Sayfalar

Ne Aramıştınız?

14.06.2018

Arefe Günü Mesajları I Arefe Günü Sözleri

Bu gün arefe, diğer adıyla arife günü. Dost, akrabağ, arkadaş ve tüm sevdiklerinizin arefe gününü arefe günü mesajlarıyla kutlayabilir, onları bu mubarek günde sevindirebilirsiniz. Bu en güzel arefe günü mesajlarını sizler için derledik.
arefe-gunu-sozleri-mesajlari

Arefe Günü Mesajlari - Arefe Günü Sözleri
Tüm yürekler sevinç dolsun, umutlar gerçek olsun, acılar unutulsun, dualarınız kabul ve arefe gününüz mübarek olsun.

Hayatınızdaki tüm bekleyişlerin arefe günü bayramı beklediğiniz gibi olması dileklerimle.

Sizlere en güzel ve coşkulu olan bayramları müjdeleyen bugünde en güzel bayramlara erişebilmeniz duasıyla. Arefe gününüz kutlu olsun.

Bir avuç dua, sıcak bir mesaj, bir kucak sevgi, kapatır mesafeleri birleştirir gönülleri kalbiniz nur, haneniz huzur dolsun. Arefe Gününüz Kutlu Olsun.

Küskünlerin barıştığı, sevenlerin bir araya geldiği, rahmet ve şefkat dolu günler dileğiyle. Arefe gününüz kutlu olsun.

Bayramlar berekettir,umuttur,özlemdir.Yarınlar niyettir ve duaların kabül olsun , sevdiklerin hep seninle olsun Arefe gününüz mübarek olsun.

Kalpler vardır sevgiyi paylaşmak için, insanlar vardır yalnız kalmamak için, özel günler vardır dostluğu paylaşmak için. Arefe gününüz kutlu olsun.

Sadece çocukların değil, tüm insanlığın adeta çocuk heyecanı ile bayramı beklediği günlerin sonuncuna geldik. Arefe gününüz kutlu olsun. Arefe gününüz kutlu olsun.

Bugünün feyiz ve bereketi üzerinizden eksik olmasın. Niyetleriniz makbul, amelleriniz kabul olsun. Arefe gününüz kutlu olsun.

Sevdiklerinizle birlikte unutulmaz bir bayram yaşamanız dileklerimle. Arefe gününüzü ve şimdiden bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım.

Heyecanla bayramı gözlediğimiz bugünde son orucunuz kabul, bekleyişleriniz hayırlara vesile olsun, arefe gününüz kutlu olsun.

Sevdiklerin hep yanında olsun, yüzün ve gülün hiç solmasın. Yüreğine damla damla umut, günlerine bin tatlı mutluluk dolsun. Arefe gününüz kutlu olsun.

Dostlukların birleştiği, kardeşliğin hiç bitmediği, nice güzel bayramları muştulayan Arefe gününüz mübarek olsun.

Dostluğu, sevgiyi ve geleceği… Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı… Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz günler olsun. Arefe gününüz kutlu olsun.

Bu mübarek ayda, kainatın yaratıcısı ve alemlerin Rabbi bağışlayıcı ve acıyıcı yüce Allah tüm dualarınızı kabul etsin. Arefe gününüz mübarek olsun.

Hayır kapılarının sonuna kadar açık, kaza ve belaların bertaraf olduğu günde yaşadığınız tüm sorunları alıp götürmesi dileğiyle. Arefe gününüz kutlu olsun.

Yüzünüzün ay gibi parlak ve bayram edeceğiniz günlerin hiç bitmemesi duasıyla, Arefe gününüz kutlu olsun.

Her şeye kadir olan Yüce Allah, bizleri, doğru yoldan ve sevdiklerimizden ayırmasın! Hayırlı ve bereketli arefe dileğiyle.

Her gününüzün bayramı muştulayan arefe günü gibi olması duasıyla...

Güzellik, birlik, beraberlik dolu, her zaman bir öncekinden daha güzel ve mutlu bir gün diliyoruz. Büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden öpüyoruz. Arefe gününüz kutlu olsun.

Kalpler vardır sevgiyi yaşatmak için, insanlar vardır dostluğu paylaşmak için ve bayramlar vardır sevgi ile kucaklaşmak için. Arefe gününüz mübarek olsun...

Arefe gününde vefat eden yakınlarımızın belki de en çok ziyaret edildiği bu günlerde sizlerin de sevenleriniz hiç eksik olmasın. Gününüz kutlu olsun.

Allah’tan mağfiretin istendiği bugünlerde hepimizin affa mazhar olması Duasıyla.. Arefe gününüz kutlu olsun.

Bugün kulların bayram sabahına günahsız ve temiz olarak çıkacaklarını müjdeledikleri bir gündür. Hayırlı olsun.

Yüreğine damla damla umut, günlerine bin tatlı mutluluk dolsun. Sevdiklerin hep yanında olsun, yüzün ve gülün hiç solmasın. Arefe gününüz kutlu olsun.

Bugün Arefe! Mükafatından mahrum kalmayalım…

Arefe gününüzü kutlar, sevdiklerinizle birlikte nice güzel günlere erişmenizi Allah’tan niyaz ederiz.

Adaletin terazisi, varlığın yaratıcısı, merhametin tek göstergesi olan yüce yaratan Allah hayırlı dualarda bulunan müminlerinin dualarını kabul eder. Arefe gününüz kutlu olsun.

En güzel bayramlara hep birlikte sağlıkla ve huzurla erişebilmek duasıyla.. Arefe gününüz mübarek olsun.

Bayramları müjdeleyen arefe günleri ne kutlu zaman dilimleridir. Hayırlı olsun.

Arefe gününüzün en güzel bayramları sizlere ulaştırması duasıyla. Gününüz mübarek olsun.

