(Livata yapan mel’undur.) [İ. Ahmed]

(Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir]

(Avret yerlerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]

(Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin]

(Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.) [İ. Asakir]

(Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.)[Taberani]

(Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak, 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani]

(İlmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha büyük günahtır.) [Ebu Nuaym]

Hadis-i şeriflerde, suali soranların hâllerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Günahın büyüklüğü, kişilerin hâllerine ve zamana göre değişiyor.

SORU:Şu hadisi bildirdiniz:
(Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.) [Nesai]
Bu hadiste bildirilen yedi büyük hangileridir?
CEVAP:Yedi büyük günah şunlardır:
1- Allah’a şirk koşmak. 
2- Büyücülük, 
3- Katillik, 
4- Harpten kaçmak, 
5- Yetim malı yemek, 
6- Faizcilik, 
7- Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi geçiyor. Allah’a şirk koşmak küfürdür. Küfür de, bazen büyük günahlar arasında sayılır.

SORU: Allah kimleri sevmez?
CEVAP:Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise, sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz.(1/266)

Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

(Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]

(Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.)[Lokman 18]

Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]

(Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]

(Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.)[Taberani]

(Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali]

(Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]

(Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya]




(Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar]

(Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi]

(Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]

En şiddetli azap
SORU: Müslüman olduğu hâlde, günahları çok gelerek Cehenneme düşen kimseler içinde, azabı en şiddetli olan kimlerdir? Yani hangi günah sebebiyle şiddetli azaba maruz kalırlar?
CEVAP:Bu, şahıslara göre değiştiği gibi, günahı işleyiş sebeplerine göre de değişir. Mesela bir kralın zulmü ile bir kölenin zulmü aynı olamaz. Put yapanla, resim çizenin, azapları aynı olmaz. Niyetlerine göre değişir. Peygamber efendimizin, bazı günahların önemini bildirmek için, (Şu günahları işleyen en şiddetli azaba mâruz kalacaktır) buyurduğu olmuştur. Bunlardan üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamette azabı en şiddetli olan, canlı resmi yapandır.) [Buhârî]

(Kıyamette azabı en şiddetli olan, zâlim hükümdardır.) [Beyheki]

(Kıyamette azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.) [Taberanî


13 Ağustos 2014 Çarşamba

İçki İçmek(Alkol Kullanmak) Neden Haram ve Gunahtır?

İçki Neden Günah,İçki Neden Haram Kılındı,Alkol Neden Haram,İçki Haram Ayet,İçkinin Haram Olması,Namaz İçki,İçkiliyken Namaz Kılınır mı?,Alkol Haram mı Günah mı?,Alkolün Haram Olması...


İbadetler ve haramlar tamamıyla Allah’ın iradesine ve isteğine göre belirleniyor. Bunu bizim sorgulama veya itiraz etmeye değil, hikmetini anlamaya çalışmamız icap etmektedir. Şöyle ki;

Şeriatın iki çeşit hükümleri vardır:

1. Taabbudi
dediğimiz, yani hikmeti bilinmeyen ve tamamıyla Allah’ın emir ve yasağına bakan kurallardır.

2. Makulul mana dediğimiz, ilahi emirler veya yasaklarda yatan hikmetlerin araştırılabileceği kısım.

Sizin sorduğunuz soruya bu taraftan da bakalım. Niye sabah namazının farzı rekat da on veya yirmi rekat değil? Cevap: Allah emrettiği için. Öğle namazının farzı Allah tarafından dört rekat olarak tayin edilmiştir. Bunun hikmetini araştırmak sonuçsuz olacaktır. Çünkü Allah öyle emretmiştir. Ve bunun asıl cevabı budur. Ama bazı şeriat kuralları hikmetle izah edilebilir. Ama hikmetler asıl değildir. Asıl olan Allah’ın emri veya yasaklamasıdır.

Mesela, Allah namazı niye emretmiştir? Buna istediğiniz kadar, hatta ciltlerle hikmet ve gaye açısından cevap verilebilir. Niye oruç tutuyoruz, hikmetleri araştırılıp cevap verilebilir. Ama hikmet ve faydalar Allah’ın emri yerine geçemez.Şöyle ki, orucun bir hikmeti insanların aç kalıp, yokluk içerisinde yaşayan insanların halinden anlayıp onlara şefkatle yaklaşmalarını sağlamaktır.

Şimdi birisi bunu esas tutup “ben daha fazla aç kalıp daha fazla şefkat hissim kabarsın ve fakirlere daha fazla yardımda bulunayım” diyebilir. İmsak vakti saat 4.00 olduğu halde, bu adam gece saat 11.00’den oruca niyet edip, fakat akşam vaktine beş dakika kala orucunu açsa, orucu sahih olur mu? Elbette olmaz. Çünkü orucun açılması için belirli bir zaman var ve bu adam daha fazla aç kaldığı halde, oruç tutmuş olmuyor. Yani oruçtan beklenen hikmet daha fazla yerine gelmiş,fakat Allah’ın izin vermediği bir zamanda açtığı için oruç yerine gelmemektedir.

İşte kardeşim İslâm'ın tüm emir ve yasaklarına bu şekilde bakmamız gerekir. Yani Allah böyle emretmiş veya böyle yasakladığı için bunu yapıyoruz. Bunun hikmetleri elbette vardır. Ve bu hikmetler elbette araştırılır. Bu da bir ilim ve ibadettir. Ama hikmetler ve faydalar kesinlikle asıl değil, ayrıntıdır.

İçkinin hiç bir zararı olmasa bile, Allah yasakladığı için içmemek gerekir. Bununla beraber içkini zararlı olduğunu bütün dünya kabul ediyor.

İçki neden birden yasaklanmadı?

İslâmiyet gelir gelmez, Arap Yarımadası'ndaki insanlardan, uzun senelerden beri dem ve damarlarına yerleşmiş olan alışkanlıklarını birden bire söküp atmak, elbette zor olacaktı. Hele alkollü içkiler gibi, kullanıldıkça âdeta insanı kendine esir eden maddelerden vazgeçmek, daha da zordur. Fakat İslâmiyet’in getirdiği nur, bütün kötü âdetler gibi, alkollü içkileri de o cemiyetten kaldırdı.

Allah’ın bir ismi de Hakîm’ dir. Yani yaptığı her işi, hikmet ve faydalara göre yaratır. Nitekim insanın büyüyüp kemale ermesi, çekirdeğin yeşerip ağaç olması, bir yumurtanın açılıp kuş olması belli bir süreçle gerçekleşmektedir. Allah’ın kâinatta geçerli olan bu kanununu, dinin bazı emirlerinde de görmek mümkündür. İşte yüce Rabbimiz, Hakîm isminin gereği olarak, alkollü içki alışkanlığını o cemiyetten söküp atmak için, tedriç yani yavaş yavaş men etme metodunu irade etmiştir. Diğer taraftan, içki birdenbire haram edilseydi, içkiye müptela olmuş o asrın insanları İslâmiyet'i kabulde nazlanabilirlerdi. Alışkanlıklarını bırakmak istemeyebilirlerdi. Bu bakımdan Kur'an-ı Kerim'de içki ile ilgili âyetler, kademe kademe şu sıraya göre nazil olmuştur:


1. “Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden hem bir içki yapıyor, hem de güzel rızk ediniyorsunuz. Bunda aklı eren kavim için elbette ibret vardır.” (Nahl, 16/67)

Bu âyette içkinin güzel rızk olmadığı açıklanmıştır. Bu âyetin nüzulü ile, içkinin dinen tasvip edilmeyen bir madde olduğu anlaşıldığından, bazı sahabeler içkiyi terk etmişlerdi. Aslında bu âyetin inzali ile, içkinin ileride haram olacağı da anlaşılmıştı.


