Sayfalar

Ne Aramıştınız?

13.08.2017

Dinimizde Hamilelerin Yapması Gerekenler

Bu günkü konumuz dinimizde hamilelik döneminde neler yapılması gerektiği,hamilelikte yapılması gerekenler dualar,dinimizde hamilelik ne zaman söylenir,islamda hamile kadına nasıl davranmalı,hamilelikte okunması gereken dualar Nihat HATİPOĞLU,peygamber efendimizin hamile kadınlara tavsiyeleri,Allah katında hamile kadın,hamilelikte ilk üç ay yapılması gerekenler,islamda hamileliği gizlemek v.b konularda bilgiler paylaşacağız!..

Dinimizde Hamilelerin Yapması Gerekenler
Dinimizde Hamilelerin Yapması Gerekenler

Peygamberimizden Gebelere(Hamilelere) Tavsiyeler

Çocuklarımız geleceğimiz olmakla beraber ayrıca ahiretimizdirler de. Çünkü Salih bir evladın yapacağı hayır ve hasenatlar ölü anne baya da yazılır. Bu bilinçle doğurmak istediğimiz çocuğun ahlaklı ve hayırlı olması için gebelik döneminde yapacağımız ve okuyacağımız ibadetlere çok önem verilmelidir. Biz gerekeni yaptıktan sonra tevekkül edelim. Allah’ın izniyle bunları yaptığımız zaman Allah bize Salih ve ahlaklı bir çocuk nasip edecektir inşallah.

Müslüman bir anne adayı Peygamber efendimizin nasihatlerine çok önem vermesi gerekir. Acaba hamilelik döneminde hamile kadın hangi dua ve ibadetleri yerine getirilmeli diyorsanız vereceğimiz bilgileri dikkatlice okumanızı tavsiye ederiz!..


Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde:

اَلشَّقِيُّ مَنْ شَقِيَ في بَطْنِ أُمِّهِ وَالسَّعيدُ مَنْ سَعِدَ في بَطْنِ أُمِّهِ

“Şaki, daha anasının karnında talihsizdir; said, anasının karnında da talihlidir.” buyuruyor. Hâlbuki biz biliyoruz ki bizim irade ve davranışlarımız hesaba katılmadan hiçbir takdir söz konusu değildir. Bizim nasıl hareket edeceğimiz, nasıl adım atacağımız, attığımız bu adımların neleri ortaya çıkaracağı Cenâb-ı Hak tarafından bilinmiş ve iradelerimiz de hesaba katılarak her şey ona göre plan ve programa tâbi tutulmuştur. Dolayısıyla bizim salih bir evlat yetiştirmek için alacağımız tedbirler daha tohumun atılması anından itibaren başlar ve devam eder.

Sperm ve yumurta bir araya geldikten sonra, annenin gıdası, hâl ve hareketleri, ruhî durumu, maneviyatı anne karnındaki çocuğun şaki veya said yazılmasında önemli birer etkendir. Haram bir lokmanın, işlenen bir günahın, manevî tatminsizlikten ileri gelen stres ve depresyonların hiç şüphesiz çocuğun karakterinin şekillenmesinde etkisi büyüktür. Besmelesiz atılan bir tohumdan hayırlı neticelerin ortaya çıkması Cenâb-ı Hak aksini murad buyurmadıkça zor bir ihtimaldir. Ancak Cenâb-ı Hak dilerse füccardan da salih evlatlar neşet edebilir.

Şimdi hamile bir kadının, hamilelik süresince dikkat etmesi gereken hususları kısaca arz edelim:

Çocuğun anne karnına düşmesinden önce besmele çekilmesi ve dua edilmesi Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiyeleri arasındadır. Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselam) konuyla ilgili şöyle buyurur: 
Kişi hanımına gelince bismillah desin ve şu duayı okusun:

اَللّٰهُمَّ! بَارِكْ لَنَا فيمَا رَزَقْتَنَا وَلَا تَجْعَلْ لِلشَّيْطَانِ نَصيبًا فيمَا رَزَقْتَنَا

"Allah’ım, bize vereceğin evladı hakkımızda mübarek kıl. Bize nasib ettiğin şeyde şeytana bir pay koyma." Böyle derse, kadın hamile kaldığı takdirde çocuğun salih olacağı ümid edilir." Buhârî ve Müslim’in ittifaken rivayet ettikleri bir başka hadis-i şerifte ise hanımına yaklaşmak isteyen kimsenin besmele çektikten sonra şu duayı okuması tavsiye edilir:

اَللّٰهُمَّ جَنِّبْنَا الشَّيْطَانَ عَنَّا وَجَنِّبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا


“Allah’ım, bizi şeytandan uzak tut ve şeytanı da bize vereceğin evlattan uzak tut!” Hadisin devamında, bu duayı okuyan kimsenin bir çocukla rızıklandırıldığı takdirde, şeytanın ona ebediyen zarar veremeyeceği ifade edilir.

Evet, hadis-i şeriflerde açıkça ifade edildiği üzere, her hayrın başı besmele olduğu gibi hayırlı bir evlada sahip olmak isteyen kimsenin de besmeleyle işe başlaması çok önemlidir. Ardından da çocuğun salih bir evlat olması ve şeytanın ona zarar vermemesi için Cenâb-ı Hakk’a iltica edip yalvarmalıdır.

Yukarıya aldığımız hadis-i şerifler ailevi münasebetten önce besmele çekilmesini ve dua edilmesini tavsiye ediyor. İşin bidayetinde dua önemli olduğu gibi hamile kaldıktan sonra, doğuma kadar her fırsatta Cenâb-ı Hakk’a dua etmek de çok önemlidir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın hayırlı bir evlat nasip etmesi için Cenâb-ı Hakka yakarışlarını şu ifadelerle anlatır:

هُوَ الَّذي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّۤا أَثْقَلَتْ دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرينَ


“Sizi bir tek candan (Âdem’den) halkeden, ondan da yanında huzura eresiniz diye eşini (Havva’yı) yaratan O’dur. (Âdem) Eşi ile (birleşince) o hafif bir yük yükleniverdi (hamile kaldı). Onu bir müddet taşıyıp da hamileliği ağırlaşınca, Allah’a: Andolsun bize (salih) kusursuz bir çocuk verirsen, sana ziyadesiyle şükrederiz, diye dua ettiler.”

Gerek baba gerekse anne adayı, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine nasip edeceği çocuğun her türlü kusurdan âzâde ve hayırlı bir evlat olması adına Allah’a yalvarıp yakarmalı ve duasının makbul olduğuna inandıkları zatlardan da bu hususta dua istemelidirler. Müsebbibü’l-Esbab olan Cenâb-ı Hak isterse, olmazlar bile olur hâle gelir. İşte anne-baba duadaki bu büyük güce inanmalı ve gönülden yaptıkları dualarıyla Cenâb-ı Hak’tan hayırlı evlat talebinde bulunmalıdırlar.

Özellikle günümüzde daha bir ehemmiyet kazanan hususlardan bir diğeri de helâl rızık peşinde olmak ve şüpheli hiçbir lokmanın mideye inmesine fırsat vermemektir. Yani çocuk daha anne karnındayken helâl ve temiz rızıkla beslenmelidir. Çocuk anne karnında teşekkül etmeye başladığı ilk andan itibaren meşru yollardan gıdasını almalıdır. Bunun için de ebeveyn, kazançlarının helâlinden olması hususunda son derece hassas olacak, alışveriş yaptıkları yerleri iyi seçecek ve dinin haram kıldığı hiçbir maddenin evlerine girmesine fırsat tanımayacaklardır. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem):

يَأْتي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ لَا يُبَالِي الْمَرْءُ مَا أَخَذَ مِنْهُ أَمِنَ الْحَلَالِ أَمْ مِنَ الْحَرَامِ


“Öyle devir gelecek ki insanoğlu, aldığı şeyin helâlden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak.” buyurmak suretiyle inananları kazanç hususunda dikkatli olmaya çağırmıştır.Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif ise şu şekildedir:

إِنَّ أَوَّلَ ما يُنْتِنُ مِنَ الْإِنْسَانِ بَطْنُهُ فَمَنِ اسْتَطَاعَ أَنْ لَا يَأْكُلَ إلَّا طَيِّبًا فَلْيَفْعَلْ


“İnsanın ilk (çürüyüp) kokacak olan yeri karnıdır. Öyleyse, kim, karnına temiz olandan başka bir şey girdirmemeye gücü yeterse mutlaka bunu yapsın!” Yediği içtiği haram olan bir kişinin duasının kabul olmayacağı da Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) şeref sudûr olan beyanlar arasındadır.
Bunlardan başka Kur’ân-ı Kerîm’de ve sünnet-i sahihada helâl rızık talep etmenin gereği ve önemi hakkında birçok âyet ve hadis vardır.