Devamını Oku »

3.06.2018

Bayram Namazı Nasıl Kılınır? (Tablo Halinde)

Bu gün sizlere; bayram namazı nasıl kılınır tablo halinde,bayram namazı nasıl kılınır kısaca,bayram namazı nasıl kılınır video ve resimli olarak,bayram namazının kılınışı kısaca özet halinde,bayram namazının kılınışı maddeler halinde anlatacağız.

bayram-namazi-nasil-kilinir

bayram-namazi-kilinisi-kisa-anlatim

bayram-namazi-nasil-kilinir-tablo-halinde

bayram-namazi-kilinisi-kisaca

bayram-namazinin-kilinisi

bayram-namazi-nasil-kilinir-tablo

bayram-namazi-nasil-kilinir-tablo

ramazan-bayarami-namazi-nasil-kilinir

Bayram Namazının Kılınışı Birinci Rek'at:
1- Cemaat düzgün sıralar halinde imamın arkasında yer alır ve "Niyet ettim Allah rızası için Ramazan yada Kurban Bayramı namazını kılmaya, uydum imama" diye niyet eder.

2- İmam "Allahu Ekber" deyip ellerini yukarıya kaldırınca. Cemaat de "Allahu Ekber" diyerek ellerini yukarıya kaldırıp göbeği altına bağlar.

3- Hem imam, hem de cemaat gizlice "Sübhaneke"yi okur. Bundan sonra üç kere tekbir alınır. Tekbirlerin alınışı şöyledir:

Birinci Tekbir: imam yüksek sesle, cemaat da onun peşinden gizlice "Allahu Ekber" diyerek (iftitah tekbirinde oldugu gibi) ellerini yukarıya kaldırıp sonra aşağıya salıverirler. Burada kısa bir süre durulur.

İkinci Tekbir: ikinci defa "Allahu Ekber" denilerek eller yukarıya kaldırılıp yine aşağıya salıverilir ve burada da birincide oldugu kadar durulur.

Üçüncü Tekbir: Sonra yine "Allahu Ekber" denilerek eller yukarıya kaldırılır ve aşağıya salıverilmeden bağlanır.

4- Bundan sonra imam, gizlice "Euzü Besmele", açıktan Fatiha ve bir sure okur .(Cemaat bir şey okumaz, imamı dinler)

5- Rüku ve secdeler yapılarak ayağa (ikinci rek'ata) kalkılır ve eller bağlanır.

Bayram Namazının Kılınışı İkinci Rek'at:
6- imam gizlice Besmele, açıktan da Fatiha ve bir sure okur. Sure bitince imam yüksek sesle, cemaat da içinden (birinci rek'atta oldugu gibi) üç kere daha tekbir alır, üçüncü tekbirden sonra eller bağlanmadan, dördüncü tekbir ile rükua varılır,.sonra da secdeler yapılarak oturulur.

7- Oturuşta. İmam ve cemaat, Ettehiyyatü. Allahumme salli, Allahumme barik ve Rabbena atina... duasını okuyarak önce sağa, sonra sola selam verip namazı bitirirler. Namazdan sonra hutbe okunur. Kurban bayramı namazının kılınışı da bunun gibidir. Sadece niyeti değişiktir.

Allah kıldığınız namazları kabul etsin inşallah.

Devamını Oku »

20.05.2018

Oruçluyken Lazer Epilasyon Yaptırılır mı-Diyanet

Oruçluyken lazer epilasyon yaptırılır mı?,iğneli epilasyon orucu bozar mı?,oruçluyken epilasyon yapılırmı diyanet?,diyanet lazer epilasyon,lazer epilasyon gusül gerektirir mi?..soruları,sormuş olduğunuz sorulardan sadece bir kaçı.Bu yüzden bizde tüm bu soruların cevaplarını genel anlamda hepsine tek tek yanıt bulacağınız şekilde cevapladık.Rabbim tuttuğumuz oruçları kabul etsin inşallah...
lazer-epilasyon-yaptirmak-orucu-bozar-mi
Çok şükür bir Ramazan ayına daha girdik. Orucu bozan durumlar nelerdir şimdiden araştırılmaya başlandı. Temizliğine ve hijyene önem veren bakımlı kadınlar ise en çok ağda yapmak ve lazer epilasyon orucu bozar mı sorusunu merak ediyor. Peki bu konuda Diyanet İşleri fetva verdi mi?İşte merak edilen bu sorunun yanıtı...

Yeni teknolojinin getirdiği lazer epilasyon da ağda işlevini gören faydalı bir uygulama. Oruç tutulan Ramazan ayında kaş almak ağda yapmak orucu bozar mı ve lazer epilasyon orucu bozar mı soruları Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınladığı fetva ile yanıt buldu. Diyanet İşleri'nden yapılan açıklamaya göre ağda yapmak, yaptırmak ve lazer epilasyon uygulaması orucu bozmuyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı merak edilen konuyla ilgili şu fetvayı yayınladı: 
"Vücuttaki kılların hangi yolla olursa olsun alınması orucu bozmaz. Çünkü oruç, bir şey yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktan dolayı bozulur. Kıl almak veya aldırmak bunların kapsamında olmadığından orucu bozmaz. Burada şu husus da belirtilmelidir ki, kadının erkeğe karşı avret mahalli eller, ayaklar ve yüzü hariç tüm bedenidir. 
Kadının kadına karşı avret mahalli, diz kapağı ile göbek arasıdır. Zaruret ve ihtiyaç olmadan bu yerlerin dışındaki bölgelerin başka kadınlara veya erkeklere gösterilmesi caiz değildir. 
Bu itibarla ağda veya lazerle epilasyon yaptırmak isteyen kişinin, erkek olsun kadın olsun yabancı bir kişiye avret mahallini açması helal olmadığı gibi, bu işlemi uygulayan kişinin de bu kısma bakması ve dokunması helal değildir (Merğînânî, el-Hidâye, VII, 187,194-195)."

Sadece deriye ışın salımı gibi bir yöntemle yapılan işlemden ötürü oruç bozulmaz. Bedenin bir bölümünün görülmesi de orucu bozmaz.
Bayanın diz kapağı ile göbek deliği arasındaki bölgenin tüy alımı gibi bir gerekçe ile bir başkası tarafından görülmesi asla caiz değildir. Bu durum,oruç konusundan çok daha önemlidir. Hayırlı Ramazanlar.