2. “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.” (Bakara, 2/219)


3. “Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa, 4/43)

Bu âyet-i kerime, sarhoşken namaz kılmayı men etmiştir. Bu durumda, beş vakit namazını hiç geçirmeksizin kılan bir sahabenin, gündüz iki namaz arasında içki içmemesi gerekiyordu. Aksi takdirde, yani gündüz iki namaz arasında içki içecek olsa, alkollü içkinin sarhoşluk edici tesiri geçmeyeceği için namazı kılamayacaktı. Belki yatsı namazından sonra içki içebilecekti. Bu durumda büyük bir sahabe kitlesi daha içkiden tamamen vazgeçmişlerdi. Çünkü alkole alışmış olan vücutlar, artık yavaş yavaş ondan uzaklaşıyordu.


4. “Ey iman edenler! İçki, kumar, tapmaya mahsus dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki, murada eresiniz.”(Maide, 5/90)


5. “Şeytan, içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz hepiniz vazgeçtiniz değil mi?”(Maide, 5/1)

Bu son âyet ile alkollü içkiler kesin olarak haram edilmiştir. Sahabelerden Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:


"Biz içki alemindeydik. Ben dağıtıyordum. Bir adam geldi 'içki haram edildi' dedi. Arkadaşlar derhal 'şu içki kaplarını dök, temizle' emrini verdiler. O haberden sonra kimse ağzına içki almadı."

İçkinin zararları: Azı veya çoğu sarhoşluk veren her içkinin azı da, çoğu da haramdır. Peygamber Efendimiz’in (asm) beyanıyla:


“Bir küpü sarhoş eden şeyin, bir avucu da haramdır.”(1)

İçkiyi haram kılan âyet, bu yasağın gerekçesini ve hikmetini de açıklamıştır: Şeytan işi pislik olması, saâdete ermeye engel teşkil etmesi, insanlar arasında düşmanlığa yol açması, kin ve nefret uyandırması, vücûdu tahrip etmesi, Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoyması.(2)

İçki; sinir sisteminde, beyin damarlarında, omurilik ve çevre sinirlerinde çok büyük ve çok çabuk yıpratıcı ve olumsuz tesirler yapar. Beyin üzerinde öldürücü darbeleri vardır. Beyin sinirlerini zedeleyerek kısmî felçlere yol açar ve muhtelif hastalıklara sebep olur. Göz sinirlerini tahrip ederek gözlerin bozulmasına neden olur. Kalp hücrelerini zedeler ve yorar. Kalp hücrelerinde içki nedeniyle meydana gelen yorgunluk, “miyokard” denilen kalp adalesinin eskimesine ve yıpranmasına neden olur. Böbreklerde yara açar, kanın süzülmesini aksatır. İçkiden dolayı yaralanan böbrekler, idrardaki zehirleri süzemez hale gelir. Bu zehirli maddeler kana karışır ve “üremi” denilen kan zehirlenmesine yol açar. Damarlarda kireçlenme meydana getirir. Bu da erken bunamaya sebep olur. Hücreleri uyuşturur, vücudun hastalıklara karşı mukavemetini ve direncini kırar. Karaciğerin, kan yığılmasıyla önce büyümesine, sonra büzülmesine ve çürümesine yol açar.

İçkinin ruh üzerindeki zararları ise çok daha vahimdir: Zihin, dikkat, şuur ve irâde üzerinde korkunç dağınıklıklara sebep olur. Şiddetli ümitsizlik ve karamsarlık doğurur. Dikkat, şuur ve irâdenin zayıflamasıyla kavgalara, cinâyetlere, âile geçimsizliklerine, nice yuvaların yıkılmasına, nice dostlukların bozulmasına, nice acı trafik kazalarına ve nice âsâyişi ihlâl edici fiillere neden olur.

İçki, fertte ve toplumun bünyesinde, sosyal ve iktisâdî hayatta kapanmaz yaralar açar, acı felâketler doğurur. Aile nafakasını içkiye verenler, faydasız ve boş yere harcama yaparak israf etmiş olmakla berâber, âile ve çocuklarının hakkını da yemiş olmaktadır. Netice itibariyle içki içmek, hayatına kıymet veren, kazancının değerini bilen, kul hakkını gözeten ve sağlığına önem veren akıllı kimselerin yapacağı şey değildir. Peygamber Efendimiz (asm), buyurmuştur:


“İçki bütün kötülüklerin anasıdır.”(3)

İçkinin uhrevî zararları fizikî veya sosyal bünyemiz üzerinde değil;-Allah affetmediği takdirde- benliğimiz, kişiliğimiz, karakterimiz, varlığımız, mâneviyâtımız, ebedî ümitlerimiz, saadetimiz ve sevincimiz üzerinde tam bir yıkım getirir. Çünkü, Allah’ın açık nehyine ve yasağına karşı duyarsız kalınmıştır.

İçki büyük günahlardandır. Ancak Allah’ın affı, merhameti ve mağfireti geniştir. Kim günahı terk eder ve Allah’a dönerse, Allah’ın af ve mağfiretinin -inşâallah- onunla olacağına dair kuvvetli haberler ve müjdeler vardır. Allah bütün günahları bağışlar ve siler.(4) Yeter ki kul Rabb’ine bir adım atsın; Allah kulunu koşarak kucaklar. Yeter ki kul hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayarak O’na dönsün; yerle gök dolusu günahları da olsa Allah affeder.(5)

İçkili iken veya cünüp iken ölmek konusunda, zâhirî nazarda herhangi bir hüküm söylememiz doğru olmaz. Hoş bir tecellî değildir. Tövbeye fırsat bulamadan veya kendisine tövbe nasip olmadan ölümün kapıyı çalması, insanın tüylerini ürperten bir vahâmettir. Biz yine de, Allah’ın affetmesini temenni edelim. İçyüzünü bilemeyiz.
İçki aldıktan sonra sarhoş olup olmamak hiçbir şeyi değiştirmez, günahı hafifletmez.

İçkili iken veya sarhoşken namaz kılınmaz. Fakat halk arasında içki aldıktan sonra kırk gün namazın kabul olmayacağı veya namazın kılınmayacağı tarzındaki söylenti doğru değildir. Sarhoşluk geçtikten sonra nedâmet edilebilir, pişmanlık duyulabilir, bir daha içki kullanmamaya içtenlikle söz verilebilir, tövbe ve istiğfar yapılabilir ve tabiî ki namaz kılınabilir.

“İçki nasıl ve niçin haram kılınmıştır?”

Bilindiği gibi, altı binden fazla âyeti muhtevi Kur’ân-ı Kerim, yirmi üç sene gibi uzun bir süreçte, yaşanan problemlerin çözümü mâhiyetinde âyet âyet nazil olmuştur.

Her Kur’ân âyeti hiç şüphesiz doğrudan Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine bağlı olarak nazil olmakla berâber; yaşanan canlı bir olayın da İlâhî nazarla hatimesini teşkil etmiştir.

