Sayfalar

Ne Aramıştınız?

Beddua Etmek ile İlgili Hadisler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beddua Etmek ile İlgili Hadisler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.03.2016

Beddua Etmek Günah mıdır?

Beddua Etmek Günah mıdır-Diyanet?,Beddua Etmek Günah mı-Nihat HATİPOĞLU,Beddua Etmek ile İlgili Hadisler,Beddua Etmek Tutarmı,Beddua Sözleri,Kocaya Beddua Etmek,En Etkili Beddua Duası,Beddua Nasıl Edilir?

Beddua Etmek Günah midir

Öncelikle Beddua etmek nedir,ne demektir onu öğrenelim… Beddua, Bir sebepten dolayı herhangi bir kimse hakkında kötümser istek ve temennide bulunmak, hayır duasının tam tersidir. İnsanın, kendisi veya başkaları aleyhinde “Allah kahretsin, Allah belanı versin, Allah sana Lanet etsin” gibi ifadelerle yaptığı dualara denir. Lanet okumak, ayrıca Allah’ın rahmetinden yoksun kalınmasını dilemekle aynı anlamı taşır.


Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hadis­i Şeriflerden rivayetle buyuruyorlar: Şu üç kişinin duası red olmaz: Çok zikreden, mazlum ve adil idareci. (Beyheki) Şu üç kişinin duası kabul olur: Ana baba, yolcu ve mazlum. (İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi) Mazlumun, zulme uğrayanı günahkar bile olsa Allah’ın nezdinde duası kabuldür.Onun günahkarlığı kendi aleyhinedir…


Beddua etmek; Dost­ veye düşman kime karşı olursa olsun, beddua etmek, lanetlemek, kötülemek, birisinin kötü olması ve başına kötülük gelmesi için dua etmek ve hakkında kötülük istemek demektir.

Beddua konumunda olan kişinin iki hali vardır: Ya haklıdır, ya haksızdır… Haksız ise, beddua yapmakla haddini aşmış ve hatta zulüm yapmış olmaktadır ve bu haramdır. Çünkü haksız beddua ancak “su­i zan”dan beslenir. Su­i zan ise, görmediği ve şahitleri, delilleri olmadığı halde karşı tarafa iftira atmakla aynı kapıya çıkar. Haklı konumda olana gelince, eğer dini yükümlülükleri bilen birisi ise beddua etmez. Ya Allah’a o kişinin ıslahı için dua eder, yada çok canı yanmışsa Allah’a Havale eder yani Allah’a ısmarlamakla yetinir.

Haklı olan kişinin böyle bir havalesini ise Cenab­ı Hak çoğu zaman kabul eder ve onun hakkını ondan mislisiyle çıkarır. Bir kişinin, bir mazlumun haksız yere kalbinin incitilmesi, gönlünün kırılması, gözlerinin yaşarması zaten bir beddua halidir. İşte asıl korkulması gereken beddua hali budur, asıl beddua dili budur. Bu mazlumun dilinin hiçbir şekilde lanet okumasına gerek yoktur, Allah hakimdir, merhametlilerin en merhametlisidir. 
İşte bu nedenle; Ana­ ve Babanın, Masumların, mazlumların, yetimlerin, dilsizlerin, yavruların, çaresizlerin, özürlülerin, kimsesizlerin, hayvanların hal dili ile çaresizlik içinde yaptıkları beddualardan sakınılmalıdır. Çünkü Allah hali çaresiz kalan kulunun yanındadır; o kuluna yapılana sessiz kalmayacaktır. 
Dinimiz, müslümanların kendileri ve diğer müslümanlar aleyhinde beddua etmelerini yasaklamıştır. 

Beddua Etmek Günah mı, Beddua Yerine Ulaşır mı ?

“Kul, herhangi bir şeye lanet ettiğinde o lanet gökyüzüne çıkar. Semanın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lanet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lanete layık ise onda kalır, değilse lanet edene döner.” (Ebu Davud, Tırmizi) Rasûlüllah Efendimiz (S.A.V.): “Ben lânetçi olarak gönderilmedim.” (Müslim) buyurur.