Devamını Oku »

18.05.2018

Teravih Namazı Müezzinliği Nasıl Yapılır?

teravih-namazi-muezzinligi-nasil-yapilir-resim
Teravih namazı müezzinliği nasıl yapılır video konulu internette bir çok video var ama videolarda hocalar teravih namazından başka her şeyi anlatmışlar ben o videolardan hiç bir şey anlayamadım bu yüzden sizlere teravih namazı müezzinliği nasıl yapılır yazılı olarak anlatacağım.
Aşağıda ilk başlıkta yer alan yazıda açıklamalı bir şekilde anlatılıyor,ikinci başlıkta ise sırasıyla hangi dualar okunacak neler söylenecek açıkça anlatılıyor.Her ikisi ile pratik yapıp kolayca öğrenebilirsiniz.

Teravih Namazı Müezzinliği Yapılışı
Cumada olduğu gibi teravih namazının müezzinliğini de maddeler halinde yazacağım. İnşallah faydalı olur.

1- Yatsı ezanından sonra Ezan duası
Ezan Duası

2- Hemen ardından yatsı namazının ilk sünneti için salavat-ı şerif
Salavat-ı Şerif

3- Cemaat ve imam sünneti bitirince Yatsı namazı için Kamet
Kamet

4- Yatsı namazının farzı bitince, aşağıdaki dua
"Allahümme entesselamü ve minkes-selamü tebarekte ya zel-celali vel-ikram"

5- Yatsı namazının son sünneti de bitince şu nakaratı okunur
"HABİBİMİZ MUHAMMEDE SALAT İLE SELAM OLSUN
ONA İZZET, İKRAM İLE TERAVİHE GIYAM OLSUN."
deyip hemen ardından "Allahümme salli ala seyyidine ve nebiyyine Muhammed, Salati Teravihe niyet."

6- Her iki rekatta bir selam verilecek, bu selamlar arasında 2., 6., 10., 14. ve 18. selamlarda "Allahümme salli ala seyyidine ve nebiyyine Muhammed" denilir.

7- Her 4 rekatta da (4., 8., 12., 16. ve 20. rekatlar) şu salavat okunur;
"ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNE MUHAMMEDİN İNNE BİL ÜMMİYYİ VE ALA ELİHİ VE SAHBİHİ VE SELLİM."

8- Teravihin sonunda bu salavat 3 kez daha yavaş bir makamda tekrar edilir, sonrasında ise Euzu Besmele çekiler ve bir dua ayeti okunur.

9- Hafi olarak kısa bir dua edilir ve "Allahümme salli ala seyyidine ve nebiyyine Muhammed, Salati Vitre niyet",denilerek Vitir namazına davet edilir.


10- Bundan sonrası ise diğer namazlarda olduğu gibidir. 


Teravih Namazı Müezzinliği
Ezan sonrası cemaati namaza kaldırmak için: 
“Allâhümme salli alâ Muhammediv ve alâ âli Muhammed”,denir ve ardından;
" ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER EŞHEDÜ ELLA İLAHE İLLALLAH EŞHEDÜ ELLA İLAHE İLLALLAH EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDER’ RASÜLULLAH EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDER’ RASÜLULLAH HAYYE ALAS-SALEH HAYYE ALAS-SALEH HAYYE ALEL-FELAH HAYYE ALEL-FELAH KAD KAMETİS’SALETÜ KAD KAMETİS’SALEH ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER LA İLAHE İLLALLAH " okunur.

Ardından "ALLAHÜMME ENTESSELAMÜ VE MİNKESSELAM. TEBAREKTE YAZEL CELALİ VEL İKRAM." ve "SUBHANALLAHİ VEL HAMDÜ LİLLEHİ VELE İLEHE İLLALLAHÜ VALLAHÜ EKBER. VELA HAVLE VELA GUVVETE İLLE BİLLEHİL ALİYYİL AZİM. ALLAHÜMME SALLİ ALA MUHAMMED SALATÜ TERAVİHE NİYET" okunur.

Teravih namazı bittiğinde: "Eûzü_billâhi_mineş_şeytânir_racîm Bismillâhir_rahmânir_rahıym “Rabbena amenna bi ma enzelte vetteba'ner rasüle fektübna meaş şahidin.” denir ve ardından "ALLAHÜMME SALLİ ALA MUHAMMED SALATÜ VİTRE NİYET" denilerek,"ALA RASULİNE SALÂVAT. SUBHANALLAHİ VEL HAMDÜ LİLLEHİ VELE İLEHE İLLALLAHÜ VALLAHÜ EKBER. VELA HAVLE VELA GUVVETE İLLE BİLLEHİL ALİYYİL AZİM. SUBHANALLAH – ELHAMDÜLİLLAH – ALLAHÜ EKBER" okunur.

Ardından "LAİLAHE İLLALLAHÜ VAHDEHÜ LA ŞERİKELEH. LEHÜLMÜLKÜ VELEHÜLHAMDÜ VEHÜVE ALA KÜLLİ ŞEY’İN GADİR. SÜBHANE RABBİYEL ALİYYİL A’LEL VEHHEB." okunur.


Devamını Oku »

16.05.2018

Bilerek Oruç Tutmamanın Cezası Nedir?

bilerek-oruc-tutmamanin-cezasi
Mazeretsiz yani bile bile oruç tutmamanın (keyfi olarak oruç tutmamanın cezası) büyüktür.Bilerek oruç tutmayan,günlerin uzunluğunu bahane edip oruçtan kaçan bir kişi 61 orucu tutarsa şayet,bu günahtan kurtulabilir.

