20 Ekim 2014 Pazartesi

Erkek Baldızına Kötü Gözle Bakabilir mi?Baldız Mahrem midir?

Baldız Mahrem midir?,Erkek Baldızına Kötü Gözle Bakabilir mi?,Erkeğe Eşinin Kız Kardeşi Mahrem midir?,Baldızla Evde Yalnız Kalmak Caiz midir?..Aradığınızı tüm cevaplar bu sitede!


baldıza kötü gözle bakılabilirmi?

Dini boyutundan bahsetmeden önce insani boyutundan bahsetmek gerekir eğer ki içinizde böyle bir duygu varsa ve nefsine yenik düşüyorsanız,baldızınız hakkında düşüncelerinizde art niyet,kötü gözle bakmak varsa  zaten siz rahatsızsınız demektir.
Önce kendinize karşı,sonra eşinize karşı ve daha sonra baldızınıza ve topluma karşı siz hem ayıpların en ayıbını hemde günahların en günahlarını işlemiş oluyorsunuz.Bir insan eşinin kardeşine yada ablasına kötü gözle bakıyorsa bir an önce psikolojik destek almalıdır."Baldız baldan tatlıdır" lafı sapkınların,cahillerin, şeref ve namus yoksunu insanların çıkardığı çirkin deyimlerden biridir.Bu insan düşünmemişmidir ki; kendi Annesi de,kız kardeşi de,ablası da birilerinin baldızıdır,aynı şeyleri onlar içinde söyleseler bu çirkin kelimeyi sarf edenler ne düşünürler?

Dini boyutuna gelince;Erkek için baldız hakkında geçici mahremiyet vardır. Bir kimse eşinin kardeşiyle evlenemez; ancak eşi vefat ederse (düşkün ve bi çare durumda ise) evlenebilir. Diğer hususlarda ise baldız yabancı kadın gibidir; mahremiyet sınırlarına dikkat edilmesi gerekir.
Bir erkeğin baldızı hakkında kötü düşünceler barındırması büyük ayıptır
Kadın için kayınbirader namahremdir, yani yabancı birisi gibidir. Mahremiyet sınırlarına dikkat etmek gerekir.

Bir erkeğin ister baldızına isterse de yabancı bir bayana kötü gözle bakması caiz değildir. Bu gibi akrabalarla mahremiyete yabancılardan daha fazla dikkat etmek gerekir. Bir evde yalnız kalınması da doğru değildir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir defasında, "Kadınların bulunduğu yere girmekten sakının." buyurdu. Ensardan bir zat, "Yâ Resulallah, kayınlar (erkeğin akrabaları) hakkında ne buyurursunuz?" şeklinde sorması üzerine,"Kayın ölümdür." buyurdular. (bk. Buharî, Nikah, III; Müslim, Selam, 20)

Bu hadisin şerhinde İmam Nevevi der ki:
"Bir kimse âdet ve geleneğe göre, kardeşinin hanımıyla baş başa kalır, işte ölüm budur. Söyleşinin yasaklanması yabancı erkeklerden daha lâyıktır. Hadisin doğru mânâsı da budur."

Baldız için de aynı şekilde mahremiyet sınırlarına çok iyi dikkat etmek gerekir.


19 Ekim 2014 Pazar

"Deccal" ve "Süfyan" Hakkında Bilgi Verir misiniz ?