Bir mü’mine lanet (beddua) etmenin, onu öldürmek gibi olduğunu bildirir. (Buhari) Yine Efendimiz (S.A.V.) “Yapılan bir lanetin (bedduanın) yerine vardığında haksız yere yapıldığını görünce sahibine döneceğini” haber verir. (Tirmizi, Ebu Davud) Görüldüğü gibi, beddua iki yüzü keskin bir bıçak gibidir. Haksız yapıldığında beddua eden kişiye geri döner.
Kalbi yanan kulun bedduasını Allah işitir. İşte o bedduanın önünde hiçbir engel duramaz, koruyucu hiç bir duvar kalmaz. Hedefine varan bir ok gibi yerini bulur. Er yada geç mazlumun bedduası haklı olanın ettiği dua kabul olunur. Eğer haksız yere beddua edildiyse önce Allah’tan af dilemeli, tövbe etmeli sonrasında o kişiden helallik alınmalı, gönlü yumuşatılmalıdır. Eğer bu kişi öldüyse, artık yaşamıyorsa, Yine Allah’tan af dileyerek tövbe edilmeli ve o kişinin ruhu için okuma yapılmalı yada yaptırılmalıdır.


İslâm, Müslümanların kendileri ve diğer Müslümanlar aleyhinde beddua etmelerini yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (a.s.m.):
“Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (a.s.m) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet peygamberi olduğunu söylerdi. (Müslim, Birr 87)

Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek üzere Tâif'e gittiğinde, orada kötü bir davranışla karşı karşıya kalmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, mübarek ayakları kanlar içerisinde kalmıştı. O sırada Allah tarafından kendisine "onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helâk edeceği" bildirilmiş, fakat Peygamber Efendimiz (asm) "Hayır, belki bunların sulbünden sana ibadet edecek çocuklar doğar, yâ Rabb." demişti. Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar." (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, IV, 314) diye dua etmiştir. Bütün çalışmalara rağmen İslâmiyeti kabul etmeyen Devs kabilesine beddua etmesi istenince: "Yâ Rabbi! Devs kabilesine hidayet eyle de onları bizim saflarımıza kat." diye dua etmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 344)
Bununla beraber, Peygamber Efendimiz (a.s.m)'in zaman zaman Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur. Bi'r-i Mâûne'de yetmiş İslâm davetçisini şehît eden Kilab kabîlesine Resulullah (a.s.m) bir ay süre ile beddua ve lânet etmişti. Kâbe'de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere de beddua etmiş, Bedir muharebesinde yere serildiklerini gözleriyle görmüştü. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, X; 43-45) Hendek muharebesinde Medine önlerinde toplanan düşmanın perişan olup dağılmaları için dua etmiş, bunun üzerine geceleyin ansızın doğudan kopan fırtına düşmanın altını üstüne çevirmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 342-343)

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki Müslüman, günahkâr da olsalar, Müslümanlara beddua etmekten sakınmalıdır.

Bu dünyada zulmeden kişi cezasız kalmayacaktır. Bu dünyada zulmünün cezasını göreceği gibi ahirette de elim bir azapla cezalandırılacaktır. Burada mazluma düşen güzel bir şekilde sabretmektir.

Beddua İlgili Bazı Hadisler:


“…Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." (Buhârî, Cenâiz 84, Müslim, Îmân 176, 177)

Lânet, lânet edilen canlının, hem dünya hem de âhirette Allah'ın rahmetinden uzak kalmasını dilemek demektir. Lanet olsun, Allah lânet etsin, lânet olası, mel'un adam gibi sözler -farkında olunsun veya olunmasın- kişinin rahmetten mahrum kalmasını, uzak tutulmasını istemek demektir. Lânetlenmiş varlıkların başında şeytan gelir. Şeytân aleyhi'l-la'ne cümlesi, "Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytan" anlamında çokça kullanılan bir ifadedir.

Bir mü'mine lânet etmek, onun şeytan gibi ilâhî rahmetten ebediyyen mahrum kalmasını dilemek anlamına gelir. Bu ise, o Müslümanın hayat hakkına tecâvüz etmek, onu öldürmek gibi çok ağır bir suçtur. Hatta bir Müslümanın tam anlamıyla ölmesini dilemek anlamındadır. Öldüren, öldürdüğü Müslümanı sadece dünyevî hak ve menfaatlarından mahrum bırakır. Lânetçi ise, dileğine kavuşsa da kavuşmasa da, Müslümanın hem dünya hem de âhiret mutluluğuna mâni olmak için teşebbüste bulunmuş demektir.

"Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." tesbitinden, lânetçinin de kâtil gibi kısas edileceği hükmü çıkarılamaz. Ancak işlediği cinâyetin büyüklüğü ortaya konulmuş olmaktadır. Lânetçinin dünyadaki cezâsı değilse de mânevî sorumluluğu kâtilinkine eş bir sorumluluktur.