Mazeretsiz Oruç Tutmamanın Cezası
Ramazan ayında oruç tutmak bütün Müslümanlar için farzdır. İslam’ın şartları arasında yer alan oruç, mazeretli olarak tutmayanlara ne tür ceza bulunuyor gibi çeşitli birçok soru ve farklı cevaplar bulunmaktadır. Ancak herkes oruç tutamamakla birlikte sağlık sorunları yaşayanlar mazereti olanlar arasına girerek oruç tutamamaktadır. Bu kişilerin oruç tutması farz olmasa da yine de istenen bir takım hususlar bulunmaktadır.

Mazereti olanlar yani hastalık nedeni ile oruç tutamayan kişiler şayet oruç tutmaya kalkışırlar ise hastalıklarından dolayı şifasını geciken, sağlık sorunu artan ya da oruçtan dolayı daha kötü olan kişiler oruçlarını bozmaları caizdir. Eğer hastalık geçici bir hastalık ise hastalık bittikten sonra oruçlarını kaza edebilir. Şayet hastalık geçici olmayıp ömür boyu olan bir hastalık ise mazeretli olup oruç tutamayanlar fidye vermelidir. İbadet yapamayan bir birey, hastalığından ya da farklı sebeplerden dolayı buna karşılık olacak şekilde bedel ya da mal verirse buna fidye denmektedir.

Fidyenin karşılığı olarak fitre kadar hizmet vermelidir. Mazeretli olan kişiler tutamadıkları oruç kadar fakiri doyurmalıdır. Bu anlamda 30 gün olacak oruç için ya 30 fakiri bir günde doyurmalıdır. Ya da bir fakiri 30 gün boyunca doyurmalıdır. Eğer daha fazlasını yaparsa kişi için daha hayırlı olacaktır. Bunu en açıkça Bakara suresinin 184. Ayetinde görebilirsiniz.

Dinimiz oruç tutmakla sıkıntı ve meşakkat içine giren kişilere yönelik oruç tutmama ruhsatını vermiştir. " Hasta veya seyahatte olan, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez" (2/185 ) ayeti, fukahanın sıkıntı ve meşakkat illetini çıkardıkları delildir. 



Yalnız sıkıntı ve meşakkatlerin tespitinde ferdî ve subjektif yorumlar dinde laubaliliklere kapı açabilir. Yolculuk, hastalık, hamilelik, süt emzirme, yaşlılık ve en genel anlamda güç yetirememe gibi mazeretler bu çerçevede örnek olarak sıralanır. Fakat son tahlilde bunlar da subjektif yorumlara konu olacak şeylerdir. İbadetlerde esas olan iradedir. İradenin elden alınması cebir ve zorlama demektir ki böyle bir şeyi hele ibadetlerde İslam'ın kabullenmesi imkânsızdır.

Ramazanda bilerek oruç tutmamak kefaret gerektirir mi?
Bütün bunlara rağmen bir Müslüman keyfî olarak bilerek Ramazan orucunu tutmaz ise ne yapacaktır? Kaza mı kefaret mi? Hanefi ulemasının yaklaşımı şudur: Kefaret, (halk arasında '61 orucu ' olarak bilinir) oruca niyetlenip mazeretsiz yere bozmanın cezasıdır. Baştan oruca hiç niyet edilmezse kefaret değil, bir gün kaza tutulur. Hukuk mantığı ve oruçla alakalı sair hükümlerle birlikte bakıldığında tutarlı bir usul gerçekten böyle demeyi gerektirir. 

Ama aynı ulema bunu dedikten sonra ahlaki olarak da şunu ilave ederler: Efendimiz'e isnat edilen bir beyana göre mazeretsiz yere tutulmayan Ramazan orucunun sevabını almak için, içinde Ramazan olmayan bir yıl kaza tutulsa o sevaba yine de nail olunamaz.

Burada hiç de yabana atılmayacak bir başka yaklaşımı ifade etmek isterim. Kefaret, orucu mazeretsiz bozmanın değil, Ramazan ayına ve orucuna gösterilen saygısızlığın dünyevi cezasıdır. Çünkü Ramazan ile oruç, birbirinden zaten ayrılmayan bir ikilidir. O halde niyet etsin veya etmesin Ramazan'da mazeretsiz yere oruç yiyen, bu hürmetsizliği yapmıştır ve kefaret orucu tutması gerekir. Ramazan'da mazeretsiz oruç bozan birkaç defa olsa, bir kefaret orucunun yetmesi bu görüşü desteklemektedir. Çünkü kefaret, oruç bozmaya verilen ceza olsaydı, her bozulan oruç için ayrı kefaret tutmak gerekirdi.

Bu görüşlerden hangisi esas alınırsa alınsın, son tahlilde ittifakla değişmeyen gerçek şudur: Mazeretsiz Ramazan orucunu tutmama büyük bir günahtır. İbadetlerde esas olan ise ihtiyattır. Tahkiki imanı elde eden Müslüman'ın, Ramazan orucunu mazeretsiz yere tutmaması bırakın düşünmeyi hayal dahi edilemez.

Oruç tutmak Müslüman olmanın bir şartıdır. İslamı kabul eden, kendisini Müslüman olarak gören ve "Elhamdülillah Müslümanım" diyen bir insanın Ramazan orucunu tutması, her şeyden önce Allah'a verdiği sözü yerine getirmesidir.Bile bile oruç tutmamak kendine müslümanım diyen bir kişiye yakışmaz.

Müslüman, "teslim olmak, selamette bulunmak" demektir. Kendisini bütünüyle göklerin ve yerin Sahabine teslim eden bir Müslümanın Ramazan girer girmez bu teslimiyetin bir gereği olarak oruç ibadetine önem verir, kulluğunu yerine getirir. Bunun aksini düşünmek, sağlığı, sıhhati yerinde olduğu halde Ramazan orucunu ihmal etmek, bir kere Ramazan'ın feyzinden, bereketinden, manevi kazancından mahrum kalmaktır. Ama asıl kayıp, tutulmayan orucun yerini hiçbir şeyin dolduramamasıdır. Peygamberimiz (sav) bu durumu şöyle ifade ediyor:

"Kim Ramazan'da özürsüz ve hasta olmaksızın bir gün oruç yerse, bütün sene boyunca oruç tutsa onu yerine getirmiş olmaz." (et-Tergîb Vet' -Terhîb, 2:452)

Hiçbir mazereti olmadığı halde kasten-bilerek orucunu bozan bir kimse altmış gün kefaret orucu tutarak borcunu ödemiş olsa bile, bozmuş olduğu orucun sevabını bir daha elde edemez. O fazileti bulamaz. Çünkü vaktinde yapılan bir ibadetin sevabına, faziletine kazası yapılmakla ulaşmak mümkün olmaz.