Meselâ günahlarının çokluğu yüzünden aslâ affedilmeyeceğini düşünen ve dehşetle kaçan Vahşî bin Harb’e (ra) bir cevap ve tevbeye çağrı niteliğinde inen, “Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım. Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.” 1 âyeti, Cenâb-ı Hakk’ın cihanı kucaklayan şefkatini, merhametini ve mağfiretini cihana, bütün günahkârlara ve bütün beşere îlân ediyor.

Yine meselâ bir Müslüman’a iftirâ atmanın vahâmeti, doğuracağı kötü sonuçlar, iftira karşısında bir Müslüman’ın alması gereken örnek tutum, iftirâcıların Allah katındaki durumu ve iftirâ ile ilgili daha bir çok meselede Cenâb-ı Hakk’ın fermânını biz, Hazret-i Âişe’nin (ra) başından geçmiş olan müessif bir iftirâ olayı sonucunda inen Nûr Sûresindeki yirmi âyetten2 öğreniyoruz.

Yâhut söz gelişi bir grup Yahûdî’nin istihfaf üslûbuyla, sırf peygamber olup olmadığını denemek için Peygamber Efendimiz’e (asm) rûhun ne olduğunu sormuş olmaları, Cenâb-ı Hakk’ın İsrâ Sûresinin 85. âyetini nâzil etmesi için bir zâhirî sebep teşkil etmiştir.

Ya da meselâ münafıkların yolda sokakta Müslüman kadınlara sataşmaları, lâf atmaları ve taciz etmeleri üzerine Cenâb-ı Hak Müslüman kadınlara tesettürü emreden Ahzab Sûresinin 59. âyetini nâzil buyurmuştur. Bu âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle. Evlerinden çıktıklarında üzerlerine örtülerini alsınlar. Bu, onların hür ve iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete uğramamaları için daha uygundur.” 3

Kur’ân-ı Kerîm’in her bir âyeti bir ihtiyaç ürünü ve bir problemin cevabı olarak nâzil olmuş, yaşanan hayatın bir yönünü ihâta etmiş ve aydınlatmıştır. Her âyetin; insanların bir problem olarak yaşadığı, kıyâmete kadar aynı veya yakın problemlerde alacakları tavır ve davranışlarını düzenlemeye vesîle olan bir nüzul sebebi vardır. Âyetlerin birer nüzul sebeplerine dayalı olarak nâzil olmaları, Kur’ân’ın hayatın içini ve özünü kucakladığını gösterir. Nitekim yaşanan problemlerle ilgili inen âyetleri Müslümanlar dimağlarına, idrâklerine ve gönüllerine âdetâ kazımışlar, perçinlemişlerdir.

İşte, içki hakkındaki davranışlarımızı düzenleyen âyetler de, muhtelif olaylara bağlı olarak nazil olmuşlardır. Hiç şüphesiz içkiyi haram kılan âyetler inmeden önce içki kullanılıyordu. Çünkü henüz haram kılınmış değildi. Çünkü o insanlarda içki bağımlılığı Müslüman olmazdan öncesine dayanıyordu. Yaşadığımız dünyada Cenâb-ı Hakk’ın hilkatinde de, îcâdında da, kudretinin taallukunda da, vahyi tenzilinde de “tedricîlik kânûnu” bir âdetullah olarak cârî bulunmaktadır. Cenâb-ı Hakk’ın, Müslüman’ların önceki davranışlarını affetmesi ve bağışlaması da Kendi yüksek mağfiretinin ve Rubûbiyetinin şe’nidir.

Kezâ, içkiyi haram kılan âyet öncesinde Müslüman’lar içkinin ne iğrenç bir şey olduğunu da ikrar etmeye başlamışlardı. Meselâ bu dönemde Hazret-i Ömer’in (ra) defalarca, “Yâ Rabbi! İçki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun!” diye niyazda bulunması bunun ilk göze çarpan ibretli örneklerindendir. Cahiliye devrinden beri kullandıkları halde, içkinin kötülüğünü yeni fark ediyor oluşları, Müslüman olduktan sonra ruhlarının aydınlanmaya, kalplerinin kemâlât mertebelerinde yükselmeye başladığının göstergesiydi. İçkinin böyle bilfiil kötü olduğu idrâk ve takrir edildikten ve kötülüklerine tanık olunduktan sonradır ki, Cenâb-ı Hak içkiyi yasaklayan âyetleri nazil buyurmuştur.

İçkinin kademe kademe haram kılınması, nehyin algılanması ve yerleşmesinde müessir olmuş; Müslümanlar o cahiliye devri alışkanlığını bir anda bırakmışlar ve Allah’ın emrine derhal boyun eğmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (asm) Medîne’ye teşrif ettiklerinde Medîne’de içki içiliyor ve kumar oynanıyordu. Medîneliler Peygamber Efendimiz’e (asm) içkinin hükmünü sordular. Peygamber Efendimiz (asm) de henüz Cenâb-ı Hak’tan bir hüküm gelmediği için sükût buyurdu. O esnada Hazret-i Ömer, “Yâ Rab! İçki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun!” diye duâ etti.

Bir süre sonra Cenâb-ı Hak, “Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: “İkisinde de hem büyük günah, hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Günahları faydasından büyüktür.”4 âyetini nazil buyurdu. Bundan sonra bir kısım Müslümanlar içkiyi bıraktılar. Ne var ki, âyet kesin bir hüküm içermediğinden, bir kısmı içmeye devam etti.

Fakat, içki kullananlar arasında hoş olmayan olaylar oluyor; karşılıklı atışmalar, kavga ve gürültüler eksik olmuyordu. Müslümanlardan birisi akşam namazını kıldırırken, kıraati ters mânâ verilebilecek biçimde yanlış okudu.

Cenâb-ı Hak çok geçmeden şu âyeti nâzil buyurdu: “Ey Îman edenler! Sarhoş olduğunuz zaman ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp olduğunuz zaman da eğer yolcu değilseniz, gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın.”5

Bu âyetin nüzulünden sonra Müslümanlar çoğunlukla içkiyi bıraktılar. Fakat bir kısmı, “Yâ Resûlallah! Biz namaz vakti yaklaşınca içkiyi bırakırız!” dediler ve içmeye devam ettiler. Bu dönemde namazlardan önce Peygamber Efendimiz (asm), “Sarhoş olanlar namaza yaklaşmasın!” diye nidâ ettirirdi.

Buna rağmen, içki kullandıktan sonra sarhoşken namaza gelen Müslüman eksik olmuyordu. Hazret-i Ömer’in (ra) hep duâsı: “Yâ Rabbi! İçki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun!” yakarışı idi.

Bir gün bir yemek esnasında içki kullananlar arasında önce atışmalar başladı, sonra yüksek sesle tartışmalar yaşandı, ardından hiç yakışık almayan bir gürültü ve patırtı koptu.

Bu defa Cenâb-ı Hak, içkiyi kesin bir dil ile yasaklayan şu âyeti nazil buyurdu: “Ey Îman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki, saadete eresiniz. Şüphesiz şeytan, içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi? Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin, karşı gelmekten çekinin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen ancak tebliğ etmektir.”6

Böylece içki bütün Müslümanlara haram kılınmış oluyordu. Peygamber Efendimizin (asm) emriyle bir tellâl, “Haberiniz olsun, içki haram kılınmıştır!” diye Medîne sokaklarında yüksek sesle nidâ etti. Nidâyı ve içkinin haram kılınmasını işiten ve hâlâ içkiyi bırakmamış olan Müslümanlar evlerindeki şarap küplerini derhal sokaklara döktüler. Öyle ki, Medîne sokaklarında günlerce sel gibi şarap aktı.