Mü'mini öldürmek kolay değildir. Çünkü o bir fiildir. Mü'mine lânet etmek ise kolaydır. Zira o bir sözdür. Bu fark da dikkate alınınca, hadisimizin lânetçiye yönelik olarak ifade ettiği tehdidin, "Bu iş kolaydır." diye böyle bir cinâyetin işlenivermesini önlemeye yönelik olduğu anlaşılır.

"Sıddîka lânetçi olması yakışmaz." (Müslim, Birr 84; Tirmizî, Birr 72)

Sıddîk, özü sözü doğru kimse demektir. Böyle birine lânetçiliğin yakışmayacağını bildirmektedir. Eğer bir kişi başkalarına olur olmaz sebeplerle lânet ediyorsa, onun iman ve İslâm kalitesinde bir kusur var demektir. Özü sözü doğru olma kıvamına erişememiş demektir.

"Lânetçiler, kıyamet günü ne şefaatçi ne de şâhit olurlar." (Müslim, Birr 85, 86; Ebû Dâvûd, Edeb 45)

Etrafa lânet yağdırmayı huy edinmiş olanların kıyamet günü uğrayacakları mahrûmiyeti ortaya koymaktadır. Böylesi kimseler, kıyamette kimseye şefaatçi olamaz ve şâhitlik yapamaz, bu tür mutlulukları yaşayamazlar. Bu, onların mü'minler arasında olması gereken acıma ve yardımlaşma gibi güzel duygu ve ilişkilerden uzak bulunduklarının hem göstergesi hem de cezâsıdır. Yani âhirette lânetçinin şefaatı ve şehâdeti kabul edilmeyecektir.

"Birbirinize Allah'ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı ile lânet ve beddua etmeyiniz!" (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

Müslümanların birbirlerine "Allah sana lânet etsin", "Allah'ın gazâbına uğrayasın", "Cehennemde yanasın" gibi beddua cümleleriyle lânet okumamaları tenbih ve ikaz edilmektedir. Lânet, gazap ve azâb temennisi, müminlerin öfkelerini yatıştırmak için de olsa, ağızlarına almamaları gereken felâket tellallığıdır.

"Olgun mü'min, yerici, lânetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz." (Tirmizî, Birr 48)

Olgun müminler kimseyi kötülemez, lânetlemez, iş ve sözde haddini aşmaz, ahlâksızlık yapmaz. Kemâl noksanlığının göstergesi olan bu gibi düşük hareketlerin ve özellikle lânetçiliğin en büyük tehlikesi, o lânetin sonuçta lânetçiye dönmesidir:

"Kul, herhangi bir şeye lânet ettiğinde o lânet gökyüzüne çıkar. Semânın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner." (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

Lânet, kendisine gökyüzünde ve yeryüzünde yer bulamaz, lânet edilen kişiye gider, eğer gerçekten o lânete layık biri ise, onda kalır, değilse onu dileyene, yani lânet edene döner. Lânetçinin lâneti, kendisi hakkında geçerlilik kazanır. Bu da kişinin kendi ağzıyla kendi felâketini hazırlaması, felâketine bizzat kendisinin davetiye çıkarması demektir. Hiç şüphesiz aklı başında olgun hiç bir mü'min böylesi gülünç ve acı bir duruma düşmek istemez. Bunun yolu ise, başkalarına lânet etmemektir.

Sonuç Olarak:

- İnsan kendine, yakınlarına, hatta başkalarına veya hayvanlara ve diğer varlıklara beddua etmemelidir.

- Böylesi mânasız temenniler, duaların kabul edildiği zamana denk düşerek gerçekleşebilir.

- Müslümanlar ağızlarını güzel sözlere ve hayır dualara alıştırmalı, sakıncalı sözleri kesinlikle kullanmamalıdır.

- Müslümana lânet etmek, büyük bir günahtır.

- Müslümanların birbirlerine lânet değil, rahmet dilemeleri yakışır.

- Sıddîk olan kimseye lânetçilik yakışmaz.

- Lânetçiler âhirette şefaat ve şâhitlik yapma hakkından mahrum bırakılırlar.

- Olgun mü'minler, lânet, gazap ve azâb temennisinde bulunmaz, kimseye kötü söz söylemez, haddi aşmaz ve ahlâksızlık yapmazlar.

- Lânet, açıkta kalmaz. Lânet edilen ona lâyık değilse, lânet edene döner.

- Müslümana rahmet ve iyilik temennisi yakışır. Çünkü başkalarını iyiliklere lâyık görenler, aslında kendilerine iyilik etmiş olurlar.

Peygamber Efendimiz Beddua Etti mi?