Haram ve şüpheli gıdaların çocuğun tabiatında ne gibi deformasyonlara yol açacağını, onun fıtratında nasıl bir tahribat yapacağını bilemeyiz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki insan karakterinin oluşmasında yenilip içilen şeylerin inkâr edilemez tesirleri söz konusudur. Bu açıdan baştan itibaren anne-baba yediği, içtiği şeylere dikkat etmeli ve çocuğun helâl, temiz ve sağlıklı gıdalarla beslenmesi hususunda titiz olmalıdırlar.

Hamile bir annenin, ruhî ve psikolojik durumu çocuğun gelişiminde önemli bir etkiye sahiptir. Konuyla ilgili şu tespitler oldukça çarpıcıdır: Fransa’da birbirini teyit eden muhtelif araştırmalara göre asabî ruhî hastalıklar servisine düşen çocukların % 50’sinin alkolik ailelerden geldiği, keza çeşitli suçlardan mahkemelik olan çocukların babalarının % 50’sinin alkolik olduğu, bu ailelerden gelen çocuklarda % 34 nispetinde aile, okul ve içtimaî muhitlere intibak bozuklukları tespit edildiği ifade edilmektedir. Ayrıca, şunu da belirtelim ki çocuğun, anne karnında iken yedinci aydan itibaren dış tesirlere karşı hassasiyet kazanıp, aksü’l amellerde bulunduğuna ve mesela sese karşı hareketlerini artırdığına dair klinik çalışmalara dayanılarak “cenin devrinde öğrenme”den bahsedilmektedir.”

Buna göre çocuk daha anne karnındayken bile, annenin hâl ve tavırlarının onun gelişiminde etkili olduğu söylenebilir. Özellikle annenin, manevî yönden güçlü olması, sağlam bir imana sahip bulunması, stres ve sıkıntılardan uzak durması hiç şüphesiz çocuğun gelişiminde müsbet bir tesir icra edecektir.

Son olarak, müstakbel anne ve babaların dikkat etmeleri gereken bir husus olarak Cenâb-ı Hakk’a karşı tevekkül içinde bulunmaları gerektiğini hatırlatabiliriz. Yani hayırlı bir evlat olmasını hesaba katmadan ille de bir çocuğumuz olsun diye ısrar etmek, ille de cinsiyeti şöyle veya böyle olsun dememek, ufak rahatsızlıklardan bile hemen evhama kapılmamak, muhtemel bazı hastalıklar karşısında sarsılmamak oldukça önemlidir. Her şeyden önce anne baba doğacak çocuğun Cenâb-ı Hakk’ın bir ihsanı ve nimeti olduğu şuurunda bulunmalıdır.

Anne babanın çocuğu “olmazsa olmaz” görmeleri ve bu konuda aşırı hırs göstermeleri, aksiyle cezalandırılmalarına sebep olabilir çünkü bizler neyin hakkımızda hayırlı olduğunu bilemeyiz. Bize düşen, sebeplere riayet ettikten sonra Allah’a güvenip Ona tevekkül etmektir. Çocukların da bir imtihan vesilesi olduğu unutulmamalı ve Cenâb-ı Hak’tan her hususta olduğu gibi bu konuda da hayırlısı istenmelidir.

Gebeliğin 3.Ayı:


• Perşembe ve cuma günleri Ali İmran süresini oku. Sonra 140 salâvat getir.
• Namazlardan sonra elini karnının üzerine koy ve salâvat getir.Her hafta buğday, et ve süt al
• Sabahları biraz bal ye. Her gün aç karnına 1 adet almaya Ayet’ ül Kürsüyü oku ve ye

9 Ay Boyunca Devamlı Yapabileceğiniz Tavsiyeler

1-Hep abdestli olmaya çalış. Özellikle yemek yerken abdestli ol.
2-Bütün günahlardan korunmaya bak.
3-Elinden geldiğince müstehap olan şeyleri yapmaya çalış.
4-Geceler aynaya bakma.
5-Asabileşme. Huzurlu ve sakin ol.
6-Kur’an dinlemeye ve okumaya çalış.
7-Namazlardan sonra 34 Allahu ekber, 33 Elhamdülillah ve 33 defa subhanallah de.
8-Sulu ve sağlıklı bir nara 40 defa Yasin suresini oku. Bir anda okumayabilirsin. Ama günde 1 tane oku. Hatta eşin de okuyabilir. Sonra o narı ye. Rivayetlerde 40 gün ve 40 kez yapılan ameller faziletlidir. Unutma 9 ay boyunca yapacaksın bunları.
9-1 Elmaya 40 kez Yusuf suresini oku.10-En az 40 gece yapabilirsen gece namazı kıl.
11-40 cuma günü cuma guslü al. Cuma namazı okumadan her cuma guslü ya da işe gitmeden sabah hemen al guslü niyet ederken de cuma guslüne niyet et. Bunu 40 cuma boyunca yap. Genellikle hamilelilik dönemi 40 hafta. Ve hadisler de diyor ki: 40 cuma guslü alan kabir azabından kurtulur.
12-Gebelik boyunca 1 kez de olsa kuran hatim et.
13-Her gün sabah namazından sonra 50 defa ihlâs suresini oku.
14-Her gün sabah namazından sonra 50 defa kadir suresini oku.
15-Her gün 140 defa salâvat getir.
16-Namazlardan sonra Estağfirullah de ve tövbe et
17-40gün boyunca aç karnına kuru üzüm ye. Her gün 21 adet kuru üzüm ve her kuru üzüm yerken Besmele çek. Yani 21 âdete 21 Bismillah.
18-Bebek hareket ettiği her an elini karnının üzerine koy ve salâvat getir ve ihlâs suresini oku.
19-Allah’ı çok düşün.
20-İnsanlara yardım et.
21-Mümin insanların yüzüne bak.
22-Gıybetten ve yalandan uzak dur.
23-Namazını vaktinde kıl.
24-Sürekli Allah Allah diye zikret.
25-Eğer evladının sabırlı olmasını istiyorsan elini karnının üzerine koy ve Asır sûresini oku.
26-Evladına hayırlı bir isim koy ve daha karnındayken elini karnının üzerine koy ve ismiyle ona hitap et. Unutma çocuğun anne baba üzerindeki hakkı anne ve babanın ona hayırlı bir isim vermeleridir.
27-Eğer anne ve babanın çocukla çok iyi bir ilişkisi,bağı,diyalogu olmasını istiyorsan çocuk doğmadan anne ve baba evlatlarıyla danışmalıdırlar ve çocuk doğduktan sonra bu seslere aşina olacaktır.
28-Gebelik sırasında düzenli beslenme ve temizliğe çok önem ver


Annenin hamilelik dönemi annelik sevgisi, Allah’ın rahmet belirtisi olmakla beraber, oldukça ağır ve zor dönemdir.

Kadının kocası, her iki taraftan olan akrabalar onu an an korumalıdırlar. Çünkü azıcık uygunsuz davranış, her acı hem kadına hem de karnında taşıdığı masum bebeğe beklenmedik etkiler bırakır.

Eğer karı koca baba veya ana evinde yaşaması halinde, ebeveynlerin üzerine düşen şer’i ve ahlaki görev şudur ki, kocasını hamile kadına karşı kışkırtmasınlar ve hamile kadını mümkün olan bir şekilde korusunlar.