Deccal Kimdir?,Deccal Ne Demektir?,Deccal Çıktı mı?,Deccal Hakkında Hadisler ve Ayetler,Deccalın Özellikleri,Deccal Hakkında Bilgi,Süfyan Ne demektir?,Sufyan Kimdir?,Süfyan Hakkında Bilgi,Süfyan Hakkında Hadisler,kısacası aradığınız her şey dua-ogren.blogspot.com.tr de!

deccal süfyan hakkında bilgi

Ahir zamanda büyük savaşlar ve harpler yaşanır. Büyük bir inkılap, değişim ve dönüşümler olur. Bu dönüşüm ve değişimi elinde tutan deccal, din ve imana yönelik büyük bir fitne ve ayrımcılık çıkarır. Din dilinde fesat adamına Deccal denir. Fesat adamı olan Deccal yeryüzünü fesada vermeden önce Mehdi de İsa (as) da gelecek değildir. Mehdi bu fesat zamanında dini ve imanı müdafaa ederek insanların hidayetine vesile olacaktır. Ancak deccal ve komiteleri o derece güçlüdür ki, mü’minleri kuşatır ve muhasarası mü’minlerin üzerinden kalkmaz. Ancak Hz. İsa (as) gelerek Deccalı öldürür ve mü’minlere rahat bir nefes aldırır.

Deccal ve Mehdi ile ilgili rivayetlerin özeti budur. Detaylarına girdiğimiz zaman şunları görürüz.

Deccal: “DCL” kökünden gelen deccal kelimesinin manası “yalancı, hilekâr, cerbeze ile insanları aldatan ve batılı hak olarak savunan ve gösteren” anlamlarını ifade etmektedir. Bu vasıflar ise “fitne”nin oluşmasını ve yayılmasını sağlayan temel özelliklerdir. Peygamberimiz (sav) hadislerinde deccalın yalana, hileye ve fesada dayanan cerbezeli biri olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir.

Deccal hileye, cerbeze ve göz boyama ile çıkardığı fitnesini nazara vererek dünya ile insanı aldatmasına ve insanların ahirete olan rağbetlerini kırmasına, dini ve imanı yok etmeye çalışmasını bize haber vermektedir. Yeryüzünü kırk günde gezecek ve her gittiği yerde fitne ateşi yakacaktır. Fitnesine kapılan imansızlığa düşerek dünya ve ahiret saadetinden mahrum kalacaktır. Yedi adım arkasına takılan bir daha geri dönüp hidayete eremeyecektir. Zira hilekâr olduğu ve fitne ile iş gördüğü için “münafık” olacak, dindar görünerek sinsi bir şekilde dini ortadan kaldıracaktır. Kâfirler onun küfrüne, dindar olanlar da onun münafıkane sözlerine aldanarak dindar bilecektir. Sonra icraatını da akla ve dine uyduracağı için yolunu doğru bilerek arkasına takılan ve onu müdafaa eden “ulema” sayesinde halkın teveccühünü kazanarak büyük bir desteğe sahip olacak ve dini ve imanı, şeriat-ı Ahmediyeyi tahrip edecektir. Bunu da dini koruma iddiası ile yapacağı için işin iç yüzünü bilmeyen ve gerçek din âlimi olmayan onun deccal olduğunu bilemeyeceklerdir. Bunun için rivayetlerde “Deccalın yardımcıları kötü âlimler olacağı” ifade edilmiştir. Ulema onu desteklediği için halk da ulemaya uyarak onun arkasına takılacaklardır. Bu nedenle Hz. Ali (ra) “Ahir zamanın en kötüleri âlimlerin kötüleridir” buyurmuştur.

Deccala “Mesih” namı da verilmiştir ki rivayetlerde “Mesih-i deccalın fitnesinden Allah’a sığının” denilmiştir. (Müsned-i Ahmed, 5:372; Heytemi, Mecmau’z-Zevâid, 7:348) Bunun sebebi deccalın yürürlükte olan yasaları ve kuralları kaldırarak onun yerine kendi yasa ve kurallarını getirmesi, dine dayalı olan her şeyi neshedip kaldırmasıdır. Onun yerine bozuk aklının ve dinden soyutlanmış bilimsel olamayan bilime dayalı yeni bir hukuk sistemi getirmesi ve hakka ve adalete dayalı hukuk sistemini ortadan kaldırmasıdır. Bunun için rivayetlerde deccalın bir gözü kör, yani hakkı ve hakikati, ahireti görmez, her şeyi tek gözü ile, yani dünya gözü ile görür ve dünya hayatına göre düzenler, ahireti inkar ettiği için ahirete ait her şeyi ortadan kaldırmaya çalışır.