Peygamber efendimiz, diğer bazı Peygamberler gibi kavimlerine genel bir beddua etmemiş ama muayyen günahları işleyenleri lanetlemiştir. Mesela birkaçı şöyledir:
(Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki]

(Paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]

(Bid’at çıkarana lanet olsun.) [Dare Kutni]

(Eshabıma sövene lanet olsun.) [Hakim]

(Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun) [Deylemi]


Ayrıca isim söyleyerek beddua ettikleri de vardır. Bir tanesi şöyledir: Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Tebbet suresi gelince, Resulullah efendimize hakaret etti. Resulullah çok üzülüp, (Ya Rabbi, buna bir canavar musallat et) dedi. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a giderken, bir gece, bir aslan gelip uyuyan arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı. (Mirat-i kâinat)

Taberani’de rivayet ediliyor ki:
İki kişi, Hazret-i Hamza hakkında aşağılayıcı bir şiir okuduklarından Cehenneme gitmeleri için Resulullah beddua ediyor.

Peygamber efendimiz beddua etmezdi sanarak hadis kitaplarındaki beddua bildiren böyle bir hadis-i şerife şüphe ile bakmak din düşmanlarını sevindirmek olur. O zaman imam-ı Taberani’ye de itimat kalmaz. Zaten din düşmanlarının bütün derdi de bu. (Âlimleri ve hadisleri yıkarsak Kur’anı yıkmak daha kolay olur) diyorlar.

O iki kişi hicri 8. yılda Müslüman olmuştu. Hazret-i Hamza ise bundan 4 yıl önce şehit oldu. Yani o zaman o iki kişi Müslüman değildi. O dua, Müslümanlara yaptıkları zararlardan ve sevgili amcası Hazret-i Hamza’ya dil uzattıklarından dolayı yapılmıştı.

Mekke’nin fethinde, Resulullah efendimiz herkesi affetti. Yalnız on kişinin isimlerini söyleyip, (Bunları görünce hemen öldürün)buyurdu. Bu on kişiden biri olan Vahşi bin Harb, Mekke’den uzaklara kaçtı. Daha sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, (Ya Resulallah, bir kimse Allah’a ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup iman etse, bunun cezası nedir?) dedi. Resulullah efendimiz, (Pişman olup iman eden affolur, bizim kardeşimiz olur) buyurdu. (Ya Resulallah, iman ettim, pişman oldum. Ben Vahşi’yim) dedi. Peygamber efendimiz, Vahşi adını işitince, sevgili amcası Hazret-i Hamza’nın parçalanmış hâli gözü önüne geldi.

Ağlamaya başlayıp, (Git, seni gözüm görmesin) buyurdu. Vahşi, öldürüleceğini anlayıp dışarı çıkarken Cebrail aleyhisselam gelip, (Ey Habibim, bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşi’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet) mealindeki ilahi emri bildirdi.

Herkes, öldürün emrini bekliyordu. Resulullah efendimiz, (Kardeşinizi çağırınız) buyurdu. Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Resulullah efendimiz, affolduğu müjdesini verip, (Fakat, seni görünce dayanamıyor, üzülüyorum. Bana görünme) buyurdu. Hazret-i Vahşi, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. (Kurtubi, Süyuti, Taberi)

Sorgusuz sualsiz öldürülmesi gereken bir kâfir, Müslüman olunca, onun hakkındaki nefret, merhamete dönüşüyor, sahabilik şerefine kavuşuyor. Günahları sevaba çevriliyor.

Birine Beddua İçin, "Seni Allah'a havale ediyorum" Demek, Uygun Olur mu?

Söyleyen şahsa ve niyetine göre değişir. İbni Mesud hazretleri anlatır:
Ebu Cehil ve arkadaşları, Resulullah Kâbe’nin yanında namazda secdede iken, üstüne deve işkembesi attılar. Resulullah, namazını tamamlayınca, yüksek sesle, (Allahım, Ebu Cehil’i, Ukbe bin Rebia’yı, Şeybe bin Rebia’yı, Velid bin Utbe’yi, Ümeyye bin Halef’i, Ukbe bin Muayt’ı sana havale ediyorum) buyurdu. Bedir savaşında, Resulullahın ismen zikrettiği bu kimselerin, hepsinin yere serilmiş cesetlerini gördüm. (Buhari, Müslim, Nesai)

Bir de, sanki, hâşâ Allahü teâlânın haberi yokmuş da, Ona haber veriyorum, gereğini yapsın, mazlumun hakkını zalimde bırakmasın gibi, bir anlamda söylenirse, hiç uygun olmaz. Allahü teâlâ, hiç kimsenin yaptığından gâfil değildir. Kul, yanlış bir şey yapmışsa, elbette onu hesaba çeker ve cezasını verir.