Erkeğin ebeveynleri onların özel hayatına karışmamalıdır ve bu eşlerin yaşamını altüst etmemelidirler. Çünkü hepsi bu iki gencin, özellikle de ana rahmindeki çocuğun karşısında sorumludurlar. Eğer çevredekilerin uygunsuz hareketleri, ebeveynlerin yersiz dedikoduları ve istekleri ana karnındaki çocuğa herhangi bir zarar verirse, sebep olanlar mutlaka İlahi adalet mahkemesi karşısında cevap verecekler. Kur’an herkesin en küçük tavırlarından en büyük emellerine kadar tüm davranışları karşısında sorumlu olduğunu buyrur:

فوربك لنسألنهم أجمعين
عما كانوا يعملون

"(Ey Muhammed!) Rabbine and olsun ki, biz onların hepsini yaptıkları işler hakkında sorguya çekeceğiz". ("Hicr Suresi, 92-93")

وقفوهم إنهم مسئولون

"Onları durdurun. Çünkü sorguya çekilecekler". ("Saffat Suresi, 24")

ولا تقف ما ليس لك به علم إن السمع والبصر والفؤاد كل أولئك كان عنه مسئولا

"Kulak, göz ve kalp bunların hepsi (sahibinin yaptığı amel, söylediği söz hakkında) sorguya çekilecekler ". ("İsra Suresi, 36")


Birçok yeni kurulmuş ailelerde yaşanan ihtilaflara bakıldığında, itiraf etmek gerekir ki, çoğu zaman suç büyüklerdedir.

İhtilafın sebebi ebeveynlerin yersiz istekleri ve bilgiçlik taslamalarıdır. Elbette, bazı yeni gelinler de bu ihtilafların olmasında masum değiller. Buna neden onların yaşlarının küçüklüğü ve tecrübesizlikleridir. Buna göz yummak mümkün olduğu halde, büyükler onları bağışlamıyorlar. Sonuçta ise ihtilaf ateşi alevleniyor ve ahlaki, dini yetersizlik bu ihtilafa daha da büyütüyor. Öyle ki, iki gencin yeni kavuşmuş yıldızı ayrılıyor ve umutları kırılıyor.

Bildiğiniz gibi, her insan ister erkek olsun, ister kadın fıtrî olarak özgür olmayı sever. Bu özgürlüğün alınması kimin tarafından olursa olsun, İslam nazarında büyük bir günahtır.

Burada hamile kadına dikkat edilmesi, onun güven içinde korunması gerekir. Velevki hamile değilse bile onu ihmal etmemek gerekir. Çünkü her durumda insanların özgürlüğünün korunması önemlidir.

Eğer ailelerin imkânı olursa ve onlar için sorun olmazsa, daha ilk günden evlenen çiftin hayatını bağımsız etsinler ve böylece onlarla İslami ve insani nitelikler bazında, hiçbir istekleri olmadan davransınlar.

Her iki tarafın ebeveynleri onların evine sadece çocuklarını görmeye, onlara ziyaret etmeye gitmeli, evlerine gelince onları güzel sözle karşılamalı ve onların hayatına hiçbir müdahale etmemelidirler.

Bu olanakları olmadığı takdirde ise kendi evlerinin bir bölümünü onlara verip, tatlı hayatlarını zehir etmemek için çaba göstermelidirler.

Gelin erkek evinde İlahi bir emanettir. O, bin arzu dilekle kendi geçmiş hayatından el çekerek, yeni bir hayata girmiştir. Damat ise gelinin ailesi için Hakk’ın nimetidir. Bu nimete kendi evlatları gibi davranmalıdırlar. Onların bu davranışı Kuran’a ve rivayetlere göre, ibadet olarak Hakk’ın rızasına ve ebedi cennete yol açıyor.

Yeni aile kurmuş gençlerin ebeveynleri aile kurdukları ilk günleri hatırlasınlar. Onlar da yakınlarının sevecenliği, içtenliği sonucunda oldukça tatlı bir hayat geçirmiş, ya da bunun tam tersi olarak, yakınlarından hiçbir samimiyet görmeyerek, acı bir hayat sürmüşlerdir. Neyse, şimdi kendileri ebeveyn, kayınpeder veya kayınvalide olmuşlar. Kendilerini bir an için iki yeni birbirine kavuşmuş gencin yerine koyacaklar. Onları anlamaya, korumaya çalışsınlar. Bilsinler ki, yersiz müdahaleler evlatlarının samimiyetini bozar, onların hayatlarını manasızlaştırır. Sonuçta, akraba aileler düşmana dönüşür ve gençlerin ailesi dağılır.

Evet, anne, gelin ve damat, yakınlar, akrabalar hayatta kendileri için beğenmediklerini onlar için de beğenmemelidirler. Beğendiklerini bu iki genç için de beğenmelidirler. Bu prensibe herkes riayet ederse, toplumda hiçbir problem çıkmaz. Çıktığında ise, kolayca çözülecek demektir.

Şimdi ise kadının hamilelik dönemi ile ilgili iki ayeti ele alalım:
ووصينا الإنسان بوالديه حملته أمه وهنا على وهن
"Biz insana, ana babasına iyilik etmeyi (babaya iyi bakmayı, onlarla güzel davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu (karnında) çok taşımıştır ". (Lokman ‘ayet 14)

ووصينا الإنسان بوالديه إحسانا حملته أمه كرها ووضعته كرها

"Biz insana, ana babasına iyilik etmeyi (babaya iyi bakmayı, onlarla güzel davranmayı) tavsiye ettik. Çünkü annesi onu (dokuz ay karnında) zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu". ("Ahkaf Suresi, 15")

Sizce, bu zahmetli, çileli zayıf günlerde hamile kadının nazı çekilmemelidir mi? Ona her alanda kaygı gösterilmemelidir mi?

Hamile kadına bakmak ve ilk aşamada ahlaki, sosyal ve dini açıdan kocasının, sonraki aşamada ise yakınlarının, akrabalarının üzerine düşen görevdir. Bu, çocuğun anne karnında tam sağlıklı gelişimi için oldukça gereklidir.

Hamilelik Sırasında Yapılacak İşler

Gebeliğin her bir kadın için zahmet, sıkıntı olduğuna hiç şüphe yoktur. Bunun çilesini tadan, zahmetini gören annelerin çocuklarına olan sevgileri olmasaydı, bir de hamile olmaya razı olmazdı. Çünkü bu durumda kadın vücudunun çeşitli yerlerinde değişikler olur. Onun vücudu daha fazla hormon salgılayarak, vücudun faaliyetlerini hızlandırır. Ama birçok hamile kadınlar bulantı ve iştahsızlık yüzünden iyi beslenmeyerek, kendi sağlıklarını korumazlar.

Birçok kadın da kendi sağlıklarını korumak için getireceği, çocuğun karında büyümesinin önüne geçmek için kendilerini özel rejime salar, organizmalarını birçok gerekli besinlerden mahrum bırakıyorlar. Onlar kilolarının artmamasından, çocuğun gelişmemesine çalışırlar. Korkuyorlar ki, çocuklar gelişip büyürse, derileri tahrip olur veya doğum sırasında daha çok acı çekerler. Böyle kadınlar bilmelidirler ki, hamile oldukları ilk günden beri bir kişi değil, iki kişidirler. İşte bu nedenle, hamilelik dönemi boyunca kendisinin ve çocuğun sağlığını temin eden bir rejime geçmeli, kendisinin zayıf olmasına ve çocuğun zayıf doğmasına ortam yaratmamalıdırlar.

Hamilelik dönemlerinin eziyetsiz, rahat geçmesi için hamile kadın ne şişmanlayacak kadar çok yemeli,ne de zayıflayacak ve çocuğun karnında beslenemeyecek kadar az yemelidir. O, günlük yemeğini düzgün olarak programlaştırıp ve vücudunun günlük ihtiyaç duyduğu kaloriyi kabul etmelidirler.

Hamile kadınlarda vücut hormonları salgıladığı için vücudunun gelişimi hızlanır. Bu nedenle gıda daha çabuk sindirilir. Eğer çocuklar olmasaydı, kadın hemen şişmanlardı.

Organizma etkinliğinin artmasına neden karındaki çocuktur. Bu, onun hızla gelişmesi içindir. Ana az yediğinde, karındaki bebek, annenin kemikleri içerisinde veya diğer bölümlerinde kalmış maddelerden kullanarak bu boşluğu doldurur.