Peygamberimiz (sav) deccal ile ilgili olarak “Hz. Âdem’den kıyamete kadar geçen süre içinde deccaldan daha büyük bir fitne yoktur” (Müslim, Fiten,126) buyurmuşlardır. “Şerri şeytandan daha büyüktür.” (Gümüşhânevî, Ramuzu’l-Hadis, 518) “Bütün peygamberler ümmetlerini deccalın şerrinden sakındırmıştır.” (Buhari, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 101) buyurarak ümmetini ikaz etmiştir.

Ayrıca deccal’ın zulmü adil yasaları mesh ederek, yani değiştirerek zumlu netice veren yasaları koyacağından, onun zulmünden korkarak insanların dağlara kaçmak zorunda kalacakları rivayet edilir. (Müslim, Fiten, 125; Tirmizi, Menâkıb, 70)

Süfyan: Ahir zamanda iki büyük deccalın geleceğinden bahsedilir. Birincisi bütün dinlere düşman olan ve “Maddeci materyalizmi” esas alarak bütün dinleri ortadan kaldırmaya çalışan dünya deccalıdır. “Din afyondur” diyerek bütün dinlere savaş açar ve materyalizme dayanarak, zamanın fen ve tekniğini de kullanarak, her türlü fitne ve fesadı çevirerek bütün dünyaya hükmeder. İkincisi ise İslamlar içinde merkez-i hükümet-i İslamiyette ortaya çıkarak Müslümanların arasına fitne ve fesat verip bütün Müslümanları birbirine düşürür, İslam düşmanlarının Müslüman ülkeleri işgal etmesine sebep olur ve bu karışıklıktan istifade ederek “Şeriat-ı Muhammediyeyi” hem tahrip eder, hem de hükmünü yürürlükten kaldırır. Ama ne var ki akılları bozulmuş ve deccalın kendilerine sağladığı imkânlarla dünyaya dalmış yarı bilgin “Ulema-i Sû” lakabını hak etmiş bilginler tarafından onun bu tahribatı “dini hurafelerden kurtarmak” olarak halka anlatılır ve onu dini hurafelerden kurtaracak büyük bir bilgin olarak gösterilir. Hatta bir kısım meddahlar onu “mehdi” olarak takdim ederler. Hz. Ali (ra) İslam deccalına “Süfyan” namını vermiştir ve kendisinden kaynaklanan bütün rivayetlerde bu İslam deccalından bahsetmiştir. Yine rivayetlerde süfyanın askerî bir komutan olacağı da ifade edilmiştir. (Müslim, Fiten, 125)

O süfyan devlet imkânlarını kendi şahsına ve yandaşlarına kullandığı için rivayetlerde “Ahir zamanda gelecek olan Süfyanın eli delik olacak” (Hâkim, Müstedrek, 4:520; Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125) buyrulmuştur. Bir insanın elinin ve cebinin delik olması müsrif olması anlamındadır. Devlet ve millet malını israf ederek yandaşlarına dağıtacağı için ondan menfaat görenlerin ona bir nevi uluhiyet vermesi elbette normaldir. Zira insan ihsanın kölesidir. Kendilerine sağlanan bu haksız imkânlarla belki de o süfyanın heykellerini yapıp ona tapacak derecede yüceltmeleri de mümkündür. İslam bilginleri onun bu durumunu“Sahih hadislerde ahir zamanda geleceği haber verilen ve “Şeâir-i İslamı” tahribe çalışacak olan dehşetli şahıs” olarak tanımlamışlardır. (Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125; İsmail Hakkı Bursevî, Tefsir-i Ruhu’l-Beyân, 8:197)

Ahir zamanın büyük deccalı ve süfyana gelene kadar ümmet içinde 30 yalancı ve aldatıcı lider konumunda deccalların geleceği de ifade edilir. (Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten, 1) Bu sebeple deccal hakkında rivayetler birbirine karışmış ve hangi hadis hangi deccaldan bahsettiği ancak ihtisas ehli olan alimler tarafından izah edilmiştir ki bu zamanda deccal ile ilgili rivayetleri en güzel şekilde yorumlayan ve tevilini gösteren Bediüzzaman Said Nursi hazretleridir.