Bu teşrîden sonra Müslümanlar, “Artık içkiden ve kumardan vazgeçtik Rabbimiz!” dediler. İçki ve kumar böylece tamamıyla Müslümanların hayatlarından rafa kalkmış oldu.

Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Muhakkak ki Allah içkiye, onu yapana, yapılan yere, onu içene, içirene, taşıyana, taşıtana, satana, satın alana, onun bedelini ve kazancını yiyene lânet etmiştir.”7

Peygamber Efendimiz (asm) başka bir hadislerinde de: “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.”8 Buyurmak sûretiyle, hangi şeyin içki sayıldığı konusunda kesin İlâhî sınırı çizmiş bulunmaktadır.




9 Ağustos 2014 Cumartesi

Sevdiğim Birinin Bana Eş Olması İçin Dua Etmem Caiz mi?

Sevdiğim kişinin bana hayırlı olması için dua etmem caiz mi?,Sevdiğim kişinin bana eş olması için dua etmem caiz mi?,Sevdiğim kızın beni sevmesi için bir dua var mı?,Biri var, beni sevsin diye çok dua ediyorum,bir insanın iradesine dua ile hükmetmek mümkün mü?,Aşık etme duası...

Hayatımızda ki her şeyi Rabb'imizden istememiz ve bunun en hayırlısını yada hayırlara vesile kılmasını istememizden daha doğal ne olabilir ki,

Bir Hadis-i Şerifte Efendimiz;

“Allahümme innî es’selüke hayra’l-mes’eleti ve hayra’d-duâi, ve hayra’n-necâhi, ve hayra’l-ameli ve hayra’s-sevâbi, ve hayra’l-hayâti ve hayra’l-memâti.”

Allahım! Senden Sana edilen ve edilecek olan duaların ve isteklerin en hayırlısını, başarıların, amellerin ve sevapların en hayırlısını istiyorum. Senden yaşamın ve ölümün en hayırlısını da istiyorum. Yâ Rabbi " Şeklinde Dua etmiştir.

Sevdiğiniz kişinin size eş olması için dua etmeniz günah değildir. Hakkınızda hayırlı olması için Allah'a dua edebilirsiniz.

Aşık olmak günah değildir. Bir hadiste, bir kadına aşık olup onu gizleyen ve kimseye söylemeden ölen birinin şehit olacağı ifade edilir. Bu nedenle aşık olmak insanın elinde olan bir şey değildir.

Sizin de onu düşünmeniz elinizde olmadan aklınıza gelmesi caizdir. Ancak mukaddes şeyleri feda edecek kadar tapar gibi sevmek doğru değildir. Eğer evlenme imkanınız ve onu dini ölçüler dairesinde istetip almanız mümkünse hemen istetmenizi öneririz.

Eğer bu mümkün değilse demek ki hakkınızda hayırlı değilmiş deyip, Allah'tan helal süt emmiş iyi bir eşi nasip etmesini isteyip aramak gerekir.

Hakkımızda neyin hayırlı olduğunu bilemeyiz. Belki de mutlaka olmasını istediğimiz bir şeyin sonradan, "Keşke olmasaydı!.." deme ihtimali vardı. Bu nedenle isterken hayırlısını istemek, olmazsa sabır ile beklemek en güzelidir.

Hz. Meryem'in annesi bir erkek evlat istemişti; Allah ona bir kız verdi. O çok üzülmüştü. Şimdi o annemize sorsak "Sen erkeklerden onlarca, ama kızlardan bir tane Meryem, hangini istersin?" Elbette tek Meryem'i isteyecektir; çünkü kızı peygamber annesi oldu.

İşte biz de buna göre hareket etmeliyiz.

Biz Allah'ın kullarıyız, O nasıl isterse öyle hareket etmek durumundayız. Nişanlı bile olsa nikahları yoksa kadın ve erkeğin beraber yalnız kalması haramdır. Çünkü nişan nikah değildir. Şahitler yanında nikahlanmalı ki oturup kalkmak helal olsun.

Örneğin senin bir bahçendeki meyveyi birisi senden izin alsa yese ne güzeldir; senden izin almadan yerse ve ne farkı var derse ne yaparsın?

Allah bize izinsiz dolaşmayı yasaklamıştır. İzin almak da nikah kıymakla olur.

İLAVE BİLGİ İÇİN:
Aşık Etme Duası(Birini Kendine Aşık Etmek İçin Dua)


Dini Nikahın(İmam Nikahının) Şartları Nelerdir?

Dini Nikahın Şartları Nelerdir?,İmam Nikahının Şartları Nelerdir?,Dini Nikah Nasıl Kıyılır?,İmam Nikahının Hükmü Nedir?,İslami Nikahın Şartları,İmam Nikahı,Dini Nikah...


Nikâh bir akit, sözleşme ve anlaşmadır. Bunun için bazı şartları vardır. Bu şartlardan birisi yerine getirilmezse nikâh sahih olmaz.

1. Evlenecek kişilerin veya vekâletlerini verdikleri şahısların hazır bulunması.
2. Tarafların irade beyanı. Evlilik akdini kabul ettiklerine dair eşlerin “kabul ettim” şeklinde ifade etmeleri.
3. Nikâhın duyurulması. Gizli bırakılmaması. Bu şart bazı mezheplere göredir.
4. Kızın velisinin izninin olması. Bu hüküm Hanefi mezhebi hariç diğer mezheplere göredir.
5. Şahitlerin hazır olması. Bu şahitler, ergenlik çağına ermiş, aklı başında iki erkek veya bir erkekle iki kadın olmalıdır. Yani şahitlikte mutlaka bir erkeğin bulunması icap eder.

Nikâh, talâk diğer bir ifade ile evlilik ve boşanma dinî bir müessesedir; aynı zamanda ibadetler içinde değerlendirilir. Çünkü kaynağı Kur'ân ve hadistir. Bu hususta yüzlerce âyet-i kerime, binlerce hadis-i şerif vardır. Bu âyetler hem evlilik müessesesinin sınırlarını çizer, hem de sorumluluk ve mükellefiyetleri belirler. Bazı âyetlerde mesele bütün ayrıntılarıyla verilir. Hadisler ise evlilik ve aile müessesesinin bütün ayrıntılarını belirler, anlatır ve öğretir.

Aynı şekilde İslâm hukuku kitaplarında nikâh ve talak bölümü ap ayrı bir bölüm teşkil eder. Meselâ kaynak olarak verdiğimiz, Türkçede de kapsamlı bir eser Ömer Nasuhi Bilmen'in 8 ciltlik Hukuk-u İslâmiye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu'nun bir cildi bu meseleye ayrılmıştır.

Konunun anlaşılmasına yardımcı olması ve bir örnek teşkil etmesi açısından bazı âyetlerin meallerini okuyalım:

"İçinizden bekâr olanları ve köle ve cariyelerinizden dindar olanlarını evlendirin. Onlar fakir iseler, Allah onları lûtfuyla zenginleştirir. Allah'ın lütfü geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir.