Çocuğun ana karnında gelişimi için demire ve kalsiyuma ihtiyacı var. Demir çocuğun kanı için çok gereklidir. Demir kırmızı kan hücrelerinin içerdiği hemoglobinler üretemez ve çocuk annede mevcut olan kandan kendisine tüketmeye mecbur olur. Bu nedenle yavaş yavaş annenin kanı azalır ve muhakkak ki, doğduktan sonra kanı az olur.

Ana kendisinin ve çocuğun ihtiyacı olan demiri sağlamak için her gün yeterli fasulye, bakla, mercimek, karaciğer, et, elma, üzüm, hurma vb. gibi içinde demir bulunan besin maddelerinden kullanmalıdır.

Kalsiyum çocuğun vücut yapısının temelini oluşturur. Çünkü onun anne karnında olduğu süre boyunca en az 40-50 gr. Kalsiyuma ihtiyacı var. Ana tedricen aynı miktarda kalsiyumlu gıdalar vasıtasıyla çocuğuna ulaştırmalı ve böylece onun kemiklerinin pekişmesine yardım etmelidir. Aksi takdirde, çocuklar annenin vücudunda bulunan kalsiyum ile kendi ihtiyacını karşılamaya çalışırlar. Bunun sonucunda ise annenin kemikleri yumuşar, dişleri çürür, başındaki saçlar dökülür ve günbegün zayıflamaya doğru gider. Kalsiyumu yoğurt, peynir ve kaymak gibi süt ürünleri, arpa, buğday, elma ve armut gibi meyveler ile elde etmek mümkündür. Çünkü çocuğun beslenmesine ve gelişmesine sadece bu yolla yardım etmek olur.

Kadının hamile olduğu zaman annenin sağlığını korumak ve çocuğun beden ve akıl bakımından geliştirilmesi ve çocuk dünyaya geldikten sonra annenin ve onun nasıl beslenmesi hakkında İslam’ın çok önemli talimatları mevcuttur.

İslam giysinin türü, renk, ayakkabı, annenin git geli, mahrem ve namahremin kadın hamile olduğu zaman eve gidip gelmesi vb. gibi konular hakkında da gerekli görevler vermiştir.

Ana hamile olduğu müddetçe Allah’ı zikretmeye, Kur’an okumaya, İlahi meclislerde yer almaya, gerekli eylemleri hayata geçirmeye dikkat ederse, çocuğun maneviyatına hoş etki bağışlamış olur.

Gebelik kendisi İslam dininde bir tür ibadet hesap edilerek, büyük bir sevaba yol açıyor.

Hamilelikle İlgili Hadis : Hazret-i Peygamber (sav) şöyle buyruyor: "Evet, kadın hamile olunca oruç tutan, geceyi ibadetle geçiren, Allah yolunda canı ve malı ile cihat eden kişiye benziyor".

Elbette, kadın ve erkek birbirleriyle anlaşarak, çocukları olmasının önüne alabilirler. Fakat böyle olunca, çok faydalı bir ticareti elden vermiş olacaklar. Ebeveynler çocuk sahibi olunca, bunun sorumluluğunu idrak etmeli, kendi maddi durumlarını dikkate almalıdırlar.


İLAVE BİLGİ: Hamile Kalmak İçin Okunacak Dua
Devamını Oku »

3.08.2017

Lezbiyenlik Günah mı-Lezbiyenlik Zina Sayılır mı?

Bu yazımızda;kuran'da eşcinsellik ile ilgili ayetler,sevicilik,safizm,eşcinsellik günah mı eşcinsellikten nasıl kurtulunur,eşcinsellikten kurtulma duası,kadın kadına ilişkinin günahı nedir?eşcinsellik günah mı nihat hatipoğlu v.b konularda sizleri aydınlatacak ve doğruya götürecek bilgilere sahip olabilirsiniz!..
Lezbiyenlik Zina Sayılır mı
Lezbiyenlik Günah mı-Lezbiyenlik Zina Sayılır mı?
İslam Dininde haram kılınan bir cinsel eylem de Lezbiyenliktir. Kadının kadınla sevişmesi, ilişkisi anlamına gelen bu eylem, kesinlikle haramdır. Lezbiyenlik cinsel bir sapmadır. Bunun haram oluşunda, İslam alimleri arasında ittifak vardır. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 6/66)

Dilimizde bu ayıbı işlemeye "Sevicilik" denilmektedir. Peygamberimiz buyuruyorlar ki:

"İki kadının sürtüşmesi, kendi aralarında bir (nevi) zinadır." (Feyzü'l-kadir, 4/103)

Kaynaklarda daha çok homoseksüellik üzerinde durulmuştur. İmam Azam’a göre homoseksüellik haram olmakla beraber, faillerine zina cezası değil, ta’zir cezası (hakimin uygun gördüğü bir ceza) verilir.

İmam Malik ve İmam Ahmed bin Hanbel’e göre bunlara ister evli, ister bekâr olsunlar evli olana uygulanan zina-recim cezası verilir.

İmam Şafii’ye göre ise, normal zina cezası olarak bekâr olana yüz değnek, evli olana ise recim cezası verilir.(bk. a.g.y).

Bu üç mezhebin homoseksüelliğe zina cezasını vermelerini destekleyen hadis rivayetleri vardır.


“Lut kavminin fiilini yapanları gördüğünüzde, fail ile mefulü birlikte öldürün.”(bk. Ebu davud, Hudud, 29; Ahmed b. Hanbel, 1/330; Hakim, 4/395).

Ebu Musa’l-Eşarî’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu:

“Erkeğin erkeğe, kadının kadına yaklaşması zinadır.”(Taberanî’ el-Kebir, 20/198; Beyhakî, es-Sünenu’l-kübra, 8/233; Mecmau’z-Zevaid, 8/102).

Lezbiyenlik bütün alimlerin ittifakıyla haramdır. Ve yine alimlerin ittifakıyla Lezbiyenlik suçuna zina cezası değil ta’zir cezası uygulanır.(bk. el-Mevsuatu’l-Fıkhıyye Şamile- 2/8559).

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(Kalb, göze tâbidir. Gözler haramdan sakınmazsa, kalbi korumak güç olur. Kalb, harama dalarsa, günahlardan sakınmak güç olur. O halde, imanı olanların, haram işlememesi, harama bakmaması gerekir.)
Erkeklerin homoseksüel (eşcinsel) olması haram olduğu gibi, kadının da homoseksüel (lezbiyen) olması, yani herhangi bir kadına şehvet ile dokunması ve bakması haramdır. Kadınların, kadınlara şehvet ile bakması ve dokunması, kocasından başkasına, erkek ve kadın, kim olursa olsun, yabancıya süslenmeleri caiz değildir. Erkekle kadın, başka cinsten oldukları için, bir araya gelmeleri nispeten güçtür. Kadının kadına yaklaşması ise daha kolaydır. Bunun için kadının kadına(lezbiyen) bakması ve dokunması, erkeğin kadına ve kadının erkeğe bakmasından daha kötü olabilir.
Lezbiyenliğe Fransızca safizm deniyor.