Deccalı tanımadan onun tahribatını tamir edecek olan Mehdi’yi tanımak elbette zordur. Bu bakımdan bilhassa bir milyon hadisi hıfzına alıp bunun içinden dört bin küsur hadisi “Sahihine” alan İmam Buhari hazretleri “deccal ile ilgili rivayetlere açıkça yer verip bu konuda asla şüphe yoktur derken, Mehdi’den deccal ile mücadele edecek bir mü’min olarak bahseder. Sahih-i Müslim de deccal ile mücadele eden bir mü’minden açıkça bahsetmektedir. (Müslim, Fiten, 113)

Bu hususu Bediüzzaman hazretleri şöyle ifade eder: “Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (sav) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır” (Mektubat, 2005, s. 745) buyurur.

Süfyanla Mücâdele:
Süfyanın İslam şeriatını kaldırıp şeâir-i İslâmiyeyi taribine karşı mücadele eden tahribatını tamir ederek islamı yeniden ihya edecek olan mü’mine yüce peygamberimiz (sav) “Mehdi” adını vermiş ve süfyanı öldürerek tahribatını tamir edeceğini müjdelemiştir. Bu dönemde Mehdi devamlı takibat ve baskı altında tutulur süfyan bir devlet başkanı olacağı için “Hz. Mehdi’yi devamlı tarassut altında tutar ve baskısı üzerinden hiç kalkmaz.” (Tılsımlar, 212)

Süfyanın başarısı haklılığından ve faydalı icraatlarından değil, ekser icraatı tahribat ve nefsani arzulara son derece meydan açtığı içindir. Çünkü tahrip kolaydır. Bir bina bir senede yapılır, bir dakikada yıkılır. Bir kibrit bir köyü yakar. Müştehiyat ise nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder. (Şualar, 1994, s. 505)

Yine peygamberimiz (sav) “Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta ve dördüncü günü sizin günleriniz gibidir” (Ebu Davud, Hadis No: 4321, 4322) buyrarak hem deccalın hem de süfyanın dört devre-i istibdadına dikkatimizi çekmiştir. Birinci devresinde üç yüz senede yapılmayan icraatı yapar, ikinci devresinde otuz senede yapılamayan icraatı yapar, üçüncü devresinde on yılda yapılmayan tahribatı yapar, dördüncü devresi adileşir bir şey yapamaz ve vaziyeti muhafazaya çalışır” (Şualar, 1994, s. 506) demektir.

Hem peygamberimiz (sav) her iki deccalın asırlarına ait olan harikaları onların bahsi ve münasebeti ile bahsettiğinden onların şahıslarından kaynaklanacağı vehmini doğurmuştur. Mesela tayyare ve tren ile gezmesi “40 günde dünyayı gezer” (Feyzu’l-Kadir, Hadis No: 4249; Mecmau’z-Zevâid, 8:344) şeklinde ifade edilmiştir. Hem meşhur olmuş ki; İslam deccalı olan Süfyan öldüğü zaman, ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikili taşta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki, o öldü.” Yani, pek acîp şeytanları dahi hayrette bırakan radyo ile haber verilecek. (Şualar, 1994, s.500) Bu hadise aynen vaki olmuştur ki o zaman Dikilitaşta bulunan radyoevinden ölümü dünyaya ilan edilmiştir.

Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükümetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsı ile münasebettar rivayet edilmesi sebebi ile manası gizlenmiş. Meselâ “o kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hz. İsa (as) onu öldürebilir, başka çare olmaz”(Kenzu’l-Ummal, 14:334) rivayet edilmiş. Yani onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek ancak semâvî ve hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek; ve hakikat-ı Kur’âniyeye iktida ve ittihat eden bu Îsevî dinidir ki, Hz. İsa’nın (as) nüzulü ile o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop ve bir nezle ile öldürülebilir. (Şualar, 1994, s. 501) Bu hakikati de peygamberimiz (sav) “Hz. İsa (as) gelir, Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder, tabi olur” (Buhari, Enbiya: 49; Müslim, İmân: 244; İbn–i Mâce, Fiten: 33; Müsned-i Ahmed, 2:336, 3:368) hadisi ile ifade etmiştir.

Sonrasında ise “Fatıma çocuklarından ve peygamberimizin (sav) neslinden gelecek olan Mehdi (Ebu Davud, Mehdi, 1) zulüm ve haksızlık ile dolu olan yeryüzünü, hak ve adâletle doldurur.”(Ebu Davud, Mehdi, 7)

Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için bir kısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal:Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır. "Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1) buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadiste, özellikle onun, “yalancı, dalâlete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, “Mesih” kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, “Mesihü'd-Dalâle," “Sapıklık Mesihi” diye söz edilir.(7)

Süfyan;
Bir hadis-i şerifte, “Âhirzamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek”(8) buyrulmaktadır. Mahiyeti ise : "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhirzamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11)

Deccal hakkında tevatür var:
İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?
Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur" şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:
"Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16)

Bunlar arasında âhirzaman deccallarının ap ayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna —ki Hz. Ali(17) ve birkısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali hep bu Deccal den bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, firavunu Hz. Musa'sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, batılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi, "Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”(20)

14 Ekim 2014 Salı

Adak Orucuna Nasil Niyet Edilir?

Adak Orucu,Adak Orucuna Nasıl Niyet Edilir?,Adak Orucu Nasıl Tutulur?,Adak Orucu Ne zaman Tutulur?,Adak Orucu hakkında merak ettiğiniz tüm dini bilgiler ve açıklamalar yalnızca bu dua sitesinde...


adak orucuna nasıl niyetlenilir?



Adak orucu adandığı ve adağı yerine geldiği vakit kişi üzerine vacip olur.Adak orucu tutulacağı zaman mutlaka adak orucu olduğunu söyleyerek,belirterek niyet etmek lazımdır.Aksi halde adak yerine gelmez,kabul olmaz!

Adak orucu tutulacağı vakit "Niyet ettim Rıza-i şerifin için adak orucumu tutmaya"veya "Üzerime adamış olduğum oruca niyet ettim" diyerek niyet edilebilir. diye niyet edilir.

Vakti,Zamanı belli olmayan adak orucu tutulacağı vakit mutlaka geceden niyet etmek şarttır.Sabah niyet edilmez.Ancak zamanı belli ise yani adak yapılırken gün ve tarih tayin edildiyse o zaman gece niyet edilebileceği gibi gündüz kaba kuşluk vaktine kadar da niyet edilebilir.


Adak Orucu Ne zaman ve Nasıl Tutulmalı?

Adak Orucu Nasıl Tutulur?,Adak Orucu Ne Zaman Tutulur?,Adak Orucu Nedir?,Adak Orucu Hakkında aradığınız her şey bu sitede...