Allaha havale ediyorum sözü, senin yaptığın bu kötülüğe karşı sabrediyorum, buna karşılık vermiyorum, yaptığının cezası ne ise, Allahü teâlâ versin anlamında söylenirse, mahzuru olmaz.

"Duanla yaşamıyorum ki, niye bedduanla öleyim" Sözü Uygun mudur?

Uygun değildir. Dua hafife alınmış olur. Dua veya beddua kabul olabilir. Yani kabul olan dua ile yaşanabilir. Yahut dua kabul olmasa da, beddua ile insan ölebilir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Şu dört dua reddolmaz: Din kardeşinin gıyabında yapılan dua, iyileşinceye kadar hastanın, dönünceye kadar hacca ve cihada gidenin duası.) [Deylemi]

(Ana babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları reddedilmez.) [Tirmizi]

Annem ve babam, beddua edip vefat ettiler. Bu bedduanın zararlarından kurtulmak ve bana haklarını helâl etmeleri için ne yapmam gerekir?

Onlar için hayır dua edip, yaptığınız ibadetlerin, hayır ve hasenatın sevablarını onlara da göndermelisiniz. Mesela okuduğunuz Kur’an-ı kerimin veya verdiğiniz sadakanın sevabını onlara hediye etmelisiniz. Böylece, yapılan bedduaların zararlarından kurtulmuş ve ana babanızın haklarını ödemiş olursunuz. Bağışladığınız sevablar, hiç eksilmeden size de verilir.

Bazı hadis-i şeriflerde lanet olsun deniyor. Lanet etmek ne demektir? Kötü anne babanın iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olur mu?

Lanet olsun demek, Allah’ın rahmetinden uzak olsun demektir. Lanet etmek, beddua etmek iyi değildir. Çünkü hadis-i şerifte, (Bir kimse lanet edince, lanet edilen buna müstahak değilse, kendine döner)buyurulmuştur. (Beyheki)

İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlakını sen bozdun) buyurdu.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Bir babanın duası, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.) [İbni Mace]

(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, red olmaz.) [Tirmizi]

Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.
(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) buyuruluyor. Bu insanlar haksız olarak beddua ederlerse yine mi kabul olur?

(Ana-baba, mazlum ve misafirin duası kabul olur) demek, (Ana-babanın çocuğuna yaptığı hayır dua, mazlumun [kâfir bile olsa] kendine zulmeden zalime yaptığı beddua, misafirin ev sahibine yaptığı hayır dua kabul olur) demektir. Yoksa misafirin, suçsuz olan ev sahibine yaptığı beddua kabul olmaz.

Mazlumun, kendine zulmetmeyen birine yaptığı beddua kabul olmaz. Ana-babanın, evladına yaptığı hayır dua kabul olur. Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz.

Kısacası haksız olarak yapılan beddua kabul olmaz. Beddua etmeye alışmamalıdır! Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.)[Müslim]

Babam beddua etti. Sonra öldü. İşim rast gitmiyor, bunun çaresi nedir?

Tevbe istigfara devam etmeli, ölü için hayırlı işler yapmalıdır!

Hadisi-i şerifte, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin) buyuruluyor. Lanetli olmak ne demektir? Lanetli olacak iş yapınca, insan İblis gibi lanetli mi olur? Yani bir daha müslüman olmayacak şekilde kâfir mi olur?

Hayır. Lanetin birkaç manası vardır. En kötüsü Allah’ın rahmetinden uzak olmak anlamına kullanılır. Lanetli bir iş yapar da, sonra tevbe ederse, Allah’ın rahmetinden uzak kalmaz.

Fâsıklara, bid’at ehline ve kâfirlere ismen lânet etmek uygun olur mu?

Uygun olmaz, çünkü Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:
Adını söyleyerek, belli bir kâfire lânet etmemeli. Genel olarak, (Kâfirlere lânet olsun!) demekte mahzur olmaz. (İslam’da İlk Fitnekitabı)

İsim söylenmeden, (Allah'ın lâneti, kâfirlerin, bid'at ehlinin ve fâsıkların üzerine olsun) demekte de mahzur yoktur. Çünkü Allahü teâlâ ve Peygamber efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" böyle genel lânet etmiştir. Bir âyet-i kerime meali:
(Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve âhirette lânet etmiştir.) [Ahzab 57]

Bir hadis-i şerif:
(Zâlim âmirlere, fâsıklara ve sünnetimi yıkan bid'at ehline Allah lânet etsin!) [Deylemî]
Devamını Oku »