Meselenin bir de ahiret boyutu var. Yani uhrevi cezası söz konusudur. Sevgili Peygamberimiz (sav)'in oruç tutmayanın ahiretteki cezasını şöyle anlatıyor:

"Ben uyuyorken, iki adam geldi, iki koltuğumdan tutarak çıkması zor bir dağa götürdüler ve: "Buraya çık" dediler.

Ben de: "Çıkamam" deyince: "Biz onu sana kolaylaştırırız" dediler. Bunun üzerine dağa çıkmaya başladım. Ortasına gelince aniden kuvvetli sesler duyuldu.

Ben, "Bu sesler nedir?" deyince: "Cehennem halkının feryadıdır" dediler.

"Tekrar gitmeye başladık. Bir de gördük ki avurtları yarılmış, bu yarıklardan kanlar akan, ayakları bağlanmış bir topluluk!" Ben, "Bunlar kim?" dedim. "Oruçlarını vaktinden önce yiyenler (oruç tutmayanlar)" dediler. (et-Tergîb Vet' -Terhîb, 2:453)

Bu kayıpları yaşamamak, bu cezalarla karşılaşmamak için, maddi manevi yüzlerce faydası olan orucu ihmal etmemeli, kulluğun zevkine varmalıdır.

Hazret-i Mevlana'nın orucu: Oruç anası keremlerde bulundu, çocuklarına geldi, kavuştu. Çocuğum! Fırsatı kaçırma, oruç ananı sıkıca tut, bırakma! Oruç anasının güzel yüzünü seyret! Onun lütuf sütünü em! Onun yurdunu yurt edin! Orucun kapısında otur! Rıza çölüne bak, Allah'ın ilkbaharını seyret! Oruç nergisleri ile dolu olan can cennetini müşahede et! Ey gonca! Sen çok güçsüzsün. Gelişmemişsin. İpte oynayan bahar cambazı gibi sıçra, oruç çemberinden geç! Ey gül! Kanlara batmışsın, hal böyle iken, neden gönlün hoş, neden gülüp duruyorsun?

Yoksa Halil'in İshak'ı mısın ki, oruç hançerinden hoşlanıyorsun? Neden ekmeğe aşıksın? Bahar mevsiminde gençleşen dünyayı seyret! Oruç harmanından can buğdayı satın al!

Mazeretsiz oruç tutmamak günahtır, İslamî değerlerin sosyal ağırlığının bulunduğu yerlerde bu davranış ayıp da sayılır. Günahlara ve ayıplara karşı toplumun tepki göstermesi tabiidir ve kaçınılmazdır, ancak bu tepkinin amacı, nefret ettirmek, insanı mesela günahkâr iken kâfir (inkârcı) kılmak, toplumun düzenini bozmak ve fitne çıkarmak değil, irşat ve ıslah etmek, düzeltmek, eğitmek, yola getirmek, sevdirerek benimsetmek olmalıdır.

Orucu açıkça, göstere göstere yiyenlere karşı bazı zamanlarda ve mekânlarda aşırı tepki gösterildiği, mesela bunların oruç tutanlar tarafından dövüldüğü medyada ileri sürülüyor. Bunun yaygın olmadığı açık bir gerçek; çünkü oruç tutmayanların onda biri bile oruç tutanlar tarafından dövülseydi ülkemizde her gün binlerce vak'a meydana gelirdi. Nadir de olsa aşırı tepkiler bulunabilir, bu tepkilerde oruç tutanların kusurları da bulunabilir, ancak meşhur deyişle "Hırsızın hiç suçu yok mudur?" Hatta bazıları sırf hadise çıksın, İslâm'ın ve Müslümanların imajı çirkin görünsün diye tertip ve tahriklerde bulunmuş olamazlar mı? Bu sorulara cevap teşkil eden bir hikâye bir de şiir nakletmek istiyorum:

Yahudi'nin biri mahallelerde dolaşıp incik boncuk, şeker, sakız vb. şeyleri, mal karşılığı satıyor ve Müslümanları kandırıyormuş. Akıllı bir Müslüman çocuk durumun farkına vararak arkadaşlarını uyarmaya kalkışınca Yahudi satıcı, çocuğu çaktırmadan çimdiklemiş, canı acıyan çocuk ağlamaya başlayınca da ondan daha yüksek sesle kendisi ağlamış, gürültüye büyükler gelmişler, Yahudi çocuğun ağzını açmasına fırsat vermeden "Bu çocuk beni çimdikledi" diye şikâyette bulunmuş, çocuk bir tokat da büyüklerden yemiş, ağlayarak evinin yolunu tutmuş, bir daha aklını kullanmamaya azmetmiş.


Allah oruç tutanlara kolaylıklar eylesin,tuttuğunuz oruçları da kabul eylesin inşallah.Amin.

Devamını Oku »

12.05.2018

Nevruz Bayramı (nevroz) Kutlamak Haram mı?

Bu gün sizlerle; Nevruz kutlamak haram mı?,Nevruz kutlamasını kimler yapar?,Nevruz bayramı nedir?, Nevruz dini bir bayram mıdır?, Nevruz nedir?, Nevruz kutlamak caiz mi diyanet?, Nevruz kutlamak caiz mi sorularla islamiyet... sorularının cevaplarını paylaşacağız.
nevruz-nevroz-kutlamak-haram-mi
Nevruz yeni gün demektir. Eski İranlıların yılbaşı olarak bildikleri günün adıdır. Nevruz, güneşin hamel (kuzu) burcuna girdiği gün olup, Milâdî Mart’ın 22’sine denk gelir. Nevroz günü,ilkbaharın başlangıcı, bitkilerin toprak yüzüne çıktığı, ağaçların yeşerdiği, hayvanların inlerinden, kuşların yuvalarından çıkıp dünyayı şenlendirdiği bir gün olarak bilinir. Bugün İran ve Irak’ta halen bayram olarak kutlanır.