Erkeğin erkek için ve kadının kadın için avret yeri, diz ile göbek arasıdır. Bir kadın, başka bir kadının, göbek ile diz arasına bakamaz. Zaruretsiz bakarsa, haram işlemiş olur. Kadının yabancı erkek için avret yeri, el ve yüzünden başka, bütün bedenidir. Başkasının avret yerine, lüzumsuz, şehvetsiz de bakmak haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Erkek erkeğin, kadın kadının avret yerine bakması, helal değildir.) [Abdurrezzak Eşiat-ül-lemeat]

(Kadının kadına yaklaşması [lezbiyenlik, safizm] zinadır.) [Taberani]

(Erkeğin kadına, kadının da erkeğe [şehvetle] bakması haramdır.) [Taberani]

(Erkeğin erkeğe, kadının kadına yaklaşması zinadır.Lezbiyenlik) [Beyheki]

(Erkek erkekle, kadın kadınla [zaruretsiz] aynı yatakta yatamaz.) [İ.Ahmed]

(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinirse, ümmetim helak olur.) [Hakim, Beyheki]

(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Hatib]

(Erkek erkekle, kadın kadınla [çirkin iş için] beraber olamaz.) [Abdurrezzak]

(Ahir zamanda eşcinsellik üç kısım olur: Bir kısmı konuşmak ve yüze bakmakla, diğeri, tokalaşmak ve kucaklaşmakla yetinir. Bir kısmı da bu işi bilfiil yapar. Allah bunlara lanet etsin! Eğer tevbe ederlerse, Allahü teâlâ tevbe edenin tevbesini kabul eder.) "Deylemi"

Her türlü günahın tek ilacı vardır. Bu ilaç Kur'an-ı kerimde açıkça bildiriliyor. Bu ilacı kullanan her müslüman, alışkanlık haline gelen büyük günahlardan mutlaka kurtulur. Bir âyet meali şöyledir:

(Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, hayasızlıktın, akla ve dine uymayan, uyuşturucu, içki, zina, eşcinsellik, (homoseksüellik, livata, lezbiyenlik) gibi her türlü kötülükten] alıkoyar.) (Ankebut 45)

Namaz, kötülükten alıkoymuyorsa, namaz doğru kılınmıyor demektir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Bir kişinin namazı, kendini fahşa ve münkerden [her türlü kötülükten] alıkoyamıyorsa, Allah’tan uzaklığı artar.) [Taberani]

Bir genç, namaz kılar ve her türlü kötülüğü de yapardı. Bu gencin durumunu Resulullaha bildirdiler. Peygamber efendimiz, (Bir gün gelir namaz, onu diğer günahları işlemekten alıkoyar) buyurdu. Aradan çok zaman geçmedi. O genç günahlarına tevbe etti, iyi hâl sahibi oldu. Bu bakımdan namazı doğru kılmalıdır!

Demek ki, namaz kılan bütün kötülüklerden uzak kalıyor. Yani insan namazı doğru kılarsa, dine tam uymuş olur. Dine tam uyan da, hiç bir kötülüğü işlemez, ayrıca dinimizin emrettiği iyi işleri yapmaya çalışır.O halde yapılacak iş, namazı doğru kılmaya çalışmaktır. Namazı doğru kılabilmek için önce itikadın düzgün olması şarttır. Daha sonra diğer şartlar gelir. Bu şartlara riayet eden, mutlaka her türlü kötülüğü bırakır.
Kötülerle gezmek bile çok zararlıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kötü arkadaş, demirci körüğü gibidir. Üflenince, ateş kıvılcımları seni yakmazsa da, kokusu seni rahatsız eder.) [Buhari]

(İyi arkadaş, güzel koku satan gibidir. Sana koku sürmese de, yanında bulunduğun müddetçe güzel kokusundan faydalanırsın.) [Müslim]

Önceden ağza bile alınmayan lezbiyenlik konusu artık tartışılır hale gelmiştir. Lut kavmini helak eden bu pislik ve iğrenç davranış günümüzde modernlik olgusu özgürlük olgusu altında serbest bırakılmaktadır..

İslam’da "hunsa" Diye bir kavram vardır. Hunsa,lezbiyenlik,travstilik,homoseksüellikle bir ilgisi yoktur. Binde bir veya milyonda bir görülen bir hastalıktır. 

Allahü Teala Kitabı’nda insanoğlunu, ya erkek veya dişi olarak yarattığını bildiriyor, bu iki özelliği birden taşıyan bir üçüncü insan nev’i yarattığını bildirmiyor. Şu halde fıtraten (yaratılıştan) insan ya erkektir, yahut da dişidir. Bu iki cinsiyetin belirleyici organ ve işaretlerini birlikte taşıyanlar, ikisine birden sahip olanlar, bir manada fıtrata aykırı, sakat, fazlalıklı veya eksiklikli doğanlar gibidir.

Fukahanın çoğuna göre,"HUNSA" : Erkeklik ve dişilik âleti bulunan kimsedir. Hangi aletinden idrar yapıyorsa, daha çok ona yakın bir hüküm taşır. Yani erkeklik aletinden idrar yapıyorsa, erkek; dişilik aletinden idrar yapıyorsa, dişi sayılır. (El-Hidâye – Merğinânî)

Her iki aletinden eşit biçimde idrar geliyorsa, o takdirde hem erkek, hem dişidir, yani ona hunsâ denilir., Bu, îmam Ebû Hanîfeye göredir. (El-Kâfî – El-Mervezî)

İmam Ebû Hanîfe’ye göre, taşıdığı her iki aletten de idrar gelirse, o "Hunsâ müşkil" kabul edilir. Bir aletten az, birinden çok gelmesi buna tesir etmez.

Fukahanın çoğuna göre, bu durum, onun ergen olmasına kadar geçerlidir. Ergen olunca, erkeklik aleti harekete geçip evlenecek güçte bulunuyorsa, o takdirde erkek kabul edilir. Sakal ve bıyıklarının da çıkması böyledir. Bunun gibi ergenlik çağına girince göğüsleri büyür, ayhali olursa o takdirde dişi kabul edilir.

Ergenlik çağına girdiği halde ne erkek olduğuna, ne de dişi olduğuna dair belirtilen alâmetler ortaya çıkmazsa, o takdirde "Hunsâ Müşkil-Eşelcinsel" sayılır.

Sadece meni, belsuyunun çıkması yeterli değildir. Çünkü bu her iki cinsten de çıkabilir. (El-Hidâye – Merğinânî – Fetâvâryi Hindiyye)

Lut Kavminin Helakı
( Bu olayı kısaca anlatıyoruz. Siz Şuara suresinde ayrıntılı bulabilirsiniz.)

“Elçilerimiz, yakışıklı birer delikanlı suretinde Lut’un yanına gelince, onların melek olduğunu henüz bilmeyen Lut, kadınları bırakıp erkeklere yönelen sapık hemşerilerinin bu gençleri taciz edeceğinden korkarak, onlardan dolayı üzüntü ve endişeye kapıldı. Misafirlerini koruyacak gücü olmadığını görerek onlar yüzünden içi daraldı ve kendi kendine, “Bugün çok çetin bir gün olacak!” dedi.

Bu arada, şehre gelen yabancıların Lut’un evinde misafir olduğunu haber alan kavmi, sapık arzularının kamçılamasıyla, âdeta kudurmuş bir hâlde koşarak Lut’un kapısına dayandılar. Zaten öteden beri böyle çirkinlikler yapmayı âdet hâline getirmişlerdi.

Lut, “Ey kavmim!” dedi, “İşte kızlarım; onlarla evlenip meşru ve doğal yollarla arzularınızı tatmin etmeniz, sizin için erkeklere yönelmekten çok daha temizdir. Öyleyse, Allah’tan korkun da misafirlerime tacizde bulunarak beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu sizin?”

Buna karşılık onlar, “Sen de gayet iyi bilirsin ki, bizim senin kızlarında gözümüz yok. Çünkü kadınlarla ilgilenmiyoruz biz. Sen aslında bizim ne istediğimizi pekâlâ bilirsin!” dediler.

Bu azgın topluluk karşısında tamamen çaresiz kalan Lut, “Ah, keşke size karşı koyabilecek gücüm olsaydı yahut şerrinizden korunabileceğim sağlam bir kaleye sığınabilseydim!” dedi.

Şehre sonradan yerleşen bir yabancı olduğu için, kendisini savunacak kabile desteğinden yoksundu. İşte, Lut Peygamber’in üzüntüsü doruk noktasına ulaşmıştı ki:

Sonunda melekler gerçek kimliklerini ortaya koyarak, “Ey Lut!” dediler, “Bizler Rabb’inin elçileriyiz. Artık korkmana, üzülmene gerek yok! Çünkü onlar senin kılına bile dokunamazlar! Zaten kısa bir zaman sonra hepsi helâk edilecektir! Bunun için, gecenin bir vaktinde ailenle birlikte şehri terk etmek üzere yola çık.

İçinizden hiç kimse kâfirlerle birlikte olma özlemiyle geriye dönüp bakmasın! Ancak karın hariç; çünkü o, zalimlerin yanında kalmayı tercih edecek. Bu yüzden de, onların başına gelecek olan azap, onun da başına gelecek. Onların helâk edilme zamanı sabah vaktidir; sabah vakti de yakındır, değil mi?”