adak orucu nasıl tutulmalıdır


Adak, kişinin farz veya vacip cinsinden bir ibadeti yapacağına Allah’a söz vererek o ibadeti kendisine borç kılması demektir. Her hangi bir şart ve zamana bağlanmayan mutlak adaklar, adama anından itibaren ilk fırsatta yerine getirilmelidir. Bir şarta bağlı olan adakların ise, şartın gerçekleşmesi halinde yerine getirilmesi gerekir.
Şart gerçekleşmeden adağın yerine getirilmesi geçersiz olup, şart gerçekleşince iade edilmesi gerekir. Belli bir zamana bağlı olan adak orucu o zamanda tutulmalıdır. Böyle bir oruca niyette tutulacak orucun adak olduğunu açıkça belirleme şartı yoktur.
Belli bir zamana bağlı olmayan adak oruçlar ise ramazan ayı ile oruç tutmanın yasak olduğu günlerin dışında herhangi bir günde tutulabilir. Fakat bu orucun adak niyetiyle tutulması gerekir. Bu itibarla, adak orucu nasıl adanmışsa o şekilde tutulur. Yani, peşpeşe tutulması adanmışsa ara vermeden tutulur, böyle bir kayıt yoksa ara verilerek de tutulabilir. Ancak oruç tutulması caiz olmayan günlerde tutulmaz (İbn Âbidin, Reddu’l-muhtâr, III, 735-742).

10 Ekim 2014 Cuma

Şükür Namazı Nasıl Kılınır?Şükür Duası

Şükür Namazı Nasıl Kılınır?,Şükür Duası,Şükür Namazı ve Şükür Duası hakkında aradığınız her şey bu sitede...
şükür namazı nasıl kılınır?

Zaman zaman gerçekleşmesini istediğimiz bir sürü dileklerimiz vardır. Bu dileklerimizin bazıları bir kaç dakika içerisinde veya yıllarca sonra gerçekleşmektedir. Hic bıkmadan Yaradan'a günlerce, aylarca, yıllarca dua ederiz kabul olmasını dileriz. Gerçekleşen dileklerimizin gerçekleşme zamanı ne kadar uzunsa sevincimizde, mutluluğumuz da o kadar büyüktür. İnsanız, beklemediğimiz anda birisinden bir hediye alsak o kişiye teşekkür üzerine teşekkür ederiz.
Peki, insanlara minnettarlığımızı göstermeyi iyi biliriz, neden asil verene sükretmeyiz? (Şükür; Rahman'a verdiklerinden dolayı tesekkür.) Sükretmenin tek yolu şükür namazi degil, oruç tutmak, sadaka vermek, namaz kilmak, Allah'i zikir etmek gibi..
Allah yolunda, Allah rizasi için kılınan iki rekat şükür namazinin verdigi tat, dilediğimizin gerçekleşmesi kadar huzur ve mutluluk vericidir.
"Allah'im ben istedim sen verdin, hamd olsun."
İki rekat sükür namazi yeri gelir bir baska muradimizin gerçekleşmesine kapı aralar, yeri gelir bin türlü belayi başımızdan def eder, yeri gelir yeni kurulan yuvadan şeytanı uzaklaştırır.



Şükür Namazının Kılınışı:

1. Rekat

Niyet (Niyet ettim Allah rızası için şükür namazı kılmaya)

Tekbir (Allahu Ekber)

Sübhaneke, Euzu Besmele, Fatiha- Zammi Sure

Ruku (Sübhanerabbiyelazim)

Secde (Sübhanerabbiyelala)


2. Rekat


Besmele, Fatiha Suresi, Zammi Sure

Ruku (Sübhanerabbiyelazim)

Secde (Sübhanerabbiyelala)

Ettehiyyatü, Salli + Barik, Rabbena

Sağa ve sola selam

Şükür Duası :
"Allahümme ma esbaha bi min nimetin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke la şerike leke, felekel hamdü ve lekeşşükür" duasını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur. Akşam okurken esbaha yerine emsâ denir.
Bu dua çok kıymetlidir, ezberleyip gündüz ve akşam okumayı ihmal etmemeli.

Şükür maksadıyla yapılan başka ibadetler de vardır: Mesela fakire sadaka vermek veya bir ihtiyaç merkezine tasadduk etmek, bir miktar para bağışlamak, birisine sıra dışı iyilik yapmak, birisini sevindirmek, nafile oruç tutmak, fakiri doyurmak, adak niyetiyle kurban kesip fakire fukaraya dağıtmak gibi.