Nevruz’un dinî bir mahiyeti olmamakla berebar, mahlûkatın yeryüzünü canlandırıp şenlendirdiği gün olduğu için  “bayram” havası yaşanır. Bugünün nasıl, ne şekilde ve nerede, kim tarafından tespit edilip bir bayram şekline getirildiği hususunda farklı görüşler vardır. Bazı rivayetlerde Cenab-ı Hakk'ın âlemi ve Hz. Âdem (as)’i yarattığı gün olarak bilindiği gibi, şöyle bir rivayet de vardır:

"İran sultanlarından Cemşid, dünyayı dolaştıktan, Azerbaycan’ı beğenip oraya bir taht kurduktan sonra sırtına süslü bir elbise giyip, başına da mücevherlerle işlenmiş bir taç koyup tahta oturdu. Güneş doğup, taca yansıyınca etrafı ışıklandırdı. Halk bu günü mesut bir gün sayarak sevindiler, o günü apayrı bir gün bilerek “Nevruz” dediler. Büyük şenlik yapıp ondan sonra her sene bu merasimi tekrarladılar. Buna “Nevruz-i amme” denilir."

“Nevruz-i hassa” ise, “nevruz-i amme”den altı gün sonradır. O gün Cemşid tahta oturup devlet erkânına şöyle dedi:

“Cenab-ı Hak hepimizi yoktan var ederek, akıl ve fikirle diğer hayvanlardan mümtaz kıldı. Bu sebeple hepimize lâzım ve lâyık olan temiz su ile yıkanıp Allah’ın dergâhına secdeye kapanarak şükredelim. Sonra bu günü ve bu usülü yapmaya dikkat etmenizi isterim.”

"Cemşid’in bu isteği kabul edilerek ondan sonra her sene, iki nevruz arasında kalan bu altı gün kutlandı. O gün, kral herkesin arzusunu yerine getirir, millet bayram ederdi."

"Daha sonra bu âdet Selçuklular ve Osmanlılarda da devam etmiştir. Hattâ Osmanlı şairleri Ramazan, bayram, bahar ve kış vesilesiyle olduğu gibi, “Nevruz” için de kasideler yazar,“Nevruziye” adını verdikleri bu kasideleri takdim ettikleri devlet adamlarından “câize hediye” alırlardı. Yine Osmanlılar zamanında Nevruz’da değişik bir tatlı yapılarak başta saray erkânı olmak üzere halka dağıtılırdı."

Bugün de yurdumuzun bazı bölgelerinde “Hıdırellez” gibi "Nevroz" günü de kutlanmaktadır.
Bediüzzaman Hazretleri de Nevruz gününe ayrı bir ehemmiyet verirdi. Talebelerinden Muhsin Alev bu hususta şöyle bir hatırasını anlatır:

“Üstad gezmeyi, bilhassa bahar ve yaz aylarında kırlarda dolaşmayı çok severdi. Mahlûkatla, mevcudatla baş başa kalıp derin derin tefekkür ederdi. İstanbul’da Nevruz günü kıra giderken bizi de yanında götürürdü. Kırda,’Bugün mahlûkatın bayramıdır’ diye Nevruz’un önemini bize anlatmıştı. Kırda köpeklere ekmek parçası verip, 'Bugün, bu Neveruz bayramından bu köpeğin bile bir hissesi vardır. Bahar mahlûkatın bayramıdır. Biz de onların bayramına iştirak edelim.’ demişti. Çok sevinçli bir hali vardı Nevruz günü.”

Baharı, haşrin, yani öldükten sonra dirilmenin bir nümunesi olarak bilen ve her baharda bitki ve hayvanların yeniden yeryüzüne çıkıp canlanmasını, haşri en güzel şekilde isbat eden bir delil olarak gören Bediüzzaman, “Nevruz günü bahar mevsimine işarettir.” der ve haşrin isbatı hususunda baharı şöyle misal verir:

“Haşr-i baharîde (bahar haşrinde) görüyoruz ki, (Cenab-ı Hak) beş-altı gün zarfında küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan üç yüz binden ziyade envaı (türleri) haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihya edip (diriltip) iâde ediyor. Halbuki maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmışken kemal-i imtiyaz (mükemmel olarak ayrılarak) ve teşhis ile o kadar sür’at ve vüs’at (genişlik) ve sühulet (kolaylık) içinde kemal-i intizam ve mizan ile altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor. Hiç kâbil midir ki, bu işleri yapan zata bir şey ağır gelebilsin; semavat ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile (sesle) haşredemesin, hâşâ!” 

Bahara ve mahlûkata bu gözle, îman dürbünüyle bakılırsa, bütün bahar günlerinden mânen istifade edildiği gibi, Nevruz gününden de istifade edilir. Ama bugün, kutlanacaksa bile, meşruiyet ve helâl dairesini aşmamak lâzımdır. “Nevruz’dur” diyerek başka zamanlar haram ve caiz olmayan şeyler meşrulaştırılamaz. Kırlara çıkmak, yemek içmek, helâl dairede eğlenmek, ziyaretlerde bulunmak mümkün ve güzeldir. Fakat hiçbir surette ne içki içmek, ne de nâmahremlik sınırlarını aşan davranışlar helâl olur.

Nevruz’da oruç tutmak mekruhtur. O gün oruç tutmamak daha faziletlidir. Çünkü bugüne dinî bir hüviyet verip, mübarek gün gibi görmek caiz görülmemektedir. Ancak Ramazan’a rastlarsa tutmak gerekir, çünkü farz oruçtur.