Ve nihayet Sodom şehri için helâk emrimiz gelince, Lut’u ve ailesini oradan çıkardık, sonra korkunç bir sarsıntıyla oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine, ateşte pişip sertleşmiş kızgın taşları sağanak sağanak yağdırdık.

O taşlar, öyle tesadüfen yağmadı onların başına. Aksine her bir taş, Rabb’inin katında işaretlenmiş ve zalimleri cezalandırmak için özellikle gönderilmişti. Ve siz ey insanlar! Kendinizi benzer bir felâketten uzak sanmayın! 
Zira bu tür cezalar, zalimlerden hiç de uzak değildir. Allah zaman zaman belâ ve musibetler göndererek insanları uyaracaktır. (Hud, 11/77-83)
Devamını Oku »

28.07.2017

Sünnete Göre Tırnak Kesimi Nasıl Yapılır?

Selamaleykum sevgili müslüman kardeşlerimiz,bu gün sizlerle;tırnak,tırnak hangi gün kesilir diyanet?,tırnak kesmeye hangi parmaktan başlanır?,tırnak kesimi günleri,pazartesi günü tırnak kesmek,salı günü tırnak kesmek,tırnak hangi gün kesilirse ne olur?,pazartesi günü tırnak kesilir mi?.. konuları hakkında bilgi paylaşımında bulunacağız inşaallah.
Sünnete Göre Tirnak nasil kesilir
Sünnete Göre Tirnak Nasıl Kesilir?
Fıtrat beştir; (yahut beş şey vardır ki, bunlar fıtrattandır): Sünnet olmak, kasıkları traş etmek, tırnak kesmek, koltuk altındaki kılları yolmak ve bıyıkları kısaltmak.(Müslim, Tahâre, 49)

Tırnaklar uzayınca etle tırnak arasına pis ve mikroplu şeyler girer.Özellikle el parmakları vücudun hemen her yerine, özellikle yemek yerken ağza değdiğinden buralara mikrop bulaştırır. Koruyucu hekimlik açısından da tırnakların kesilmesi çok önemlidir. Abdest ve gusül esnasında suyun tırnak altlarına (uzayan kısmın altına) ulaşması şarttır. Pislik dolu olduğu için buralara su ulaşmazsa temizlik olmaz. Güzellik niyetiyle, temiz tutulsa da tırnak uzatmak yanlıştır, sünnete aykırıdır.

Tırnak kesmek sadece, hac veya umre ihramı süresince yasaktır; bunun dışında her zaman kesilebilir. Halk arasında bazı gün ve zamanlarda, meselâ "geceleyin tırnak kesilmez" şeklinde yanlış bir inanç vardır. Elektriğin olmadığı zamanlarda, kesilen tırnağın nereye sıçradığının görülemediği düşüncesinden kaynaklanan bu kanaat, böyle durumlar için geçerli olabilir. Fakat bugün, elektriğin aydınlattığı ortamlarda gece tırnak kesmenin hiç bir sakıncası yoktur. Kesilen tırnaklar gelişi güzel bir şekilde bırakılmamalı, uygun bir şekilde ortadan kaldırılmalı, yok edilmelidir.

El ve ayak tırnakları beraberce kesilebilir mi? Bunun için belirli bir gün var mıdır?
El ve ayak tırnakları beraberce kesilebilir.Tırnak kesmenin belirli bir günü yoktur. Gerektiği her an (yani uzayınca) kesilebilir. Önce ellerinkini, sonra ayaklarınkini kesmek, ellere sağ elin işaret parmağından başlayıp, eller avuç içleri birbirine gelecek şekilde birbirine yapıştırıldığında, parmakların oluşturduğu daireyi sağa doğru giderek tamamlamak, sonra sağ ayağın küçük parmağından başlayıp sol ayağın küçük parmağında bitirmek müstehap görülmüştür. (Hattâb es-Sübkî, el-Menhel, I/189)Gazalî'nin söylediği budur.

Bu konuda görüşler vardır. Efdal olan, tırnakların haftada bir kesilmesidir. On beş güne kadar bırakmasında da bir mahzur yoktur. Kırk günü aşması ise, harama yakın (tahrîmen) mekruhtur.Ama tırnakları çok uzayıp, sınırı aşmayacaksa, bekleyip cuma günü kesmek (özellikle camiye gidecek erkekler için) müstehaptır. 


Bu konuda Fetâvây-i Kâdihân'da şöyle denir:Bir adam tırnak kesmek ya da saç traşı olmak için, cuma gününü belirlese; başka günlerde de bunun câiz olduğunu kabul etmekle beraber, cumaya kadar beklemesi tırnak kesmeyi çok geciktirmiş olsa, bu mekruh olur. Çünkü tırnakları uzun olanın rızkı kıt olur. Eğer çok geciktirmiş olmayacaksa ve cumayı hadîsin tavsiyesine uymak için bekliyorsa bu müstehaptır. Çünkü Aişe Validemizden nakledildiğine göre, Rasûllullah Efendimiz:

"Kim cuma günü tırnaklarını keserse, Allah onun öbür cumaya kadar ve üç gün daha fazla belâlardan korur." [Kadihân (Hindiyye kenarında) NI/411; Hindiyye V/358 Benzer hadisler için bakınız; el-Hindî, Kenzu'I-ummâl VI/656 659]
Devamını Oku »

23.07.2017

Laiklik Kafirlik midir?

Bu yazımızda,laiklik islama aykiri mi?,kuranda laiklik ile ilgili ayetler,laiklik ve şeriat arasındaki fark,islamda laiklik var mıdır?laikliği savunmak günah mı?,kurana göre laiklik,laiklik dine karşı mıdır?..tarzında sorulara cevap bulabilirsiniz!..


Laiklik islama aykırı mı
Laiklik İslama Aykırı mı?
İster laiklik iste başka unvanlar adı altında olsun, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyenler iki kısımdır:

Birinci kısım insanlar: Allah’ın hükmüne ve kitabına inanmadığı için onunla amel etmezler. Bunların İslam dininde yerleri yoktur.

İkinci kısım ise: Allah’ın hükmüne ve kitabına inandığı halde, nefsine ve şeytana uyduğundan Allah’ın hükümleriyle amel etmeyenlerdir. Bunlar günahkâr olmakla beraber, kâfir olmazlar.

Maide suresinin 44. ayetine dayanarak rastgele insanları tekfir edenlerin vebali ağırdır. Bu ayetin tatbik meselesini özetle asrın müceddidi Bediüzzaman hazretlerinden dinleyelim:

Osmanlı devletinin son döneminde yapılan birtakım yenilikler çerçevesinde bir "Kanun-u Esâsî" nin yazılması ve hüriyyetin ilan edilmesi hususu bazı kimselerce küfür sayılmış ve bununla devlet ricâli tekfir edilmiştir. Gerekçe olarak da "Kim Allah'ın indirdiği (hükümlerle) hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir." (Maide,5/44) mealindeki ayet delil gösterilmiştir. (Asar-ı Bediiye, 463)

Bu görüşe katılmayan Bediüzzaman, ayetin manasının öyle anlaşılmaması gerektiği hususunu açıklığa kavuşturmaya çalışmış ve konu ile ilgili olarak şunları söylemiştir:

“Bir kısım insanlar, Araplardan sonra İslâm dininin direği sayılan Türkleri tadlil ediyor. Hatta onlardan bir kısmı, ehl-i kanunu tekfir ediyor. Otuz sene evvel teşkil edilen Kanun-u esasîyi ve hürriyetin ilanını küfür sayıyor ve "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir" ayetini delil gösteriyorlar. Zavallılar, "Kim ki Allah'ın hükümleri ile hükmetmezse"cümlesinin manasının "Kim ki tasdik etmezse" demek olduğunu bilmiyorlar.” (Asar-ı Bediiye, 434)
- İmam Maturidi, Fahruddin Razi gibi büyük İslam alimleri de bu ayetin tefsirinde, benzer ifadeler kullanmışlardır. (bk. Maturidi, Razi, İlgili ayetin tefsiri)

- Keza, Fahruddin Razi, İkrime’ye ait olduğunu bildirdiği ayetin yorumunu şöyle açıklamıştır:

“Kim Allah’ın indirdiği hükmünü/hükümlerini kalbiyle tasdik etmez, diliyle de inkâr ederse, bu kâfirdir. Allah’ın hükmünü kalbiyle tasdik edip diliyle de ikrar ettiği halde, fiilen onu uygulamayan kimse ise, yine Allah’ın hükmüyle (kalbiyle tasdik etmek suretiyle doğru olduğuna) hükmetmiş, ancak o hükmü fiilen terk etmiştir. Bu sebeple bu kimse söz konusu ayetin tehdidine dahil değildir.” (Razi, ilgili ayetin tefsiri).
- Biz de muhakkik alimlerimizi tasdik ederek diyoruz ki, ayette yer alan “Mâ enzelellah” (Allah’ın indirdiği şeyler) ifadesinde geçen “mâ” umumu ifade eder. Buna göre, yalan söyleyen, gıybet eden, başkasının kalbini kıran veya başka herhangi en küçük bir günah işleyenin kâfir olması gerekir ki, bu düşünce ehl-i sünnet alimlerinin ittifakıyla yanlıştır.
Sorudaki detaylarda da ihtiyatlı olmanın gereğine inanıyoruz. Çünkü, İman kalbin tasdiki ve lisanın takririnden ibarettir. Ehl-i sünnet alimlerine göre, bu şartlara uygun bir mümin olduğunu söyleyen bir kimsenin tekfir edilmemesi gerekir.

Buna göre, bir kimse Allah’ın bildirdiği iman esaslarına samimi olarak iman ettiği halde, “Ben bu asırda laik bir düzene taraftarım” derse, bunun din dairesinin dışına atmamak gerekir.

Şayet gerçekten İslam’a inanmadığı için böyle bir düşünceye sahip ise, bunu zorla İslam dairesinin içine sokmaya da kimsenin hakkı yoktur.

Laiklik İki Şekilde Düşünülebilir:

1) Devletin rejimi olarak tasarlanan laiklik:

En uygun tanıma göre, laiklik: Devletin bütün dinlere karşı aynı mesafede tarafsız durduğu, yasama ve yürütmelerinde dini referanslara yer vermediği sistem anlamına gelir.

Böyle bir laik devlette herkes iman ve amel noktasında bağlı bulunduğu dinin icaplarını özgürce yerine getirme imkânı bulur. Bu çerçevede düşünen bir kimseyi de tekfir etmek doğru olmaz. Çünkü, bu kimse laik bir sistemi isterken “herkesin dinini rahatça yaşayabileceği bir sistem” istiyor demektir.

Aslında İslam dini bundan kat be kat daha fazla dinlere karşı toleranslıdır. Bunun tarihi pek çok belgeleri vardır. Asr-ı saadetten beri, başka din mensuplarına gösterilen hoşgörü örnekleri mevcuttur.

2) Şahıs olarak “Ben laikim” diyenleri de iki kısma ayırmak mümkündür:
Birincisi: Bununla devletin rejimi olarak laikliği benimseyenlerdir. Bunlar da 1. şıkta mütalaa edilebilir.

İkinci kısım ise, “kendisinin İslam dinine bağlı olmadığını, onu benimsemediğini, şahsen ondan uzak olduğunu” belirtmek için “Ben laikim” diyenlerdir. Bunların İslam dininde zorla tutmanın bir anlamı yoktur.

Bütün bu açıklamalarımız, “tekfir” yani bir kişiye kafir demekle alakalıdır. Yoksa, İslam dinin dışında bir yol arayanların günahkâr olmayacaklarını ve sorumluluk altına girmeyeceklerini kimse iddia edemez.
Devamını Oku »

22.07.2017

Hammurabi Kimdir? Hammurabi Ne demek?

Bu konumuzda hammurabi kısasa kısas,hammurabi kanunları tam metin,hammurabi hangi uygarlığın kralıdır,hammurabi asma bahçeleri,hammurabi kanunlarının ait olduğu medeniyetin adıdır hammurabi kanunları ingilizce vb. konularda bilgi sahibi olabilirsiniz!..
Hammurabi kimdir hammurabi ne demek
Hammurabi
Hammurabi; Birinci Babil Hanedanı’nın altıncı hükümdarıdır (İÖ 1728-1686).

Yaptığı yasalarla ünlüdür ve kurduğu hanedana adını vermiştir. İÖ 1950’den başlayarak gerilemeye başlayan ve bazı bölümlere uğrayan Babil Krallığı’nı yeniden birleştirmek için yoğun çaba harcadı. 

Aşağı Babil’de Larsa Kralı Rimsini ile komşuları olan bazı küçük kent krallıklarını yenilgiye uğratarak, onları Babil egemenliğine aldı. Daha sonra Mari Hanedanı’nı da yıkan Hammurabi, bütün Mezopotamya, Suriye ve Elam bölgesini devletine kattı (İÖ 1700). Asurlular üzerine yaptığı seferle de Ninova Kenti’ni ele geçirdi. Böylece, Birinci Babil Devleti, Akkat Devleti’nin eriştiği sınırlara kadar yayıldı.

Hammurabi, ilkçağ tarihinde yasalarıyla ünlü bir hükümdardır. O, Babil hukukunu ortaya koymakla, Mezopotamya’da Babilliler, Asurlular, Sümerler ve Amurruları, bir yönetim altında tek bir ulus olarak yaşatmayı amaçladı. Öte yandan yasaların yanı sıra devletçiliği ile de dikkati çeken Hammurabi, ele geçirdiği kentlere, güvendiği kişileri vali atadı, düzenli bir haberleşme örgütü oluşturdu. Bu düzenlemeler, Babil Devleti’nin uzun süre yaşamasını sağladı.

Hammurabi Yasaları: 


1901’de Sus Kenti’nde bulunan ve günümüzde Louvre Müzesi’nde sergilenen 2.25 m yüksekliğinde, dioritten bir sütuna kazılmış yasalar derlemesi. Taşm üst bölümünde Kral Hammurabi’yi Güneş Tanrı’sı Şamaş’ın önünde saygı duruşundayken gösteren bir kabartma yer alır. 
Yasalar, kabartmanın altında, taşın ön ve arka yüzüne olmak üzere yukarıdan aşağı okunan çivi yazısıyla 292 madde olarak Akkatça yazılmıştır. Hammurabi Yasaları, kendinden yaklaşık 300 yıl önce Sümer (Ur) Kralı Urnammu’nun çıkardığı ve ancak parçaları günümüze gelen yasalar derlemesiyle birlikte dünyanın en eski yasalarından biridir. Kısa ve özlü biçimde kaleme alınmış olan Hammurabi Yasaları, Mezopotamya’nın toplumsal koşulları, aile, ordu, yönetim üzerine dolaylı yoldan da olsa, bilgi verir. 
Yasaların büyük çoğunluğu olası tüm suçları tanımlar ve bunlara uygulanacak acımasız cezaları belirtir. Örneğin “Bir adamın karısı, başka bir adamla yatarken görülürse, ikisi birbirine bağlanıp suya atılmalı. Koca karısını bağışlamak isterse, kral da uyruğunu bağışlamalıdır.”

Başka bir yasaya göre de, “Eğer bir mimar (yapıcı) bir evi sağlam yapmaz da ev yıkılarak sahibinin ölümüne neden olursa, mimar bunu yaşamıyla öder.” Bu ve bunun gibi acımasız hükümlerine karşın Hammurabi’nin yasalar derlemesi, yasa ve hukukun egemen olduğu ve en aşağılık bireyin bile belirli bir yasal korunma altına alındığı, genelde sağlam ve iyi örgütlenmiş bir toplumu yansıtır.

Hammurabi’nin yapmış olduğu işler ve yenilikleri:

1- Yapmış olduğu işlerden ilk sırayı koyduğu ve uyguladığı yasalar almaktadır. Hammurabi o güne kadar yapılmış olan en kapsamlı ve en reformcu yasaların sahibi olarak kabul edilmiştir. Aslında daha önceki medeniyetlerde de küçük çaplı yasaların olduğu bilinse de Hammurabi yasaları hem kapsamı, hem nitelikleri ile diğer bütün yasalardan ayrıdır. Yaptığı yasalar oldukça sert bir yasadır. Yaptırımlarının birçoğu ölüm cezasını içermektedir.Fakat Hammurabi kanunlarında birçok konuya yer verilmiştir. Bu yasalar o günkü yaşam tarzına göre şekillenmiş olduğundan milattan önceki yaşayışa da oldukça ışık tutmuştur. Hatta o zamanlarda uygulanan kısas yöntemi günümüzde halen bazı toplumlarca uygulanmaktadır.