"Evlenmeye imkân bulamayanlar da, Allah onları lûtfuyla zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar."1

"Size şu kadınları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emzirmiş olan süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, aranızdan zifaf geçmiş olan kadınlarınızdan doğan üvey kızlarınız. Eğer zifaf geçmemişse onların kızlarını nikâhlamakta size günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımlarını nikahlamanız ve iki kız kardeşi birden nikâhınız altına almanız da size haram kılındı. Ancak geçmiş olan müstesnadır. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir."2

Nikâhın kendine göre şartları vardır. Bu da yukarıda izah edildi. Cumhuriyet devrine kadar "dini nikâh, resmi nikâh" diye bir ifade mevcut değildi. İslâm hukuku yürürlükten kaldırılıp yerine Batıdan adapte edilen "medenî" hukuk devreye girince ve nikâh akit işlemleri belediyelere verilince bu çeşit sorular gündeme geldi. Oysa Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi semavi kaynaklı dinlerde önceden olduğu gibi şimdi de nikâh merasimleri sinagog ve kiliselerde yapılır. Esasen İslâmda da böyledir.

Peygamberimizin (a.s.m.) "Nikâhı duyurun ve onu camilerde yapın" mealindeki hadis-i şerif bu prensibi hatırlatmaktadır. Bu işlem camilerden alınıp belediye nikâh salonlarına taşınınca, nikâhın "dinî" bir mahiyet taşıyıp taşımadığı akıllara gelmeye başladı.

Nikâh, evlilik bazı şartlar taşıdığından dolayı bu meseleyi bir bütün olarak âlimler ve din görevlileri bilmektedir. Ve öteden beri nikâh akdini âlimler ve imamlar yapmaktadır. Bunun için nikâhın halk dilindeki adı "imam nikâhı" şeklinde söylenir olmuştur.

Aslında bu işlem imamlık, hocalık işi değildir. Her Müslüman nasıl ibadetlerini önceden öğrenerek yapıyorsa, nikâhı ve nikâhın şartlarını ve sorumluluklarını araştırıp öğrendikten sonra bu hazırlığa girecek, şahitler huzurunda taraflar birbirlerini karı-koca kabul ederek nikâhlarını kıyacaklardır. Yani cemaatle namazda olduğu gibi, nikâhta mutlaka imam bulunacak diye bir şart yoktur. Şartları bellidir ve ona göre akit yapılır.

Sadece resmî nikâh yeterli midir? "Sadece resmî nikâhı olanlar Allah katında evli sayılır mı?"

Nikâh dinî bir müessesedir ve belli şartları vardır. Aynı şart ve esaslar resmî nikâhta, yani belediye memuru tarafından kıyılan nikâhta mevcutsa nikâh nikâhtır. Ancak şart ve esaslara dikkat edilmiyor, hattâ kaale alınmıyorsa mesele değişir, nikâha gölge düşebilir. Şöyle ki:

Resmî nikâhta evlenecek kişiler evlendiklerine dair ifadelerini açıkça belirtiyorlar. Ancak bu ifadelerin kesinlik bildirmesi gerekir. Başka türlü bir yoruma müsait olmamalıdır.
Bir diğer önemli nokta, şahitlerin Müslüman olması ve iki şahitten birisinin erkek olmasıdır. Oysa laik düzende şahidin T.C. vatandaşı olması kâfi geliyor.

Evlenecek taraflar süt kardeşi olmamalıdır. Oysa resmî nikâhta bu husus araştırılmadığı gibi, memur tarafından da sorulmuyor.

Müslüman bir hanım gayr-ı müslim bir erkekle evlenemez. Halbuki yürürlükte olan mevzuatta bu meseleye dikkat edilmiyor, memur sormaya gerek duymadan nikâhı kıyıyor.

Bu mahzurlar söz konusu değilse, sadece resmî nikâhla da helâllik mümkün olur. Zaten nikâhın rüknü: iki şahit huzurunda tarafların birbirlerini karı-koca olarak kabul etmeleridir.

Ancak bütün bunlarla birlikte İslâmî ölçüler çerçevesinde nikâh akdini ihmal etmemeli, yaptırmalıdır.

Nikahın Şartları Şunlardır :


1- İcab - Kabul :

Hanefîlere göre ister koca isler kadın olsun, akdi yapanlardan biri tarafından ilk söylenen icaptır. Kabul ise, öbür taraftan ikinci olarak söylenen lafızdır.
Cumhura göre icap, kocanın veli veya onun vekili durumunda olan kimse tarafindan söylenen sözdür. Çünkü kabul icab için olur. Eğer icaptan önce olursa manasız olacağından kabul olamaz. Kabul ise, kadının koca tarafından söylenen, evliliğe razı olmasına delâlet eden sözdür


2- Şahidlik :

Velinin dışında iki kişinin şahidliği olmaksızın evlilik sahih olmaz.
Hz. Aişe, RasuIullah (s.a.v.)'dan rivayet eder:
"Veli ve iki adil şahid olmaksızın nikâh olmaz." (Dârakutnî ve İbni Hibbân Sahihinde rivayet etmişlerdir)
Darakutnî, Aişe'den şöyle bir hadîs rivayet eder:
"Nikâhta mutlaka dört şey olmalıdır: Veli, koca ve iki şahid."
Tirmizî de İbni Abbas'tan şöyle rivayet eder:
"Fahişe olan kadınlar kendilerini bir delil olmadan eğlendirenlerdir." (Neylu'l-Evtâr,VI, 135.)
Çünkü şahidlik, zevcenin ve çocuğun haklarının korunmasını sağlar. Babanın çocuğunu reddetip nesebinin kaybolmasını eşlerin töhmet allında kalmasını önler. Evliliğe özen ve önem verme gereğini ortaya koyar.

Şahidlerin erkek olması Hanefiler dışında cumhura göre şarttır.
Evliliğin değeri ve öneminden dolayı sadece kadınların ya da bir erkek ve iki kadının şahitliğiyle evlilik yapılmaz. Mallar ve malî muamelelere ait şahidlik bu durumun dışındadır.
Zuhrî der ki: "Sünnete göre hadlerde, nikâhta ve boşanmada kadınların şehadeti caiz değildir." (Sünnetten kasdolunan da Nebevi sünnettir ) Çünkü bu bir akittir, mal değildir, mal elde etmek maksadıyla da yapılmaz. Çoğu hallerde bu akitte erkekler bulunabilir. Dolayısiyle hadlerdeki gibi bunda da kadınların şahitliği ile akit sabit olmaz.

Hanefîlere göre ise, evlilik akdinde bir erkek ve iki kadının şahidliği mallarda olduğu gibi caizdir.
Çünkü kadın şahidliği yüklenme ve yerine getirme ehliyetine sahiptir. Hadlerde ve kısasta şahidliğin kabul edilmeyişi ise unutma, dikkatsizlik ve emin olmama ihtimali sebebiyle şüphe bulunduğu içindir. Hadler ise şüpheyle ortadan kalkar.

3- Velinin İzni :

Hanefîler hariç cumhura göre şarttır.
Allahu Teâlâ'nın, "Eşleriyle evlenmelerine engel olmayın." (Bakara, 232) buyruğuna göre, evlilik velisiz sahih olmaz.