Devamını Oku »

7.05.2018

Nasuh Tövbesi Duası

nasuh_tovbesi_duasi_nasil_yapilir
Nasuh tövbesi zina yapanların yapması gereken bir tövbe şeklidir.Zina yapanlar nash tövbesi duası okuyup ardından nasuh tevbesi etmeleri gerekir.Sadece zina değil bir çok büyük günah işleyip pişman olmuşların bir daha o günahı işlememek üzere yapılan büyük tövbe şeklidir.
Bir nevi o günahı bir daha işlemeyeceğine dair Allah(c.c)'ye söz vermektir.


Nasuh Tövbesi Duası Okunuşu
"Allahümme ente rabbî lâ ilâhe illâ ente halâktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûü leke bi ni’metike aleyye ve ebûü bizenbî fağfir lî feinnehû lâ yağfirüzzünûbe illâ ente."

Anlamı:  "Allahım sen benim Rabbimsin Senden başka ilâh yoktur Sen beni yarattın.Ben de senin kulunum Gücüm yettiği kadar senin va’din ve ahdin üzerineyim.Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım Senin bana verdiğin ni’metini îtiraf ederim. Günahımı da îtiraf ederim. Beni mağfiret et Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın."

"Bismillahirrahmanirrahim Bismillahillezi, la-yedurru maasmihi şeyün fil ardı vela fissema ve hüvessemiulalim. (3 kere Sabah-Akşam)"

"Allahümme innî es’elüke-ssıhhate vel-âfiyete vel-emânete ve hüsnel-hulkı verrıdâe bilkaderi birahmetike yâ Erhamerrâhimîn” "


Ya Rabbi! Senden, sıhhat ve afiyet ve emanete hıyanet etmemek ve güzel ahlâk ve kaderden razı olmak istiyorum Ey merhamet sahiplerinin en merhametlisi! Merhametin hakkı için, bunları bana ver!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحاً عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوامَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَاأَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider de, (Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin) derler.” (TAHRİM Suresi-8. Ayet)

Ayette geçen nasuh tövbesi 
- Allaha karşı günah işlediğini bilerek, bu günahtan dolayı Allaha sığınmak ve pişman olmak.

- Bu suçu işlediği için üzülmek, Yaratıcıya karşı böyle bir günah işlediğinden dolayı vicdanen rahatsız olmak.

- Bir daha böyle bir suça dönmeyeceğine dair bir karar içerisinde olmak.

- Kul hakkını ilgilendiriyorsa onunla helalleşmek.

Bir hadise göre Peygamber Efendimiz(S.A.V) Nasuh tövbesi için şunları söylemiş;
- Günahlara pişmanlık.
- Farz ibadetleri yapmak.
- Zulüm ve düşmanlık yapmamak.
- Kırgın ve küskünlerle barışmak.
- Bir daha o günaha dönmemek üzere karar vermek.

İnşallah bu şartları yerine getirirsek Allahın tövbelerimizi kabul edeceğinden ümitli oluruz. Ancak insan her zaman korku ve ümit içerisinde olmalı. Ne ibadetlerimize güvenip övünebiliriz. Ne de günahlarımızdan ümitsizliğe düşebiliriz. Ben çok iyiyim, bu işi hallettim demek ne kadar yanlışsa; ben bittim, beni Allah kabul etmez demek de o kadar yanlıştır. Ayrıca, suçunu anlayıp tövbe edip, Allaha sığınmak da büyük bir ibadettir. Günah işleyipte daha sonra tevbe ederim gibi bir düşünce de yanlıştır.

Nasuh tevbe, bozulması zor olan tevbedir. Yani samimi yapılan tövbedir.
Alimler nasuh tevbesini "Kişinin hali hazırda günahlarını terk etmesi, geçmişte yaptıklarına pişman olması, ileride günah işlememek üzere karar vermesidir." diye tarif etmişlerdir.
Kişi tevbe etmekte samimi olursa Allah ona yardım eder ve işlediği günaha dönmesi zor olur.

Tahrim 8; Ey iman edenler! Bir nasuh tevbesi yaparak Allah'a dönün! Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi içinde ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün Allah peygamberini ve iman edip onunla beraber olanları rüsva etmeyecek, nurları önlerinde ve sağlarında koşacak, "Ey Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla, bizi yargıla, şüphesiz sen her şeye hakkıyla kadirsin" diyecekler.

Ahirette özür dilemek veya tevbe etmek fayda vermeyeceği için Yüce Rabbimiz müminlere nasuh tevbesi yolunu göstererek şöyle buyurdu:
"Ey iman edenler! Bir nasuh tevbesi yaparak Allah'a dönün! Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi içlerinde ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün Allah peygamberini ve iman edip onunla beraber olanları rüs-va etmeyecek." 
Yani ey Allah ve Rasulünü tasdik edenler! Allah'a dönün geçmiş günahları silecek sadık ve samimi bir tevbe ile O'na dönün. Tevbe geçmiş günahlardan pişmanlık duymak, dil ile af dilemek, fiilen günah olan şeyi terketmek, bir daha o günahı tekrarlamamak üzere karar vermektir. Böyle yaparsanız belki Allah Tealâ, işlediğiniz amellerinizin günahlarını siler ve sizi köşklerinin ve ağaçlarının altından nehirler akan bahçelere koyar. O gün Allah Tealâ, nebisi Muhammed'e azap etmeyeceği, zelil ve perişan etmeyeceği gibi O'na iman edip dinine tabi olanları da azap etmeyecek zillete düşürmeyecek, bilakis onlara izzet ve ikramda bulunacaktır.

"Olur ki Rabbiniz" sözü, Zemahşeri'nin de dediği gibi Allah tarafından kullarını heveslendirme ifadesidir. Burada iki vecih vardır: 
Birincisi: Yüksek makam mevki sahibi olanların "Belki, olur ki" ifadelerinin kesinlik
ifade etmesidir. 
ikincisi: Kullara korku ve ümit arasında olmalarını öğretmek için bu üslûp kullanılmış olabilir.
Özetleyecek olursak, "olur ki" sözü Allah'tan sadır olmuşsa katiyyet ve kesinlik ifade eder.
"Rüsva etmez" sözünde Allah'ın rüsva ettiği cehennem ehline bir iğneleme vardır: 
"Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen kimi ateşe koyarsan onu rüsva etmişsindir." (Ali İmran, 3/192).