2- Yapmış olduğu kanunlar toplam olarak 282 madde olup bu kanunları taş sütunlara yazdırmıştır. Bu sebepledir ki bu kanunların %90’lık kısmı günümüze kadar ulaşmıştır. 30 civarında kanunun yazılmış olduğu taş sütunlarda yıpranma nedeniyle okunamadığı bilgisi bulunmaktadır.

3- Yukarda da değinmiş olduğumuz gibi birçok bölgeyi hakimiyetine almış ve buraları merkezi yöntemde toplamayı başarmıştır. Fethettiği yerleri merkezi bir yönetimle yönetmiştir.

4- Resmi yazışma düzenini kurmuş ve yönettiği yerde resmi yazışmalar yapmıştır.

5- Posta Teşkilatını yönettiği yerlerde kullanmıştır. (İran bölgesinde başlatılan posta teşkilatını yönettiği yerlerde uygulamıştır) Bütün meskenlere ve yerleşim yerlerine numaralar vermiştir. Postanın verilen adrese tam olarak ulaştırılması ilk bu dönemde olmuştur. Eve teslim sistemi diyebiliriz.

6- Bilimsel ve mimari açıdan tarihte çok önemli bir yere sahip olan Babil Kulesini yaptırmıştır.

7- Polis teşkilatı kurmuş ve yerleşim yerlerinde asayişi bu teşkilat yapmıştır. Bütün olaylara müdahale eden birlikler oluşturmuş ve suç işleyen kişiler yine kurulmuş olan mahkemelerde yargılanmıştır. Yargılamada “Hammurabi Kanunları” uygulanmıştır.

8- Ayrıca çok iyi de belediye teşkilatı da kurmuştur. Ve belediye yöneticisini kendisi atamıştır. Belediyenin yaptığı işler neredeyse günümüzde belediyenin görevine giren işlerle aynıdır.
Devamını Oku »

18.07.2017

Mâun Sûresi Arapça Yazılışı,Okunuşu ve Anlamı

Bu yazıda maun suresinin arapça yazılışını ve okunuşunu ayrıca maun suresinin Türkçe meali ve yazılışını öğrenebilirsiniz!..
Mâun Sûresi Okunuşu ve Anlamı
Mâun Sûresi Arapça Yazılışı
Maun Sursinin Okunuşu :
Bismillahirrahmânirrahîm.
1- Era'eytellezî yükezzibü biddîn
2- Fezâlikellezî, yedu'ulyetîm
3- Velâ yehüddü alâ ta'âmilmiskîn
4- Feveylün lilmüsallîn
5- Ellezîne hüman salâtihim sâhûn
6- Ellezîne hüm yürâûne
7- Ve yemne'ûnelmâ'ûn


Maun Sursinin Anlamı :
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
1- Gördün mü o dine yalan diyeni?
2- İşte yetimi itip kakan odur!
3- Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
4- Fakat veyl o namaz kılanlara ki,
5- Namazlarında yanılmaktadırlar.
6- Onlar ki, gösteriş yaparlar.
7- Ve yardımlığı sakınır (zekatı ve fitre vermezler).
Devamını Oku »

16.07.2017

Bühtan Nedir,Bühtan Günahlar Nasıl Affolur?

Bühtan Günahlar Nasil Affolur
Bühtan Nedir,Bühtan Günahlar Nasıl Affolur?
Bühtan kelimesi ile iftira kelimesi aynı anlamdadır.Sözlükte "yalan söylemek, uydurmak, asılsız isnatta bulunmak gibi" anlamlara gelen iftira(buhtan), ahlâk terimi olarak bir kimseye işlemediği bir suçu üzerine atmak demektir.
Hukuk ve ahlâkta iftira yerine daha çok ifk ve bühtân terimleri, zina iftirası için de kazf kelimesi kullanılır. Kur'ân'da iftira ve aynı kökten gelen kelimeler elli dokuz yerde geçmektedir.
Bu âyetlerden birinde Allah'ın, kendisine ortak koşma dışında dilediği kimselerin bütün günahlarını bağışlayacağı ifade edildikten sonra, "Allah'a ortak koşan kimse yanlış bir inanç uydurup büyük günah işlemiş olur" denilmektedir (Nisâ, 4/48).
Bir diğer âyette ise "Kim bir hata yapar veya kasıtlı günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa büyük bir bühtan ve apaçık bir günah işlemiş olur" (Nisâ, 4/112.) buyrulmak suretiyle iftiranın ne denli büyük bir günah olduğuna dikkat çekilmiştir.

Hadislerde, büyük günahlar arasında, kötülükten habersiz iffetli bir kadına zina iftirasında bulunmak da sayılmıştır (Buhârî, Vesâyâ, 23). Mü'minleri kötü huy ve davranışlardan uzak tutma gayreti içinde olan Hz. Peygamber onları iftira konusunda da uyarmış, iftiranın insanın âhiret hayatını iflasa götürecek olan kul hakları arasında yer aldığını belirtmiştir (Müslim, Birr, 60).

İslâm'da iftira haram kılındığı gibi asılsız olması muhtemel haberler doğruymuş gibi kabul edilerek bunları araştırmadan inanmak da yasaklanmıştır (İsrâ, 17/36; Hucurât, 49/6). 

Arapça'da "bühtan" kelimesi, bir kimsenin büyüklenerek, arkadaşının yüzüne söylemiş olduğu yalandır. Kelimenin asıl manası, bir kimse şaşakaldığında Arapların söylemiş olduğu tabirine dayanmaktadır.

Buna göre "bühtan", büyüklüğünden dolayı insanın şaşakaldığı bir yalandır. Ayrıca, gerçek dışı ve batıl olmasından dolayı şaşakalınan her batıl şey, bühtan diye isimlendirilmiştir. "Onda olmayan bir şeyi kardeşinin yüzüne karşı söylediğinde ona bühtanda bulunmuş olursun." hadisi de bu köktendir. (bk. Razi, Mefatih, Nisa 20. ayetin tefsiri)

Günlük dilde iftira yaygın olmakla birlikte, hukuk ve ahlâkta daha çok ifk ve bühtan terimleri, zina iftirası için de kazf kelimesi kullanılmaktadır.

Kur'an’da Bühtan kelimesi “iftira, asılsız iddia” manasında kullanılmıştır. (bk. Nisa 4/20, 112, 156; Nur 24/16)

Fahreddin er-Râzî, Nisâ sûresinin, “Kim bir hata yapar veya kasıtlı günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa büyük bir bühtan ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.” mealindeki 112. ayetinde geçen bühtan kelimesini, “Din kardeşine kendisinde bulunmayan bir kusur ve kötülük isnat etmendir.” diye açıklar. (Mefâtîhu’l-Gayb, ilgili ayetin tefsiri)

Kötü sözler, bir Müslümana asla yakışmaz. Dolayısıyla ister namusa ve şerefe yönelik olsun isterse başka bir nedenle olsun, her türlü hakaret, iftira ve küfürden dolayı, Yüce Allah'a tövbe edilmesi gerekir. Çünkü Allah'ın yasakladığı bir iş yapılmıştır. Ayrıca kul hakkına girdiği için de ilgili kişilerle helalleşilmelidir. Çünkü, bir kul hakkı çiğnenmiştir.

İnsanın namus ve şerefine yönelik ifadeler, bunları söyleyen kişinin niyetine ve toplumda algılanan duruma göre değişebilir. İftira amacıyla söylenirse veya toplumda bu şekilde algılanıyorsa iftira; hakaret amacıyla söylenirse veya toplumda böyle algılanıyorsa küfür ve hakaret olur.Kısacası hiçbir şekilde söylenmesi doğru olmayan o lafızları telaffuz eden insan günah kazanır.
Devamını Oku »