Şafifler şöyle demektedirler: Bu ayet velinin gerekliliğinin en açık delilidir, yoksa engel olmasının bir anlamı kalmazdı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'ın "Velisiz nikâh olmaz" (Ebu Musa el-Eşari'den Ahmed ve Sunen musannifleri rivayet etmişlerdir. Ibnul-Medinî, Tirmizî ve İbni Hibbân tashih edip irsalinde illet olduğunu belirtmişlerdir. Subulu's-Selâm, U, 117) hadîsi bir başka şer'î hakikati nefyetmektedir.
Buna da Hz. Aişe'nin şu hadîsi delâlet etmektedir:
"Hangi kadın, velisinin izni olmadan nikahlanma, nikâhı batıldır, batıldır, batıldır. Eğer erkek onunla zifafta bulunursa uzvundan yararlandığı için kadına mehir vardır. İhtilâf ederlerse velisi olmayanın velisi sultan (hükmeden kişi)dir."
( Neseî hariç Ahmed ve dört Sunen rivayet etmişlerdir. Tirmizî, Ebu Evane, Ibni Hıbban, el-Hakim, lbni Mu'in ve diğer hafızlar tahsis etmişler ve sahih olduğunu söylemişlerdir. Subutu's-Seiâm, III 127 vd)

Birinci hadîsi için kâmil manada olmadığı şeklinde anlamak sahih değildir, çünkü şari'in sözü şer'î hakikatlere hamledilir. Velisiz şer"î bir nikâh olamayacağı gibi şeriatte de bu yoktur.
İkinci hadîsten de evliliğin sıhhatinin velinin izni ile olacağı anlaşılmaz. Çünkü genellik ifadesine haizdir, başka şekilde anlaşılmasına gerek yoktur; genelde ise kadın velinin izni olmadan evlenir. Üçüncü bir hadîs de onu doğrulamaktadır:
"Kadın, kadını ve kendisini evlendiremez."
(Ebu Hureyre'den İbnî Mace ve Dârakulnî güvenilir kişilerden rivayet etmişlerdir. Subulu's-Selâm, III, 129 vd)
Kadının kendi kendini veya bir başkasını evlendirmede velayet hakkına sahip olmadığına delâlet etmektedir. Nikâhta icap ve kabulün yerine getirilmesinde etkinliği yoktur. Kendi kendini veya başkasını velinin izniyle evlendiremez. Kendinden başkasını velayet ve vekâletle de evlendiremez. Nikâhı da ne velâyel ne de vekâletle kabul edemez.

Özet olarak: Cumhura göre nikâh kadınların sözüyle kıyılamaz. Bir kadın kendi kendini ve başkasını evlendirse veya velisinden başkasını velisinin izniyle kendisini evlendirilmeye vekil kılsa, nikâhın şartı olan velinin olmaması sebebiyle nikâhı sahih olmaz.

Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'tan gelen rivayette (zahiru'r-rivâye) Hanefîlere göre akıllı ve baliğ olan kadın kendini ve küçük kızını evlendirebilir. Başkalarının yerine de vekil olabilir. Fakat kendine denk olmayan kabul ederse velileri itiraz edebilirler.
Durumu şöyle ifade etmektedirler:
Velisi kıymasa bile hür, akıllı ve baliğ olan kadının nikâhı kendi rızasıyla kıyılabilir. İster bakire ister evlenmemiş kadın olsun, Ebu Hanife ve Yusuf a göre durum aynıdır. Veli bulunması sadece mendup ve muslehabtır. Muhammed'e göre, mevkuf olarak akit yapılabilir.

Kur'an'dan delilleri : Üç ayetle nikâhın kadına isnad edilmesidir:
"Bundan sonra bir kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helâl olmaz." (Bakara, 230),
"Kadınları boşadığınızda müddetleri sona ermişse kocaları ile evlenmelerine engel olmayın." (Bakara, 232).
Hitap, cumhurun dediği gibi velilere değil, eşleredir.

"Müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur." (Bakara, 234).

Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, kadının evlilik kararı kendine aittir.

Sünnetten delilleri: "Evli olmayan kadın kendi hakkında karar vermede velisinden daha önceliklidir. Bakireye sorulur, onun izni ise susmasıdır." (İbni Abbas'tan Muslim rivayet etmiştir. Subulus-Selâm, III, 119) hadîsidir.

Bir rivayette de "Eyyim (kocasından ölüm ya da boşanmayla ayrılan)a sorulmadan, bakireden de izin alınmadan nikâhı kıyılmaz.
Dediler ki: Ey Allah'ın Rasulu! Onun izni nasıldır?
Dedi ki: Susması." (Ebu Hureyre'den rivayet edilmiş olup muttefekunaleyhtir. Subulus-Selâm, III, 118)

Hadîs evli olmayan kadının, evliliğinde karar verme hakkının kendine ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bakire de onun gibidir. Fakat hayasının çokluğu sebebiyle şeriat onun rızasına delâlet edecek bir şekilde izin alınmasını yeterli bulmuştur. Bu tutum onun umumi ehliyetinin olmasına rağmen akde katılma hakkım elinden almak anlamına gelmez.

Şafıîlerden fıkıh âlimi Ebu Sevr'in orta bir görüşü vardır:
"Evlilikte kadın ve velinin nzası mutlaka birlikte olmalıdır. Onlardan biri diğerinin nzası ve izni olmadan evliliğe tek başına karar verme hakkına sahip değildir. Ne zaman razı olurlarsa, o zaman her biri akdi kıyma hakkına sahiptir. Çünkü kadın tasarruflarında tam ehliyete sahiptir." ( el-Muhezzeb, II, 35)




5 Ağustos 2014 Salı

Oral İlişki (Cunnilingus) Caiz midir?

Oral İlişki Günah mıdır?,Oral İlişki Caiz midir?,Cunnilingus Günah mıdır?,Oral Seks Haram mıdır?,
Eşler Birbirlerinin Cinsel Organları Yalamak Günah mı?,Oral İlişkinin Hükmü Nedir?,İslamda Oral İlişki Haram mıdır?,Evli Çiftlerin Oral Sex Yapması Haram mıdır?


SORU: Bazıları, “Oral sex (seks) caizdir. Çünkü oral seksi yasaklayan âyet ve hadis yoktur. Hatta, Bekara suresinde, (Tarlanız olan kadınlara istediğiniz gibi yaklaşın) deniliyor. Sonra hadis-i şerife göre, meni temizdir. Kadının erkeğin menisini yutmasında mahzur olmaz” diyorlar. Bunlar caiz midir?
CEVAP:Bir şeyin haram olması için edille-i erbaada bir delilinin bulunması lazımdır. Ancak, meşhur olan şeyler için hüküm böyle değildir. Mesela Kur'an-ı kerimde tuvaletteki necaset yenmez, idrar içilmez diye yazmıyor, (Tayyib olanı, temiz olanı, helal olanı yiyip için)buyuruluyor. (Bekara 168)

Ana babanızı dövmeyin denmiyor, (Öf demeyin) deniyor. (İsra 23)
Öf demek yasaklanınca, dövmek elbette günah olur. (Kur’anda ana babayı dövmeyin diye bir âyet yok, öf demeden dövmenin mahzuru olmaz) demek elbette yanlıştır.

Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Cima esnasında ferce [avret yerine] bakmayın, körlüğe sebep olur.) [Deylemi, İ. Adiy] Bakmak men edilince, ağza almak, yalamak elbette caiz olmaz.

Kadınla her türlü ilişki caiz değildir. Bildirilen âyetin meali şöyledir:
(Kadınlarınız [çocuk yetiştiren] tarlanızdır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın.) [Bekara 223] Buradan livatanın da caiz olduğunu çıkaran sapıklar vardır. Halbuki önceki âyetin meali şöyledir:
(Kadınlar hayzdan temizlendikten sonra, Allah'ın size emrettiği[izin verdiği] yerden onlara yaklaşın.) [Bekara 222]

Emredilmeyen yerden, dübürden, yani arkadan yanaşmak, livatadır, büyük günahtır. Çünkü İslam âlimleri buyuruyor ki:
(Livata, zinadan daha şiddetli haramdır.) [Bahr-ür raık, Redd-ül Muhtar]

Üç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Hanımı ile livata eden melundur.) [Şir’a] (Livata = homoseksüellik)

(Hanımına dübüründen yaklaşan Allah’ın rahmetinden kovulur.)[Sünen sahipleri]

(Hanımına dübüründen yaklaşana Allah rahmetle nazar etmez.)[Tirmizi]

İslam âlimleri bir Müslümanın ağzına sövenin, bilmem ne yaparım diyenin imanı gider buyuruyorlar. Çünkü ağız, Kur'an okuma yoludur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ağzınızı temizleyin, çünkü ağzınız Kur’an yoludur.) [Ebu Nuaym]

Ağza sövmek günah olunca, yani senin ağzına pislik koyarım demek, imanı götüren, insanı kâfir eden bir günah olunca, bizzat ağza meni akıtmak, idrar çıkan yeri Müslümanın ağzına sokmak caiz olur mu? Erkeğin de idrar ve kan çıkan yeri yalaması asla caiz olmaz. Gayrimüslimlerin çirkin bir âdeti olan oral sekse özenmekten uzak durmalıdır.

Meni, Hanefi mezhebine göre necistir. İdrar kanalından çıkmaktadır. Şafii’de ise temizdir. Temiz olması yenir, içilir anlamında değildir. Çamaşıra bulaşırsa namaza mani olmaz demektir. Başkasının sümüğünü bile, necis olmadığı halde, yani namaza mani olmadığı halde alıp yutmak uygun olur mu?

SORU: Fetavayı Hindiyye kitabının Türkçe tercümesinin 12. cildinin 177. sayfasında oral seksin cevazı bildirilmektedir. Buna rağmen nasıl olur da, oral sekse caiz değil denebilir?
CEVAP:Ne Hindiyye’de, ne de başka kitapta oral seksin caiz olduğu bildirilmiyor. Önce oral seks nedir? Birincisi erkeğin menisini hanımının ağzına akıtması, ikincisi de erkeğin kan ve idrar çıkan yeri yalayarak orgazma ulaşmak demektir. Hiçbir din kitabında böyle bir sekse dinimiz cevap vermemektedir. Kur’an okuyan müslüman, ağzına pis meniyi alabilir mi hiç? Müslümanın ağzına sövmek küfür iken, bizzat pisliği, meniyi ağza akıtmak nasıl caiz olabilir?

Hindiyye’de deniyor ki: (Nevazil kitabında bildiriliyor ki: Bir erkek, zekerini hanımının ağzına koysa, bu mekruh olur; bunun hilafını söyleyenler de olmuştur. Zahire'de de böyledir.)

Burada oral seksten hiç bahsedilmiyor. Üstelik “ağza zekeri koymak bile mekruh” buyuruluyor. Mekruh denince, tahrimen mekruh anlaşılır, harama yakın bir iştir. Bu sadece ağza almaktır, yoksa oral sekse asla cevaz yoktur.


Oral seks (cinsel organın ağza alınması, öpülmesi vs,), bu konuda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, cinsel organlar necaset mahalli olduğundan bu tür ilişkilerden kaçınılması gerekir. Çünkü her müslümanın kesin olarak haram olan hususlardan kaçındığı gibi haram şüphesi olan konulardan da uzak durması gerekir.

Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Unutmayın ki, Allah'ın yasak arâzisi de haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir " (Buhârî, Îmân 39, Büyû' 2; Müslim, Müsâkat 107, 108. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Büyû' 3; Tirmizî, Büyû' 1; Nesâî, Büyû' 2, Kudât 11; İbni Mâce, Fiten 14). (Diyanet İşleri Başkanlığı)

Oral ilişkinin olabileceği ya da olamayacağı konusunda Kurân-ı Kerim’de ve sünnette açık bir delil yoktur. Buradan hareketle bazı fıkıhçılar ve tefsirciler; madem ki karı kocanın her yerleri birbirlerine helaldir ve madem ki, eşyada aslolan mubah/helal olmaklıktır, çünkü her şey insan için yaratılmıştır, öyleyse karı kocanın oral ilişkileri de helal olmalıdır, diye bir sonuç çıkarmışlardır. Bunu çeşitli tefsir ve fıkıh kitaplarında bulmak mümkündür. Bunun yanlış olduğunu söyleyecek değiliz, ancak bunun hem dinen hem tıbben bir takım çekincelerinini olduğunu da bilmeliyiz. Öncelikle böyle bir davranış onurlu ve kişilikli olmaya aykırı bir davranıştır, tiksindiricidir. İkinci olarak, cinsel organlardan sürekli olarak bir takım maddeler çıkmaktadır ve bunlar pis olan akıntılardır. Böyle bir durumda kişi, Hz. Peygamber’in (sa): "Ağızlarınızı tertemiz yapın çünkü onlar Kuran yoludur” diye nitelendirdiği ağzına pis maddeler almış olacaktır. Üçüncü olarak, İslam’ın insan sağlığına ne kadar değer verdiğini herkes bilmektedir. Oysa bu yolla insan bir sürü mikrobu ağzına almış ve kendisini tehlikeye atmış olacaktır. (Prof.Dr.Faruk Beşer)

Ağız da cinsel temas için değil, başka işler için var edilmiştir; oradan cinsel temas yaratılış amacına da, fıtrata da ters düşer, fıtratları bozulmamış olanlar bundan nefret ederler. (Prof.Dr.Hayrettin Karaman)

Tabi bir sevişme tarzı olmadığı için, oral ilişkinin bir süre sonra nefretimsi duygulara sebep olabileceği ve dolaylı olarak cinsel mutluluğu olumsuz yönde etkileyebileceği gerçeğini de hatırlatarak, kaçınılmasını öğütleriz.

Oral Seks ve Ağız Kanseri

Oral seks, ağız tümörlerine yol açabiliyor. Son yapılan bir araştırmaya göre insan papilom (meme başı gibi çıkıntılar yapan selim tümörler) virüsü ağız kanserine yol açabiliyor. Bilim adamları uzun süredir papilom virüsünün ağız kanserine neden olduğundan kuşkulanıyordu. İyi haber bu riskin çok küçük olması. Ağız tümörü her yıl 10.000 kişiden birinde görülüyor. Ve bu vakaların pek çoğu sigara ve içkiye bağlı olarak ortaya çıkıyor.

İnsan papilom virüsü (HPV) cinsel yolla geçen virüslerin en yaygını. Bu virüsün servikal kansere (rahim boynu kanseri) yol açtığı biliniyor. Bazı araştırmalar bu virüsün ayrıca ağız ve anal kanserlerine de neden olabileceğine işaret ediyor.