Allah kabul etsin.


4 Ekim 2014 Cumartesi

Kurban Sünnete Uygun Nasıl Kesilir?

Kurban Sünnete Uygun Olarak Nasıl Kesilir?,Kurban Keserken Okunacak Dualar Nelerdir?..Aradığınız tüm soruların cevabı bu sitede!


kurban sünnete uygun kesim

Eyyâm-ı nahr'dan önce kurbanlığı bağlamak. Hayvana kurbanlık nişanı takmak, işaretlendirmek. Kesilecek yere güzellikle, eziyet vermeden götürmek. Yemek borusu, nefes borusu ve iki şahdamarını kesmek ve keserken acele davranmak. Boğazlamayı enseden değil boğazdan yapmak. Kendi kurbanını kendisi kesmek, kesemiyorsa başka bir Müslümana kestirmek. Ehl-i kitab'tan birine kestirmek mekruhtur. Hayvanı kıbleye karşı kesmek. Hayvan kesilirken orada hazır bulunmak. Dua etmek ve besmeleden önce veya sonra:


"Allahümme minke ve leke salatî nusukî ve mahyâye ve mematî lillahi Rabbil-Alemine lâ şerike lehu ve bizalike umirtu ve ene mine'l-müslimîn."

"Ey Rabbim, bu senden ve yine sanadır. Namazım, kulluğum, kurbanım, ölümüm ve dirimim eşi benzeri olmayan âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ben bununla emrolundum ve teslim olanlardanım."demek. Dua ile besmeleyi birbirinden ayırmak. Besmeleden önce veya sonra dua etmek, Besmele ile beraber dua etmek mekruhtur. Kurban olacak hayvanın imkan ölçüsünde en semizi, en büyüğü olması. Eyyâm-ı nahr'ın ilk günü gündüzleyin kesmek. Kurban bıçağının çok keskin olması. Hayvanı, kesildikten sonra soğumaya ve canın iyice çekilmeye bırakılması, soğumadan ve can çekilmeden önce yüzmek mekruhtur. Kurban sahibinin kurban etinden yemesi. Çünkü bu Allah'ın bir ziyafetidir. Etinden başkalarına vermek. (Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Kahire, 1327-1328/1910, V/78-81).

Kurban Bayramı'nda kesilmek üzere satın alınmış olan hayvan kesilmez ve bayram günleri geçerse, hayvanın tasadduk edilmesi gerekir. Bu konuda zengin ve fakir aynı hükme tabidir. Zengin olan kişi ise kurbanlık alsın veya almasın kurban kesmediği takdirde kurbanın kıymetini tasadduk etmesi gerekir. Ertesi yıla bırakamaz (Mehmed Mevkufâtî, Mevkûfât, (sadeleştiren: Ahmed Davudoğlu), İstanbul 1980, II/329).

Ölüye kurban keseceğini söyleyen bir kimse, kurbanını bayram  günlerinde kesmesi ona vacib olur.

Kurbanlık hayvanı usûlüne uygun olarak rahatça ve fazla eziyet vermeden kesebilmek için, önce keskin ve büyük bir bıçak hazırlanır. Hayvanın göremiyeceği bir yere konur. Sonra kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür. Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, diğer üçü bağlanır ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur:

                              اِنِّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذى فَطَرَ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضَ حَنيفًا

"İnnî veccehtü vechiye lillezi fatare`s-semâvâti ve`l-arda hanîfen..." (el-En`âm, 79).


                               اِنَّ صَلاَتى وَنُسُكى وَمَحْيَا ىَ وَمَمَاتِى للّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

"İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi`l-âlemin." (el-En`âm, 162).