Ahmed b. Hanbel ve İbni Mace, Abdullah b. Mesud'un Rasulullah'm "Pişmanlık tevbedir." dediğini işittiğini rivayet etmişlerdir. 


Yine Rasulullah'ın (s.a.): "İslâm kendinden öncesini kestiği gibi tevbe de kendinden öncesini keser."

“Allah’a dönüş ve yöneliş” anlamına gelen nasuh tövbe, dini terim olarak “günahtan Allah’a dönme” anlamıyla meşhur olmuştur. 
Tövbeyi daha açık ve anlaşılır bir tarzda tarif edecek olursak şöyle diyebiliriz: Tövbe; yapılan kötülüğü, işlenen günahı veya kabahati günah olduğunu bilip, onu bırakıp terk ederek Allah’a dönmek, O’ndan affetmesini, bağışlamasını dilemek, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek, yalnız Allah’a yalvarmak demektir.

Yüce Allah, Tahrim Suresi 8. ayette: “Ey inananlar, tövbe-i nasûh ile Allah’a tövbe ediniz. Umulur ki Rabbiniz, kötülüklerinizi örtüp temizler ve sizi içinden ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir...” buyurmaktadır. Peki, bu ayette kastedilen nasûh tövbesi nedir?

Nasuh ne demek: Nasûh, Arapça kelime ‘nush’ kökünden mübalağa (abartma) kipidir. ‘Çok öğüt veren’ demektir. Tövbe, çok öğüt verici olarak nitelendirilmiştir. Yani sahibine, günahı bırakmasını öğütleyen, onu günahtan kurtaran sadık bir tövbe ile tövbe ediniz, Allah’a dönünüz demektir.

O halde nasûh tövbesi; hemen günahı terk etmek, geçmişte olanlara pişman olmak, gelecekte günah işlememeğe karar vermek ve üzerinde bulunan bir hakkı sahibine ödemek demektir

Hz. Peygamber nasûh tövbesini; “Kulun işlediği günahtan pişmanlık duyması, Allah’a tam rucu’ edip, sütün memeye dönmediği gibi, kişinin tekrar günaha dönmemesidir.” şeklinde tanımlamıştır.

Gazalî Hz., nasûh tövbesini tanımlarken şunlara yer vermiştir: “Nasuh tövbesi yapanlar, tövbe edip ölünceye kadar tövbesinde duranlardır. Bunlar geçmişteki eksiklerini tamamlar ve bir daha günaha dönmeyi hatırdan bile geçirmezler, zelle ve sürçmeler müstesna. İşte tövbede istikamet budur. Günahların sevaplarla değiştirilip hayırlarda müsabaka edenler, bu tür tövbe sahipleridir.”

Nasuh Tövbesinin Kabulünün Şartları
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın tövbe edenleri methetmesi ve tövbe kapısını çalan kullarını sevdiğini ifade etmesi
,tövbelerin kabul edileceğinin birer delilidir.

Hz. Peygamber, kullarının tövbesi karşısında Allah’ın ne kadar çok sevineceğini şöyle bir örnekle anlatmaktadır: “Allah’ın kulunun tövbesine sevinmesi şuna benzer: Bir insan azığını, su tulumunu bir deveye yüklemiş, sonra yolculuğa çıkmıştır. Nihayet çorak bir yere vardığında uykusu gelmiş, devesinden inerek bir ağacın altında istirahata çekilmiştir.
Kalktığında devesinin kaybolduğunu görmüş ve değişik tepelere koşarak onu aradığı halde bulamamış ve yorgun bir vaziyette, ağacın altına yatmıştır. Tekrar uyandığında devesini yanı başında durduğunu görüp de yularından yapışıp, son derece sevinerek: ‘Ey Allah’ım! Sen benim Rabbimsin, ben senin kulunum’ demiştir.”
İşte Yüce Allah, kendisine tövbe eden kuluna, devesini kaybettikten sonra bulan adamdan daha fazla sevinir.

Muâz bin Cebel -radıyallahu anh-:
“-Anam-babam Sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Nasuh tevbesi nedir?” diye sordu.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle anlattı:

“-Günahkâr kulun yaptıklarına pişman olması, (istiğfar etmek sûretiyle) Rabbinden özür dilemesi ve bir daha o günahlara dönmemesidir.”

Sonra güneş ve ay bu kapıdan batar ve tevbe kapıları arasından en ufak bir aralık dahî kalmayacak şekilde kapatılır. İşte bundan sonra tevbe eden hiçbir kulun tevbesi kabul olunmaz.”

Rabbimiz nasûh bir tevbe ile kendisine yönelmemizi, Tahrim Sûresi’nin 8. âyetinde bizlere şöyle emretmiştir:

“Ey îman edenler! Allâh’a içtenlikle tevbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte îman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nûrları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. «Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye gücün yeter!» derler.”
Nasûh tevbenin kabulü için olmazsa olmaz husus, samimiyet ve pişmanlıktır. Bu pişmanlık, insanın gücü yettiği ölçüde o hatayı tekrar etmemesi ve yaptığı günahla ilgili kul hakları varsa, bu hakları helâl ettirmek için elinden gelen gayreti göstermesidir.

Rabbimiz, “es-Settâr” ismiyle günahlarımızı setreylesin. El-Gaffâr ismiyle onları bağışlasın. “Seyyiâtı, hasenâta çevirme” vaadinden bizleri mahrum eylemesin, bizim de hata ve günahlarımızı, ihsan ve affıyla sevap ve mükâfatlara çevirsin. Biz, âciz kullarını lütfuyla, ihsanıyla cennet ve cemâliyle müşerref eylesin,amin.

Devamını Oku »