Fransa, Lyon'daki Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu'nda çalışan bilim adamları ağız kanserine yakalanmış l670 deneği, l732 sağlıklı denekle karşılaştırdı. Hastalar Avrupa, Kanada, Avustralya, Küba ve Sudan'da yaşıyordu. Servikal kanserlerde görülen HPV-l6 olarak bilinen virüs, ağız kanserlerinde de tespit edildi.

HPV-16 virüsü taşıyan ağız kanserli hastaların arasında oral seks yaptığını açıklayanların sayısı, tümörlerinde HPV-16 virüsü bulunmayan hastalara oranla 3 misliydi. Virüsün kanserlere nasıl yol açtığı konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark saptanmadı.

Söz konusu araştırmanın sonuçları "Journal of the National Cancer Institute" isimli bilim dergisinin aralık sayısında yayınlandı.. Bu sonuçlar HPV ile ağız kanseri arasındaki ilişkiyi kesinleştirdi.

Jenital (cinsel organ) HPV enfeksiyonu çok yaygındır. ABD'deki 25 yaşındaki kadınların yaklaşık üçte birinde bu virüs mevcuttur. Bu enfeksiyonların yalnızca yüzde 10'u kansere yol açan türdendir. Bu virüsü taşıyan kadınların yüzde 95'i bu enfeksiyondan bir yıl içinde kurtulur. Ancak bu bile niçin bu kadar az sayıda insanda kanserin geliştiğini açıklayamıyor.

Bu son bulgular ağız kanseri tedavisini de kolaylaştıracak. Dolayısıyla virüs kaynaklı ağız kanserli hastalara antiviral ilaçlar vermek iyileşme olasılığını artırabilir. Bu arada önlem olarak aşı üzerinde çalışmalar yapılıyor. Aşıların ağız enfeksiyonunun yanı sıra jenital enfeksiyonlara da iyi geleceği umut ediliyor.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Şevval Ayında Oruç Tutmanın Faziletleri

Şevval Ayında Oruç Tutmanın Faziletleri,Altı Gün Orucu,Şevval Ayında Oruç,Şevval Orucu Ne zaman Tutulur?,Şevval Orucu Kaç Gün Tutulur,Şevval Orucu Duası,Şevval Orucu Farz mıdır?,Şevval Orucu Hangi Günler Tutulur?

On bir ayın sultanı Ramazan ayına elveda demekle, oruç tutmaya da elveda dememeliyiz. Oruçla elde ettiğimiz güzellikleri korumak ve nefsimizi temizlemek adına; arada bir de olsa, oruç tutmaya devam etmeliyiz. Oruç tutmak sadece Ramazan ayında farz kılınmıştır, fakat Ramazan dışında da tutulacak oruçlar vardır.
Bunlar; Ramazan ayında tutamadığımız oruçların kazası olan oruçlar, Adak oruçları, Yemin Kefaret oruçları ve Nafile oruçlarıdır. Nafile oruçlarının ayrıntısına girmeden, sadece güncelliği açısından birkaçına değinmekte yarar görmekteyim.
Kısaca değinmek istediğim, içinde bulunduğumuz “Şevval ayında tutulan altı gün oruç” ve “Pazartesi– Perşembe” günleri tutulması faziletli olan oruçlardır.
Ramazan ayından sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak sünnet olan bir oruçtur. Peygamber Efendimiz (s.a.a.), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, Sıyam:204; Tirmizî, Savm:53; Ebû Davud, Savm: 58) buyurarak, bizleri Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmişlerdir. Bu oruç peşi–peşine tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.
“Şevval ayında tutulacak 6 gün orucun ayrı ayrı günlerde haftada iki gün tutulması müstehabtır” (Büyük İslam ilmihali).
Şevval ayının ilk günü Ramazan Bayramı olduğu için oruç tutmak haramdır. (kurban bayramının dört gününde de oruç tutmak haramdır.) Yılın diğer günlerinde isteyen oruç tutabilir. Haram günlerin dışında oruç tutmanın hiçbir sakıncası yoktur.
Resûlullah (s.a.a.) “Oruç, cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır” (Buhari). Buyurmuştur.
Bu kalkana hayat boyu muhtaç olduğumuza göre, mutlaka oruçtan nasiptar olmanın yoluna bakmalıyız. Şevval ayında tutulan nafile veya kaza oruçlarını, Pazartesi ve Perşembe günleri tutmak daha faziletlidir.
Hadis–i şerifte buyruldu ki:
“Ameller, Pazartesi ve Perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçlu iken arz olunmasını isterim” (Tirmizi).
“Pazartesi ve Perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.” (Müslim).
“Cennetin kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır.” (Müslim).
Konumuzu bitirirken, Cuma günü oruç tutmanın hükmüne de değinelim: Oruç tutulması haram olan bayram günleri dışında, oruç tutulurken dikkat etmemiz gereken bir konu da; Cuma günü tek başına oruç tutmamamız gerektiğidir. Sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür.
Peygamber Efendimiz (s.a.a.): ‘’Sizden hiç kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir’’ buyurmuştur. (Ebû Davud, Savm, 50).
Cuma günü kaza ya da nafile oruç tutmak istediğimiz takdirde, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutulması sünnete uygun olanıdır.
Gücü, kuvveti, sağlığı yerinde olan kimseler, Pazartesi- Perşembe günlerini oruçlu geçirmekle çok ulvi derecelere erişebilirler. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin çok önemli bir sünnetini yerine getirmiş olurlar.
İLAVE BİLGİ İÇİN:
Şevval Orucunu Kaza ve Nafile Orucuyla Beraber Tutulabilir mi?
Şevval Orucu Cuma Günü Tutulur mu?
Şevval Orucu Ne Zaman Tutulur?
Şevval Orucu Nedir?(Altı Gün Orucu)




Şevval Orucu Cuma Günü Tutulur mu?

Sevval Orucu Cuma Günü Tutulur mu?,Şevval Ayında Oruç,Şevval Orucu Ne zaman Tutulur?,Şevval Orucu Kaç Gün Tutulur,Şevval Orucu Duası,Şevval Orucu Farz mıdır?,Şevval Orucu Hangi Günler Tutulur?

Oruç tutulması haram olan bayram günleri dışında, oruç tutulurken dikkat etmemiz gereken bir konuda; Cuma günü tek başına oruç tutmamamız gerektiğidir.
Sadece cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür.
Peygamber Efendimiz (sav): ”Sizden hiç kimse cuma günü oruç tutmasın.Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir” buyurmuştur. (Ebû Davud, Savm, 50) Cuma günü nafile oruç tutmak istediğimiz takdirde, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutulması sünnete uygun olanıdır.
 Gücü kuvveti sağlığı yerinde olan kimseler pazartesi Perşembe günlerini oruçlu geçirmekle çok ulvi derecelere erişebilirler. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin çok önemli bir sünnetini yerine getirmiş olurlar.


İLAVE BİLGİ İÇİN:
Şevval Orucu Ne Zaman Tutulur?
Şevval Orucu Nedir?(Altı Gün Orucu)
Şevval Orucunu Kaza ve Nafile Orucuyla Beraber Tutulabilir mi?




AddThis Smart Layers