Bu ayetlerden sonra, Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe İllâllahü vellahü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd şeklinde tekbir getirillir ve Bismillâhi Allahü ekber denilerek hazırlanan keskin bıçak hayvanın boynuna çalınır. Damar ve borular tamamen kesilerek kan iyice akıtılır. Hayvan böylece kesildikten sonra tamamen ölünceye kadar beklenir. Sonra kafa koparılır. Ve usûlüne uygun olarak yüzülür. Karnı açılır, iç organlar çıkarılır ve gövde ve etler parçalanır. Hayvan tamamen ölmeden kafa ve ayaklarını koparmak, derisini yüzmeğe kalkmak, kıbleden çevirmek veya hayvana azab vermek mekruhtur. Kurbanın, sahibi tarafından kesilmesi menduptur. Başkasına da kestirilebilir. Tesmiyeyi kesen yapar. Kesen ve sahibi eli üzerine elini koyarak keserlerse tesmiyeyi ikisi birden yapması şarttır.

3 Ekim 2014 Cuma

Kurban Kesimi Ne Zaman Baslar,Kurban Ne Zamana Kadar Kesilebilir?

Kurban Kesimi Ne Zaman Baslar?,Kurban Ne Zamana Kadar Kesilebilir?,Kurban Kesim Vakti,Geceleyin Kurban Kesilir mi?,Kurban Hangi Gün Kesilir?...Kurban hakkında aradığınız tüm cevaplar burada!


kurban nezamana kadar kesilebilir?

Kurban kesmenin vakti :Bayramın 1. günü fecrin doğmasından itibaren Bayramın 3. günü güneş batıncaya kadardır.Güneş battıktan sonra kurbanın vakti çıkmıştır.Şehirde,yani Cuma ve Bayram namazlarının şartları mevcut olan ve Bayram ve Cuma namazı kılınan büyük yerlerde Bayram namazı kılınmadan kesilmez.Anck bayram namazı kılındıktan sonra kurban kesilebilir.

Bayram namazı ve cuma namazı kılınmayan küçük beldelerde ise şafak sökmesinden itibaren kurban kesimine başlanabilir.

SORU: Kurban ne zamana kadar kesilebilir?
CEVAP:Maddeler hâlinde bildirelim:
1- Kurban, bayramın ilk günü bayram namazından itibaren üçüncü günü, güneş batıncaya kadar kesilir. Cuma kılınmayan küçük köylerde, fecirden sonra, bayram namazından önce de kesilebilir. Gece kurban kesmek, caizse de mekruhtur. Şafii’de, bayramın dördüncü günü de, kesilebilir.

2- Nafile, akika ve adak hayvanı, her zaman kesilebilir, ama bayramda kesilmesi iyi olur.

3- Bayram, cumaya rastlasa da, yine kurban, bayram namazı kılındıktan sonra kesilir.

4- Kurban Bayramı’nın üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilene, bayramın birinci ve ikinci günü kurban kesmek vacib değilse de, keserse vacib olarak eda etmiş olur.

5- Fakir, bayramın ilk günü kurban kestikten sonra, 3. günü zengin olsa, iade gerekmez. Vacib yerine gelmiş olur. 3. günü zengin olacağını bilenin de, ilk günü kurban kesmesi caizdir.

SORU: Gece kurban kesmek caiz midir?
CEVAP: Mekruhtur. İhtiyaç veya zaruret olmadan kesilmez. Gündüz kesme imkanı bulunamamışsa, ertesi günü kesme imkanı da yoksa gece kesmek caiz olur.

Kurban, üçüncü günü akşam ezanına kadar kesilir. Daha sonra kesilmez. Bu vakte kadar herhangi bir sebeple kesilememiş olan kurbanı kesebilmek için Şafii mezhebi taklit edilerek gece veya ertesi gün yani dördüncü gün de kesilebilir. Böyle durumlarda mekruh da olmaz. Ancak, bir ihtiyaç olmadan Şafii mezhebi taklit edilemez.

AddThis Smart Layers